|
|
|
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
PERİNÇEK
TERTİPÇİLERİ YARGILIYOR (22 Ocak 2009)
DOĞU
PERİNÇEK'İN ERGENEKON DAVASINDAKİ TARİHİ SORGU
KONUŞMASI (TAM METİN)
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na
Dosya No: 2008/209
Konu: Sorgu özeti
I
GİRİŞ
KARANLIK BIRAKILAN TEK NOKTA KALMAYACAK!
Sayın Başkan, Sayın Yargıçlar,
İşçi Partisi Genel Başkanı ve yöneticileri hakkında
karanlık kalan tek nokta bırakmayacağız.Suçlamalarla
ilgili aydınlatılmayan, çürütülmeyen, eksik kalan,
bulanık kalan tek bir nokta görürseniz, lütfen
sorunuz.
İddia kürsüsünde oturanlar da sorsunlar.
Ceza Yargılaması Hukuku’na aykırı sorular da
sorsunlar. Avukatlarıma rica ediyorum itiraz
etmeyecekler. İddia sahipleri, yasadışı kanıtlarını
da toplasın getirsinler. Gizli dinlemelerini, sinsi
gözlemlerini, gelmiş geçmiş bütün raporlarını
getirsinler. Hepsi, onların suçunu kanıtlayacaktır.
Zaten tepeden tırnağa yasadışılığa ve suça batmış
durumdalar.
Halkın önünde her şeyi açıklamaya hazırız. Bu
Ergenekon tertibini bütün boyutlarıyla, Türkiyemizi
hedef alan bütün derinliğiyle kulağından tutup
kamuoyunun önüne çıkaracağız. Tertibin suçlularını
yargılayacağız burada!
Sorgumun sonunda soruları bekliyorum. Sorun ve bu
işi burada bitireceğiz!
Ertelenmesi, Türkiye’ye karşı suç olur.
TUNCAY GÜNEY YOKSA ÖRGÜT DE YOK
Bu davanın iskeletini, omurgasını, çekirdeğini
Tuncay Güney kurmuştur.
Bu davaya ille bir isim takılacaksa, “Tuncay Güney
Davası” demek yerinde olurdu.
İddianamenin omurgasını,
1. Tuncay Güney ile 2001 yılında yapılan Mülakat,
2. Tuncay Güney’in Mülakatı’na dayanılarak yapılan
şema,
3. Tuncay Güney’in polise verdiği belge çuvalı
oluşturmaktadır.
Çekin bu omurgayı, İddianame bir et yığını gibi
yığılır kalır.
Tuncay Güney’i çıkartınız bu dava dosyasından
— Örgüt kalmaz!
Örgütü kuran, temeli atan, çekirdeğini tayin eden,
yöneticilerini atayan, bağlantıları ören, olayları
imal eden, özetle senaryoyu kurgulayan, televizyon
ekranlarına baktığınız zaman, hep Tuncay Güney.
Bu İddianame’de Tuncay Güney’in adı 487 kez geçiyor.
Rakipsiz bir numara!
Meczup yok! Oval ofis var!
Tuncay Güney, görünüşte “Asrın Örgütü”nü kurmuş.
Mülakatı’nı izleyen çok yüksek ve seçkin
şahsiyetler, bu adam “meczup” diyor. Söyledikleri
“deli saçması” , “kepazelik”, “rezillik”,
“hokkabazlık” diye niteleniyor.
İşte en büyük yanılgı buradadır.
Bir meczup, bir hokkabaz Türkiye’yi parmağında
oynatabilir mi?
Bir millet, deli saçmalarıyla makaraya sarılabilir
mi?
Savcılıklar, tutuklama makamları, bir meczubun esiri
haline düşer mi?
Bir meczubun şemasını MİT resmi belge haline getirip
2002 yılından itibaren devlet içindeki darbe ve
tertiplerde kullanır mı?
İddianame, Tuncay Güney’in eseri!
Tutuklanmalar, Tuncay Güney’in talimatı!
MİT şeması, Tuncay Güney’in kurgusu!
Bu işler, bir meczubun işleri değil!
— Kasette izlenen “deli saçmaları”nı kim İddianame
haline getirmiş?
— Savcı Zekeriya Öz ekibi!
O zaman kasette izlediğiniz Tuncay Güney, Zekeriya
Öz olmuş.
Peki, 2006’da kim “Ulusalcı dalganın üzerine gidin”
fetvasını vermiş?
— Fethullah Hoca!
Bu durumda kasetteki Tuncay Güney, Fethullah
Hoca’nın ta kendisi oluyor!
— Kim önüne konan Tuncay Güney Mülakatı’ndan
üretilen görüntüleri izledikten sonra, delillendirin,
savcıları bulun, onları tutuklayın talimatı vermiş?
— 2006 yılı Mayıs ayında Tuncay Güney Abdullah Gül
olarak sahneye çıkıyor!
Bakınız Tuncay Güney, Abdullah Gül kimliğiyle
karşımıza çıktı.
— Kim ben Ergenekon Davasının savcısıyım diye
göğsünü gere gere son görevini açıklamış?
— BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan.
Meğerse BOP Eşbaşkanı, Tuncay Güney’den başkası
değilmiş.
— Peki, kim BOP Eşbaşkanı’na bu onurlu görevi
vermiş?
— ABD Başkanı Bush, 5 Kasım 2007 günü Beyaz Saray
Oval Ofisi’nde.
İşte meczup dediğimiz, Tuncay Güney’in kökünü
bulduk.
Tuncay Güney, “Ulusa Sesleniş” konuşmasını aslında
Oval Ofis’ten yapıyor.
SAVCILARIN İTİBARLI, GÜVENİLİR, SAMİMİ DAYANAĞI
TUNCAY GÜNEY
Kimileri Tuncay Güney’i abarttığımızı düşünebilir.
Gerçeğe bakalım!
Savcı Zekeriya Öz, Genelkurmay Başkanlığı’nın,
Jandarma Genel Komutanlığı’nın yolladığı yazılara
itibar etmiyor, onları samimi bulmuyor, hatta onları
suçlu olarak görüyor. Ama Tuncay Güney’in her
söylediğini başının üzerinde tutuyor. İddianame’nin
en itibarlı, en güvenilir, en samimi şahsiyeti
Tuncay Güney’dir.
Tuncay Güney, Savcı Zekeriya Öz’ün itibar kaynağıdır
ve itibar şampiyonudur.
Yine Danıştay suikastını yapanlardan Osman
Yıldırım’a da Savcı Zekeriya Öz sonuna kadar
güvenmekte ve itibar etmektedir.
Bu davanın savcıları ile Tuncay Güney, birbirlerine
çok yakışıyorlar. Çünkü itibar, güven ve samimiyet
ölçüleri aynıdır.
Savcı Zekeriya Öz ile “Osmanım” diye aşırı muhabbet
taşıdığı, Atatürk’e alçakça “İngiliz piçi” diyen
Osman Yıldırım da birbirlerine çok yakışıyorlar.
BÜYÜK SUÇLAR VE SUÇLULAR
Demek ki Tuncay Güney meczup değilmiş.
Tuncay Güney’in meczup olmadığını aslında ona meczup
diyenler de en sonunda anladılar.
Bir komutanımız hemen geçmişini gözden geçiriyor.
1995 Çelik Harekâtı’nı yapmış, Kardak Operasyonu’nun
emrini vermiş.
Büyük suç!
Diğer komutanımız, ABD’nin Kuzey Irak seferine karşı
dik duruşunu hatırlıyor.
Büyük suç!
Eski YÖK Başkanımız kendisini temize çıkarıyor! Ben
sapına kadar Amerikancıyım diyor.
O, gerçekten suçsuz!
Çünkü suçluyu da suçsuzu da Amerika belirliyor;
savcılar ve yargıçlar değil.
Tuncay Güney, Eski YÖK Başkanı’nın bu beyanatını
Oval Ofis’ten mutlaka izlemiştir. Madalyasını
yakında yollayacaktır.
İşçi Partisi Genel Başkanı olarak, İddianame’de bana
yöneltilen suçlara bakıyorum. Özeti:
Kemalist Devrim’i tamamlama kararlılığı!
ABD emperyalizmine ve Haçlı İrticaya karşı vatanı
savunmak, halkı savunmak!
HEDEFTE TEMİZLER VAR
KİRLİLER DEĞİL
Kamuoyunda dolaştırılan en şaşkın söylenti, bu
davada sap ile samanın birbirine karıştırıldığı,
temiz insanların kirli insanlarla aynı sepete
konduğudur.
Temiz ne demek?
Temiz olmak,
- Çelik Harekâtı’nı yapmak,
- Kardak Harekâtı’nı yapmak,
- ABD’nin Irak’ı ve Türkiye’yi parçalamasına
direnmek,
- NATO’dan çıkmak,
- Türkiye’nin bağımsız olarak Avrasya’daki yerini
alması,
- Atatürk Devrimi hedefine bağlanmak
ise,
bu dava, tam hedefine yönelmiştir.
Oval Ofis’ten verilen talimat, doğru
uygulanmaktadır.
Herkes örgüt şemalarına iyi baksın!
O şemalarda yöneticiler, Org. Kıvrıkoğlu, Org. Eşref
Bitlis, İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu
Perinçek var!
Bu davada hedef, Oval Ofis’te tanımlanmış bir
suçları bulunmayan 20 yaşlarındaki Vatan
Bölükbaş’lar değildir.
Herkes uyanmalı ve büyük tertibi görmelidir.
Hiç kimse bu davada olmayan bombalarla, uydurma
krokilerle suçlanmıyor.
Suç, Atatürk Devrimi’ni taammüden savunmak!
NATO’DAN ÇIKALIM GLADYO’NUN KÖKÜ KAZINIR
Tuncay Güney, Türkiye’nin patlayan çıbanıdır;
Türkiye’nin irinidir.
Türkiye, son 60 yılda Kemalist Devrimi yıka yıka
kendi eliyle imal ettiği bu zavallı çocuklarının
üstünde tepinerek bu karanlık tertipten
kurtulamayacaktır.
Artık herkes, Maşallah, Kontrgerilla düşmanı, Gladyo
düşmanı, Susurluk düşmanı, çete düşmanı, mafya
düşmanı oldu.
Türkiye fırsat yakalamış, öyle diyorlar.
Başımızda Obama, Fethullah Hoca, Abdullah Gül ve
Tayyip Erdoğan elimizde F tipi polis kadroları,
Gladyo’yu ve Susurluk’u temizliyoruz!
Türkiye, neyin fırsatını yakalamış?
Düşman, Kemalist Devrim’in son kalelerini de
yıkacak! Ordu’nun direncini kıracak. İşçi Partisi’ni
etkisiz hale getirecek. Vatansever güçleri sindirip
bir Mafya-Tarikat-Gladyo rejimini kurmanın eşiğine
gelmiş, son hamlesini yapıyor.
Şaşkınlarımız, saf yüreklilerimiz;
ABD’nin Sözleşmeli personelinden Mafya-Tarikat
güçlerinden,
BOP Eşbaşkanlarından,
Deniz Feneri soyguncularından,
çocuklarına yüz metrelik gemicikler alıp, eşlerinin
parmaklarına 40 milyarlık yüzük takanlardan,
Dolmabahçe Sarayı’nın eşyalarına bile göz
koyanlardan
temiz toplum kurmalarını bekliyor.
Gafillerin ve hainlerin tertiplerine, psikolojik
savaş yalanlarına kanmak için ne kadar arzulu
insanımız var!
İkiyüzlülüğe izin veremeyiz!
Susurluk’un, Gladyo’nun kökünü kazımak mı istiyoruz,
yapılacak tek iş vardır: NATO’dan çıkmak!
NATO’dan çıkalım, Uğur Mumcuları kimse vuramaz!
NATO’dan çıkalım, Eşref Bitlis’in uçağını kimse
düşüremez.
NATO’dan çıkalım, 1 Mayıs katliamları son bulur.
NATO’dan çıkalım, Kahramanmaraş’ta canlarımızı artık
kimse baltalarla öldüremez!
NATO’dan çıkalım, kimse Atatürk Kültür Merkezi’ni
kundaklayamaz!
NATO’dan çıkalım, kimse Madımak Oteli’ndeki o güzel
aydınlarımızı cayır cayır yakamaz!
NATO’dan çıkalım, benim canım yerdeşlerim Kemaliye
Başbağlar köylülerini kimse kurşuna dizemez!
NATO’dan çıkalım, Hırant Dink’i kimse öldüremez.
NATO’dan çıkalım, PKK terörünü, Hizbullah maskeli
terörü kimse besleyemez!
NATO’dan çıkalım, Gazze halkına en büyük yardım
budur!
NATO’dan çıkalım, Irak halkına en candan selam
budur.
NATO’dan çıkalım!
İkiyüzlülüğü bırakalım!
NATO’DAN ÇIKMAK “YURTTA BARIŞ, CİHANDA BARIŞ”IN
BUGÜNKÜ GÖREVİDİR!
Gladyo’yu temizlemek istiyor muyuz, tek çare vardır:
Atatürk’ün demir süpürgesi!
Atatürk’ün döneminde bu terör belası var mıydı?
Hatta 1960’ları hatırlayınız, şu patlayan bombalar,
havalara uçan kollar bacaklar var mıydı?
Şu koruma ordularına bakınız, Türkiye Atatürk
Devrimi dönemlerinde böyle miydi?
Nerde o devrimin, o bağımsızlığın getirdiği barış ve
huzur, o kardeşlik, o mahalle ilişkileri, o
arkadaşlıklar ve sevdalar?
Bu kan revanın ortasında, Türkiye’nin ilerlediğini,
kalkındığını hangi mezhep söyleyebilir?
Buradan İşçi Partisi Genel Başkanı olarak bütün
milletime sesleniyorum:
NATO’dan çıkalım
Gladyo’nun kökünü kazıyalım!
Bütün partiler, örgütlere aynı çağrıyı yapıyorum:
NATO’dan çıkalım
Gladyo’nun kökünü kazıyalım!
Kim Susurlukçu kim değil, mihenk taşı, bu çağrıya
verilen cevaptadır.
Kimse milleti aldatmasın!
İkiyüzlüler meydana çıksın!
Milletimiz kimseye aldanmasın!
“BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ” DİYE İDDİANAME YAZILMAZ!
Ceza yargılaması, fiillerle ilgilenir. Suç olduğu
iddia edilen fiilleri tek tek ele alacağız.
Fiiller, zamanla belirlenir. Bir iddianamenin hukuki
değerinin birinci ölçütü, fiiller, insan
somutluğudur; gerçekliğidir; zamanın içindeki
yeridir. O nedenle hukukçu, hemen ilk sayfada
yazılan “Suç Tarihi”ne bakar. Biz de bakıyoruz.
Tarih: 12 Haziran 2007. Yani Ümraniye’de bulunduğu
söylenen bombaların, yine bulunduğu rivayet edilen
tarihi.
Ancak İddianame’nin içini açıyoruz. Milattan önce
binlerce yıl derinliğine kadar gidiyor. Suç olduğu
iddia edilen somut fiiller bulunmadığı için, suç
tarihi de saptanamıyor.
“Bir varmış bir yokmuş, deve tellal iken, pire
berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır
sallar iken” diye iddianame yazılmaz.
Bu İddianame’de bizleri suçlayan bütün olaylar,
“deve tellal iken” gerçekleşmiştir.
İddianame’nin en büyük gerçeği budur.
Şimdi tek tek ispatlayacağız.
Tartışmasız olarak ispatlayacağız.
Kesinleşmiş mahkeme karalarıyla ve tartışmasız resmi
belgelerle ispatlayacağız!
II
UYDURMA FİİLLER VE GERÇEKLER
BİRİNCİ UYDURMA:
BİLECİK TOPLANTISI
“Ergenekon Yeniden Yapılanma” temel belgesini, Doğu
Perinçek, Suphi Karaman, Hasan Yalçın, Deniz Bilge,
Erol Bilbilik BİLECİK’te hazırladılar.”
(İddianame, s. 56, 887, 1408, 1522, 1552 ve diğer
yerlerde)
Kanıt: Tuncay Güney ile Mülakat.
Açıyoruz Tuncay Güney ile Mülakat’ın ilgili
bölümlerine (s.26, s. 81–84) bakıyoruz. Bilecik’te
hazırladılar diye bir suçlama yok. Soldan sağa
okuyoruz, Yok! Sağdan sola yazabilirler diye bir de
öyle okuyoruz yine Yok!
İddianame’yi yazanlara Tuncay Güney’in kurgulanmış
Mülakat’ı dahi yetmemiş. Bir kuruluş eylemi gerekli…
Yok! O zaman uydurmuşlar. Uydurma eylemi, Mülakat
Özeti’nde başlıyor. F tipi polisler, Mülakat’ı
özetlerken uydurmuşlar.
Ancak ben, Emniyet sorgusunda uyardım, “Bilecik
toplantısı”, “Bilecik’te hazırlama diye bir şey yok”
diye anlattım.
Savcılar, bu beyanlarım karşısında uydurmadan
vazgeçebilirlerdi. Vazgeçmiyorlar. Uydurmada ısrar
ediyorlar. Yalanı bile bile iddianameye de
yazıyorlar. Kasıt unsuru tamam!
İddianameyi imzalayanların birinci suçudur bu!
Fiil uydurmak!
Suç uydurmak!
Mahkemeyi yanıltma girişimi!
Kamuoyunu kandırmak!
İftira fabrikasyonu!
Bunların hepsi suçtur!
İKİNCİ UYDURMA:
GEN. VELİ KÜÇÜK’ÜN TALİMATI
“Doğu Perinçek ve arkadaşları Ergenekon Yeniden
Yapılanma belgesini Veli Küçük’ün talimatıyla
yazdılar.”
(İddianame, s. 56, 887. 1408, 1522, 1552 ve diğer
yerlerde)
Kanıt: Tuncay Güney ile Mülakat.
İddianame’yi yazanların bu iddiası da uydurma.
Mülakat’ta böyle bir yalan yok!
İddianame yazarları, Tuncay Güney’in bile
söylemediği yalanı uydurmuşlar!
Dahası Tuncay Güney, tam tersini söylüyor:
“SORGUCU: İşaret eden kim?
TUNCAY GÜNEY: Neyi işaret eden?
SORGUCU: Siz gidip bu adamlardan faydalandınız.
Ergenekon’un Yeniden Yapılanması’nda faydalanın
diyen kim?
TUNCAY GÜNEY: Veli paşa faydalanın demedi. (…) Kendi
söylemedi. Doğu Perinçek, bunlarla [Perinçek’in
Genel Başkan Yardımcıları] çalışıyor.
SORGUCU: Siz Doğu Perinçek’e gittiniz. Doğu Perinçek,
bunlarla kendisi hazırladı.
TUNCAY GÜNEY: Evet (…)
SORGUCU: Niye buna ihtiyaç duydu? Örgüt, Ergenekon
pasif durumda mıydı?
TUNCAY GÜNEY: Hayır partilerde bir Anayasa Taslağı
vardır.”
İddianameyi yazanlar, bir kez daha uydurmuşlardır.
İkinci suçları budur!
ÜÇÜNCÜ UYDURMA:
PERİNÇEK VE ARKADAŞLARI HAZIRLADI
“Bilecik toplantısı” Mülakat’ta yok. Yalan! Savcılar
uydurmuş!
“Veli Küçük’ün talimatı” da Mülakat’ta yok. Hatta
tam tersi söyleniyor. Bu yalanı da savcılar
uydurmuş.
Peki, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek ve üç Genel
Başkan Yardımcısı, Ergenekon temel belgesini
hazırlamışlar mı?
Bu iddia da uydurma!
Mülakatı baştan sona okuyunuz, tekrar tekrar
okuyunuz! Tuncay Güney böyle bir yalanı söylemiyor.
Bu yalanı da, Tuncay Güney’in Mülakatı’nda olmadığı
halde, İddianame’yi yazanlar uyduruyorlar! Uydurmaya
mecburlar! Çünkü kendilerine örgüt imal etme görevi
verilmiş!
Tuncay Güney’in söylediği şu: Doğu Perinçek ve Suphi
Karaman, Hasan Yalçın, Erol Bilbilik, Deniz Bilge,
partileri için “bir Anayasa Taslağı” hazırladılar.
Bu metnin adı:
“Devletin Yeniden Yapılanması”.
Bu metin, İşçi Partisi başkanlık kurulu kararı!
Dava dosyasındaki belgelerde, üzerinde “İP Başkanlık
Kurulu Kararı–25 Kasım 1999” diye açıkça yazıyor!
İP Başkanlık Kurulu Kararı olan “Devletin Yeniden
Yapılanması” bir bakıma bir anayasa önerisi taslağı!
İP Başkanlık Kurulu Kararı ile “Ergenekon Yeniden
Yapılanma” arasında en küçük benzerlik bile yok! Her
iki metin arasında ortak bir cümle dahi yok!
İddianame’yi yazanlar, yine “hünerlerini”
gösteriyorlar. Tuncay Güney’in Mülakatı’nda iki ayrı
metin olarak geçen “İP Başkanlık Kurulu Kararı” ile
“Ergenekon Yeniden Yapılanma” belgesini sürekli
olarak birbirine karıştırıyorlar. Kasıtlı yapıyorlar
bunu. Çünkü Tuncay Güney’in Mülakatı’nda böyle bir
karışıklık yok. İki metin birbirinden ayrı:
“Doğu Perinçek’in Yeniden Yapılanma teorisi var. [İP
Başkanlık Kurulu Kararı] Veli Paşa genişleterek
tasarı yaptı.” (s.26) “Doğu Perinçek bize bir tez
hazırladı. (…) Partilerde bir Anayasa Taslağı
vardır.” (s.82–83)
Tuncay Güney’in yalanı, İddianame’yi yazanların
uydurması yanında küçük kalıyor. Tuncay Güney,
özetle şunu söylüyor:
İşçi Partisi’nin hazırladığı taslak, Veli Paşa
tarafından genişletilerek “Ergenekon Yeniden
Yapılanması” tasarısı haline getirildi.
Gerçekler, bu yalanı da çürütüyor:
“Ergenekon Yeniden Yapılanma” belgesinin tarihi: 29
Ekim 1999.
İşçi Partisi’nin “Devletin Yeniden Yapılanması”
başlıklı Başkanlık Kurulu Kararı’nın tasarı olarak
yayınlandığı tarih: 25 Kasım 1999.
Önce Ergenekon belgesi yazılmış.
Dolayısıyla o belgenin İşçi Partisi belgesinden
yararlanarak yazılması mümkün değil.
İçerik de bunu doğruluyor. İleride inceleyeceğiz,
iki belgenin konuları ayrı, felsefeleri zıt,
aralarında tek bir cümle benzerlik yok!
İddianame’yi yazanların üçüncü suçu da budur.
DÖRDÜNCÜ UYDURMA:
“ARZ EDERİM” SAHTECİLİĞİ
İddianame’yi yazanlar, Doğu Perinçek’in Veli Küçük’e
“Arz ederim” diye biten bir mektup yolladığını iddia
ediyorlar. (İddianame, s. 1415 ve diğer yerlerde).
İşte mektup burada! [Perinçek, adli görevli
aracılığıyla mektubun örneğini Mahkeme Başkanı’na
sunuyor]
Bu mektup, Dava Dosyasında var.
Savcılar, mektubu görmüşler.
Ama bakıyoruz, “Arz ederim” sözcüğü yok!
[Doğu Perinçek, adli memur aracılığıyla Mahkeme
Başkanı’na verdiği mektubun bir örneğinin de İddia
Makamı’nda oturanlara verilmesini talep ediyor.]
Hani nerede, “Arz ederim” sözcükleri nerede?
İddia Makamı’nda oturanlar İddianamelerine
yazdıkları o iki sözcüğü Mahkeme’ye göstersinler!
Gösteremiyorlar!
Yine uydurmuşlar!
Yüzleri kızarmıyor mu, utanmıyorlar mı?
Bu kez sahtecilik suçu işlenmiş.
Doğu Perinçek’in Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer’e yolladığı mektubun sonundaki “Arz ederim”
sözcüğü oradan kesme-biçme yöntemiyle alınmış, Sayın
General Veli Küçük’e yollanan mektubun sonuna
yapıştırılmış!
Buna ne demeli?
Dört kâğıtçılık yöntemi mi demeli, beş kâğıtçılık
yöntemi mi?
Savcılara, tertibi hazırlayanlar, resmi evrakta
sahtecilik yapma yetkisi mi vermişler?
Savcı sıfatını taşıyanlar, resmi bir evrak olan
İddianame’ye, ellerindeki belgeleri bile bile,
kasıtlı olarak değiştirerek, yeni sözcükler
ekleyerek koyabilirler mi?
Bunu yapanlara C. Savcısı denebilir mi?
Herkes dese, babası Yargıtay C. Başsavcı
Yardımcılığı yapmış olan Doğu Perinçek demez!
Denebilir ki, yanlışlıkla yazmışlardır;
Cumhurbaşkanı’na yazılan mektup ile General Veli
Küçük’e yollanan mektubu karıştırmışlardır!
Hayır, altını çiziyorum, bile bile, kasıtlı!
Çünkü ben Emniyet ifadesinde, “Arz ederim”
sözcüğünün o mektupta olmadığını açıkça söyledim;
uyardım onları.
Hata olsaydı, düzeltirlerdi.
Demek ki, mahcup olmaktan korkmuyorlar. Yüzlerinin
kızarması, onlar için bir utanç değildir.
Psikolojik savaş görevi uğruna, onurlarını feda
edebiliyorlar.
Evet, bu davada İddianame’yi yazanların amacı,
Mahkeme’yi ikna değildir; kamuoyunu psikolojik
savaşla aldatmaktır!
İşte uydurmalarla yürütülen psikolojik savaşın
ispatı!
28 Mart 2008 tarihli Sabah gazetesinin birinci sayfa
manşeti! Nal gibi harflerle!
“Tuhaf Diyalog Perinçek’ten Küçük’e: Arz ederim”
[Perinçek, Sabah gazetesini gösteriyor]
Savcıların uydurması, daha İddianame yazılmadan
Sabah Gazetesi’ne birinci sayfa manşeti oluyor.
F. Savcılığı ile Amerikancı liboş ve tarikatçı basın
arasındaki yalanlarla, fabrikasyonlarla,
uydurmalarla yürütülen işbirliğinin yüzlerce
örneğinden yalnızca biridir bu “Arz ederim” imalatı!
Yazmadığım, tek bir sözcükle Sabah gazetesine manşet
oluyorum!
Bana verilen öneme bakınız!
Ama biz İşçi Partisi olarak, Diyarbakır’da binlerce
Kürt kökenli yurttaşımızla ve binlerce Türkiye
Bayrağıyla miting yaptığımız zaman, Sabah
gazetesinde tek satırla yer alamıyoruz. Çünkü o Türk
Bayrakları, binlerce Kürdün elinde, ABD’nin
Diyarbakır’ı Kukla Devlete merkez yapma planını
bozuyor!
Bu iddianame, baştan aşağıya, İddianame’yi
yazanların uydurmalarını ve suçlarını ve ABD
güdümündeki tertibin zoraki yalanlarını
belgelemektedir. İddia sahiplerinin dördüncü
suçlarının özeti budur.
Peki, General Veli Küçük’e o yedi satırlık mektup
neyin nesidir?
Bu mektup, Cumhurbaşkanı’na, bütün devlet ve hükümet
yöneticilerine, TSK Komutanlarına, siyasal
partilere, kitle örgütlerine ve basına yollanan
dosyanın sunuş mektubudur.
Dosyanın konusu, 4 Haziran 2003 günü TBMM’de
onaylanan İkiz İhanet Sözleşmeleri’ne ilişkin
görüşlerimizdir.
Bu görüşleri, Çankaya’da beni kabul eden Sayın
Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’e sundum ve sözlü
olarak açıkladım. Sayın Cumhurbaşkanı’ndan bu İhanet
Sözleşmeleri’ni veto etmesini talep ettim. Ayrıca
basın toplantıları yaparak kamuoyuna açıkladım.
E. General Veli Küçük, gazetelerden okumuş. 2003
Haziran ayının ilk yarısıydı, telefonla aradı. O
sırada İstanbul İl Yönetim Kurulumuz ile toplantı
halindeydim. 20’nin üzerinde Kurul üyesinin önünde
konuştuk.
E. Gen. Veli Küçük, bir grup general arkadaşıyla bu
İkiz Sözleşmeler konusunu görüştüklerini belirtip,
sözleşmelerin içeriğiyle ilgili somut sorular sordu.
Zaman zaman birlikte görüştükleri general
arkadaşlarının da sesleri geliyordu; “Şu konuyu da
sorun” diye.
Bir saat içinde dört kez telefon ettiler. Ben, bu
kadar ilgilenmelerinden sevinç duydum.
Cumhurbaşkanı’na, devlet yöneticilerine ve
gazetelere verdiğim dosyanın bir örneğini de
kendilerine yollayacağımı, ilgilendikleri bütün
konuların bu dosyada ele alındığını belirttim ve
dosyayı kendilerine yolladım. Nitekim Gen. Veli
Küçük’ten ön yazı ve ekindeki Cumhurbaşkanı’na
yollanan dosya içeriği aramada bulunmuş.
Aynı dosya, Cumhurbaşkanlığı Makamına baskın yapılıp
arama yapıldığı zaman orada da bulunacaktır.
İşçi Partisi’nde yapılan aramada, çeşitli devlet
kurumlarına ve basına gönderilen örnekleri bulunmuş
ve dava dosyasına konmuştur. Örneğin
Cumhurbaşkanı’na, Milli Güvenlik Kurulu üyelerine ve
gazetelere…
Bu İkiz Sözleşmeler, Türkiye Cumhuriyeti tarafından
40 yıl imzalanmamış, en sonunda ABD ve AB’nin
baskısıyla hükümet tarafından imzalanmış, AKP
iktidarı tarafından TBMM’den geçirilmiştir.
Bu İkiz Sözleşmeler’de etnik gruplara ayrı devlet
kurma hakkı tanınmakta, bölgelere kendi ekonomik
kaynaklarına sahip çıkma yetkisi verilmekte ve
etnik, mezhepsel, dinsel cemaatlere kendi
eğitimlerini düzenleme hakkı tanınmaktadır!
Bu İkiz İhanet Sözleşmeleri, PKK tüzük ve programını
bile aşan bölücü hükümler taşımaktadır.
Etnik bölücülük ve dinsel cemaatler böylece Türk
Kanunlarına dayanma olanağını elde etmişlerdir ve
taleplerini bu hükümlere dayanarak ileri sürmeye
başlamışlardır.
BEŞİNCİ UYDURMA:
“TÜRK SUBAYLARI DOĞU PERİNÇEK’İN ORGANİZESİYLE
PKK’YA 6 BİN SİLAH VERDİ” HAİNLİĞİ
Savcılar, İddianamelerine TSK subaylarının, Doğu
Perinçek’in “organizesi ve referansıyla” Barzani ve
Talabani’ye 24 bin silah verdiklerini, bu silahların
6 bininin yine Türk Subayları tarafından PKK’ya
teslim edildiğini yazabilmişlerdir (İddianame, s.
277, 278 vd, 1525 ve diğer yerler).
Tek kanıtları, Tuncay Güney’in söyledikleridir
(Mülakat, s. 39 vd, 111 vd).
Savcılara göre, Mehmetçiği vuran silahları ve
kurşunları PKK’ya, Türk Ordusu vermektedir. 24 bin
silahın bireysel veya grupsal bir girişimle Barzani,
Talabani ve PKK’ya verilemeyeceği açıktır.
Tuncay Güney, 24 bin adet silahı iki araba, iki
“konteynıra” sığdırabilmiştir.
Peki, Savcılar hangi vicdana, hangi mantığa
sığdırabilmişlerdir?
Bu konularda uzman olan, İP Genel Başkan Yardımcısı
E. General Servet Cömert ile yaptığımız hesaba göre,
24 bin silah, 120 ton ağırlığındadır ve silahların
arasındaki hava boşlukları da hesap edildiğinde, bu
kadar silah, en az 12 tırla götürülebilmektedir.
Tırların büyüklüğüne göre bu konvoy 20 tıra kadar
çıkmaktadır. Tırların boyu 13 metre 60 cm’dir.
[Tırlarla ilgili bilgiyi Mahkemenize tek sayfa
halinde şemalarla sunuyorum]
Trafik kurallarına göre tırlar arasında bırakılması
gereken mesafe de dikkate alınırsa, bu konvoyun boyu
1,5–2 km’dir.
Aşağıdaki tabloda en çok kullanılan bazı tırların
ölçülerini metre cinsinden bulabilirsiniz:
L = Uzunluk
W = Genişlik,
H = Yükseklik,
m3 = Toplam hacmi (metreküp)
TIR TİPİ L W H m3 RESİM
Tenteli TIR 13.60 2.42 2.40 79
13.60 2.42 2.60 86
Jumbo TIR 3.10 2.42 2.55 79
9.10 2.42 2.75
3.50 2.42 2.45 83
8.70 2.42 2.95
Treylerli normal TIR
(Optima) 6.20 2.42 2.50 87
8.30 2.42 2.50
Treylerli Jumbo TIR 7.80 2.44 2.85 110
8.10 2.44 2.85
Normal Açık TIR upto 18 2.44 - -
Damperlı TIR - - - upto 25
Jumbo Açık TIR upto 18 2.44 - -
Lowbed TIR - - - -
Sayın Mahkeme,
Düşünebiliyor musunuz Tuncay Güney, Türk
subaylarının marifetiyle, yanında gazeteci Ayşe Önal
ve Bengüç Özerdem olmak üzere arkasında 2 km boyunda
20 tırlık bir konvoyla Irak’ın kuzeyine silah
götürüyor!!!
Bu haince olduğu kadar, mantıksız ve uydurma
suçlamayı, hangi C. Savcısı iddianamesine yazar?
Bunu yazabilecek dördüncü bir savcı bulunabilir mi?
Genelkurmay Başkanlığı, Avukatımız Hüseyin
Gökçearslan’ın başvurusu üzerine, 20 Mayıs 2008
günlü yazısıyla bu haince suçlamanın “tamamen
asılsız ve mesnetsiz” olduğunu bildirmiştir.
“Genelkurmay Başkanı Namına” imzalanan bu yazı “Ad.
Müş. 3050-37-08. O.Ö. 90017316” sayısını
taşımaktadır.
Bu Genelkurmay Başkanlığı yazısını Mahkemenize bir
kez daha sunuyorum.
Evet, bir kez daha!
Çünkü İddianame yazılmadan önce bu resmi yazı
Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e verilmişti. Dahası
Tuncay Güney, Kuzey Irak’a silah konusunda yalan
söylediğini televizyonlardan defalarca bangır bangır
söyledi. (Saygı Öztürk, Belgelerle Ergenekon, s. 60
vd).
Ancak Zekeriya Öz, “Genelkurmay Başkanı namına”
yazılan yazıya iltifat etmemiş, Tuncay Güney’in
“yalan söyledim” beyanını da samimi bulmamış, 2001
yılındaki alçakça ve haince yalanını İddianamesine
inatla ve ısrarla, döne döne yazmıştır.
Türk Ordusu’na ve Türk subaylarına karşı, Türkiye
tarihinde bu kadar haince bir psikolojik savaş
yürütülmemiştir.
Türk Ordusu’na güveni yerle bir etmeyi amaçlayan bu
iftiranın ardında savcı sıfatı taşıyanların
imzalarının bulunması, Türk Yargısı için yüz
karasıdır; silinemeyecek bir lekedir.
Peki, Savcılık bu cüreti nereden almaktadır?
Bu çılgınca psikolojik savaş ihanetine,
Genelkurmay’ın açıklamasını ve her türlü mantık
kuralını hiçe sayarak, en küçük bir araştırma
yapmadan, hangi cüretle kalkışabilmektedir?
İhanet kavramının içini dolduracak bilgi de
ispatlıdır.
16 Şubat 2001 günü ABD’nin ünlü New York Times
gazetesinde ve 23 Şubat 2001 günü Washington Post
gazetesinde, CIA bağlantılı ünlü gazeteci Jim
Hoagland imzasıyla bir haber yayımlanıyor. CIA
bağlantılı Hoagland, Türk Ordusu’nun komutanlarının
“Kuzey Irak sınırında kaçakçılık yaptıklarını”
yazıyor. Aydınlık dergisi bu haberi görüyor ve hemen
kamuoyuna duyuruyor. (Aydınlık, 1 Nisan 2001, s.4–5,
sunuyoruz)
Amerikan gazetesinde 23 Şubat 2001 günü çıkan Türk
Ordusu’na yönelik bu suçlama, 7 gün sonra
İstanbul’daki Fethullahçı istihbarat polisleri
tarafından Tuncay Güney’in ifadesine yazdırılıyor.
CIA’daki hıza bakınız!
Bir hafta içinde elleri kolları İstanbul Emniyeti
İstihbarat Şubesine kadar uzanıyor ve Tuncay
Güney’in ifadesiyle kayda geçiriliyor.
Genelkurmay Başkanlığı o CIA haberlerini hemen
yalanlamış, ne önemi var. CIA’nın Türk Ordusu’na
karşı psikolojik savaş malları, yedi yıl sonra bu
kez de F. Savcıları tarafından Ergenekon
İddianamesi’ne yazılıyor!
Hem de Genelkurmay’ın iki ayrı yalanlamasına ve
resmi yazısına rağmen!
“İhanet” kavramı üzerinde ısrar ediyorum.
Çünkü ihanet ispatlı…
Bir ispat da, Tuncay Güney’in Mülakatı’nda!
Tuncay Güney şöyle diyor:
“Tabii biz silahları veriyoruz, CIA veriyor oldu.”
(Mülakat, s. 118).
Türk Ordusu veriyor PKK’ya silahları ve suçu da
CIA’nın üzerine atıyor!
Hıyanete bakın siz!
Bir koyundan iki post çıkarmaya kalkıyor hainler.
Türk Ordusu, PKK’ya silah vermekle suçlanıyor.
Dünyanın gözü önünde silahları veren CIA aklanıyor.
Bu alçakça anlatım, Tuncay Güney’e açıkça
dayatılmış.
Bu da ispatlı:
“Sorgucu: normalde bu silahları CIA göndermedi. Siz
gönderdiniz.
Tuncay Güney:Tabii canım” (Mülakat, s. 118).
Sorgucu, Tuncay Güney, Ergenekon Savcıları, bu
ihanette buluşmuşlardır.
Milliyet, Radikal, Yeni Şafak, Star ve Sabah
gazeteleri de bu uydurma psikolojik savaş mallarını,
bırakalım vicdanı, mantığın denektaşına bile
vurmadan çılgınca yayımlamışlardır.
Çünkü görev Türk Silahlı Kuvvetleri’ne vurmaktır!
Doğu Perinçek’e ve İşçi Partisi’ne vurmaktır!
Buradan Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’na
sesleniyorum!
Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu’na sesleniyorum!
İstanbul C. Başsavcılığı’na sesleniyorum:
Ergenekon İddianamesi’ni yazanlar, Türk Ordusu’na
karşı hiçbir vicdan ve mantığa sığmayan bir
psikolojik savaşı yürütmüşlerdir.
Buna izin veren kurumlar da, kuşkusuz sorumludur.
Bu ihanete soruşturma açmayan, bu ihaneti
cezalandırmayan bütün yetkili kurumlar, ağır
sorumluluk içindedir ve suç işlemektedir.
ALTINCI UYDURMA:
“ORG. ÇEVİK BİR, KIRIKKALE MKE’DEKİ SABOTAJI
YAPTIRDI” HAİNLİĞİ
(İddianame, s. 1413 vd, s. 1525, Tuncay Güney
Mülakat, s. 120 vd)
Evet, suçlamalar arasında bu da var!
Ordu komutanlığı yapmış bir Orgeneral, Kırıkkale
Mühimmat Fabrikası’nı havaya uçurtuyor!!!
Dahası bu alçakça psikolojik savaş, Tuncay Güney
marifetiyle Aydınlık gazetesinin üzerine atılıyor.
İşte Aydınlık’ın haberi!
Ne yazıyor başlıkta:
“Kırıkkale’deki patlama ABD’nin Genelkurmay’a
cevabı” (Aydınlık, 6 Temmuz 1997, Ekli sunuyorum).
Hani nerede “Org. Çevik Bir Sabotajı yaptırdı”
yalanı?
Savcılar, Türk Ordusu’na güveni sarsmayı hedefleyen
bu Tuncay Güney uydurmalarını nasıl dava dosyasına
koyarlar?
Bu sorunun tek bir cevabı vardır:
İsterse kuyruklu uydurma olsun, yeter ki Türk
Ordusu’na vursun!
YEDİNCİ UYDURMA:
GENELKURMAY BAŞKANLIĞI DOĞU PERİNÇEK ARACILIĞIYLA
PKK İLE GÖRÜŞMELER YAPTI
(İddianame, 276 vd, 281, 1526 ve başka yerlerde)
Oysa o tarihlerde Doğu Perinçek Haymana Cezaevi’nde
idi.
İddianameye göre, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu
Perinçek, Şubat 1999’da şu faaliyette bulunmuş:
- İstanbul’da Abdullah Öcalan’ın “teslim olmak
istiyorum” mesajını General Veli Küçük’e iletmiş!
- İstanbul’da Veli Küçük ile görüşmüş!
- İstanbul’da Tuncay Güney, Apo’nun Avukatı Doğan
Erbaş ve Adnan Akfırat ile Apo’nun teslim şartları
konusunda üç ayrı görüşme yapmış!
- İstanbul’da sık sık Tuncay Güney’i aramış!
- İstanbul’da Tuncay Güney’i “Apo’nun avukatları ile
görüşün” diye sıkıştırmış!
Bütün bu faaliyetler İddianame’ye göre hangi sırada
yürütülüyor?
- “Apo, Suriye’yi terk ettikten sonra”
- “Apo, İtalya’da iken”
- “Apo, dünyanın üzerinde turlarken”
- “Apo Kenya’da iken”
Yani, Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarıldığı 10
Ekim 1998’den, Kenya’dan Türkiye’ye getirildiği 15
Şubat 1999 arasındaki dönemdir söz konusu olan.
Oysa Doğu Perinçek, 24 Eylül 1998 günü Ankara’da
gözaltına alındı. Bir hafta Ankara Emniyeti’nde
gözaltında tutulduktan sonra 30 Eylül 1998 günü
Haymana Cezaevi’ne kondu ve 8 Ağustos 1999’a kadar
Haymana Cezaevi’ndeydi.
Apo’nun Suriye’yi terk etmesinden Kenya’da
yakalanarak Türkiye’ye teslim edilmesine kadar geçen
olaylar Ekim 1998-Şubat 1999 arasında.
Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği tarihte Doğu
Perinçek beş aydır Haymana Cezaevi’nde.
Ve o tarihten sonra beş ay daha Haymana Cezaevi’nde
kaldı.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Haymana
Cezaevi’nde bulunduğu Şubat 1999 tarihinde,
yapıldığı uydurulan “Türk Silahlı Kuvvetleri ile Apo
arasında görüşmeler örgütlüyor, toplantılar yapıyor!
Bütün bu uydurmaları, İddianame’yi yazanlar, Tuncay
Güney’in “samimi beyanlarına” dayandırıyor.
Savcılar, o sırada Doğu Perinçek’in nerede
bulunduğunu ve ne yaptığını araştırmadan
İddianame’nin içine doldurmuşlardır. Yeni Şafak,
Radikal, Sabah gazeteleri 28 Temmuz 2008 günlü
yayınlarında bu uydurmalara büyük başlıklar atarak
yer verdiler.
Tuncay Güney’in ipiyle kuyuya inmeye kalkanlar,
iftira ve yalan kuyularına gömülüp kalmaya
mahkûmdurlar.
SEKİZİNCİ UYDURMA:
DOĞU PERİNÇEK PKK KURUCUSU
VE PKK’NIN İKİNCİ LİDERİ
İddianame’yi hazırlayanlar, bu iftirayı yazabilecek
kadar gerçek düşmanıdırlar ve hukuk düşmanıdırlar
(İddianame, s. 280). İddianame’ye yazdıkları bu
iftiranın hesabını yargı önünde vereceklerdir.
Ellerinde bu iddianın, bir iftira, bir yalan
olduğunu hükme bağlamış Mahkeme kararı ve Milli
Savunma Bakanlığı yazısı ile Milli Eğitim Bakanlığı
yazısı olduğunu bile bile, kendilerini tutamayarak
bu suçu işlemişlerdir.
Hem de JİTEM ile ortak ruh hali içinde olduklarını
da göstermişlerdir.
Bu iftira, 1995 öncesinde bir JİTEM ders notunda yer
alıyor. Amaç, Doğu Perinçek’e karşı psikolojik
savaş.
Bunu saptıyor ve belgeleriyle Milli Savunma
Bakanlığı’na başvuruyoruz.
Milli Savunma Bakanı Mehmet Gölhan, 07.04.1995
tarihinde bir yazı yazarak İşçi Partisi’ne karşı
hatalı olduklarını kabul etmiştir (Örneğini
sunuyorum).
Bununla yetinmiyoruz.
Bu ders notunu derhal toplatacaksınız diye
başvuruyoruz.
Bu kez Milli Eğitim Bakanı Nevzat Ayaz, 18.08.1995
günü İşçi Partisi’ne yazı yazarak, Ders Notu’nun
toplatıldığını bildirmiştir (Belge ekli olarak
sunulmuştur).
Bu yazılar, Dava Dosyası’ndaki Fabrikatör başlıklı
metinde bulunmaktadır. Savcılarca görülmüştür.
Ama daha önemlisi, bu iftira, Ankara 1 Nolu DGM’de
hükme bağlanmıştır (E 1999/124, K 1999/202,
20.12.1999)
İftiracılar da, 1 yıl 8 ay hapse mahkûm olmuştur.
İftiracılara teşdit hükmü uygulanmıştır (Ankara 9.
As. Ceza Mahkemesi, E 2000/271, K 2000/1136,
7.12.2000)
Peki, iftira suçunda ısrar eden savcılara ne
uygulanacaktır?
Savcı Zekeriya Öz’ü ne resmi belgeler, ne mahkeme
kararları durdurabiliyor.
Savcı Zekeriya Öz’ün Tuncay Güney’e yolladığı 22.
soru aynen şöyledir:
“PKK’nın kuruluşuna, Doğu Perinçek’in katkısı
nedir?”
Mahkeme kararlarını da bir kenara atıyorum. PKK
kurulduğu zaman, Tuncay Güney 3 yaşındaydı.
Psikolojik savaş görevleri, ancak bu kadar
bilgisizlikle ve bu kadar hukuk tanımazlıkla ve bu
kadar ölçüsüz uydurmalarla ve vicdan yoksunluğuyla
yürütülebilir.
1975–1980 sonrasında Tuncay Güney 3–8 yaşlarındaydı
ama o dönemle ilgili gerçekler yaşandı ve biliniyor.
PKK, bu kuruluş döneminde, Doğu bölgemizde birinci
hedef olarak Doğu Perinçek’in Genel Başkanı olduğu
Türkiye İşçi Köylü Partisi’ne karşı terör yürüttü.
Bölgedeki il başkanlarımız ve yöneticilerimizi
katletti. Aydınlık dergisini taşıyan GAMEDA
kamyonlarını yaktı.
Bu PKK cinayetleri ve terörü, sıkıyönetim
mahkemelerinde yargılandı. PKK’nın tetikçileri,
mahkeme tutanaklarına geçen şu ifadeleri verdiler:
“Ben yasadışı PKK örgütünün sempatizanı ve üyesiyim.
Bu örgütün amacı sömürücü kitlelere karşı bağımsız
bir Kürdistan devleti kurmaktır. Ve bu yönde engel
teşkil eden TİKP cereyanına karşı eyleme geçmemiz
gerekiyordu. İnan Özdemir ise bu TİKP’nin ileri
gelen bir üyesiydi bunu öldürmeye örgüt mensupları
olarak karar verdik.” [İfade tutanağını ekte
sunuyorum]
DOKUZUNCU UYDURMA:
PERİNÇEK’E PKK MEKTUPLARI VE DESTEĞİ
Ergenekon Davası Savcıları, Ankara DGM kararıyla
mahkûm edilmiş bir iftirayı on yıl sonra yeniden
yargı önüne getirmişlerdir (İddianame, s. 280,
1469).
1998 yılında Tuncay Güney ve Sami Demirkıran,
Gladyo’nun emriyle, sahte mühür yaparak İP Genel
Başkanı Doğu Perinçek’e karşı bir tertip
düzenliyorlar. İki adet sahte mektup hazırlanıyor.
Bu mektuplardan biri, PKK Garzan Eyaleti adına,
diğeri PKK’nın yan örgütü ERNK adına yazılmış,
imzalanmış ve mühürlenmiş.
Tıpkı Ergenekon davasında olduğu gibi, yine Tuncay
Güney kullanılarak Doğu Perinçek 24 Eylül 1998 günü
gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.
Yapılan yargılama sonunda, Ankara 1 Nolu DGM, Adli
Ekspertiz ve Bilirkişi raporları yanında diğer
kanıtlara da dayanarak PKK mektuplarının sahte
olduğunu saptıyor ve Doğu Perinçek’in aklanmasına
karar veriyor (E 1999/124, K 1999/202, 20.12.1999).
Bunun üzerine sahte mektupları Savcılığa getiren PKK
itirafçısı Sami Demirkıran hakkında şikâyette
bulunuyoruz. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi Sami
Demirkıran’ı iftira suçundan teşdiden 1 yıl 8 ay
hapse mahkûm ediyor ve hüküm kesinleşiyor.
Tuncay Güney’in sahte belgeleri düzenleyen tertibin
içinde olduğunu saptıyoruz, fakat o zaman
ispatlayamıyoruz. Ama Tuncay Güney’in evinde yapılan
aramada bulunan ıstampa ve mürekkep gibi malzemeler,
yalnız sahte pasaport ve kimlik düzenlemek için
değil, Doğu Perinçek’e sahte PKK mektuplarının
hazırlanmasında da kullanıldı. Nitekim Tuncay Güney,
kendi düzenlediği o mektupların birer örneğini
saklamış.
Bu davanın ne kadar dayanaksız olduğunu gösteren
çarpıcı bir kanıt da, Doğu Perinçek’i 1998 yılında
iftirayla hapse attıran, Perinçek’e iftiradan mahkûm
olmuş PKK itirafçısı Sami Demirkıran, Tuncay Güney
ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in aynı
terör örgütünde birleştirilmeleridir.
Elinizde bulunan henüz açmadığınız şemaya bakınız,
orada itirafçılar bölümünde Tuncay Güney’e bağlı
olarak Sami Demirkıran’ın adı da var. Doğu Perinçek
ile Sami Demirkıran ve Tuncay Güney’i aynı örgütte
birleştirebilmek için, iftiracı olmak gerekir.
Sami Demirkıran’ın iftira suçu, 10 yıl sonra bu
davanın Savcıları tarafından yeniden işlenmiştir;
hem de İddianame okunarak Mahkeme huzurunda.
Bu sahte PKK mektupları, Ergenekon soruşturmasında,
Emniyet sorgusunda bana yeniden soruldu. DGM
kararıyla aklandığımı ve iftiracının
cezalandırıldığını belirttim (DP Emniyet ifadesi, s.
11–12, ekte sunuyorum). Yani Savcılar DGM’nin
kararını ve iftira suçundan mahkûmiyet kararını
öğrendiler.
Ceza mahkûmiyeti kararını bile bile, aynı iftirayı
yeniden yazan savcılar, PKK itirafçısı Sami
Demirkıran’ın suçunu on yıl sonra yeniden
işlemişlerdir. Bu suçun tartışılacak yanı yoktur.
Üstelik azami teşdit nedeni vardır ve suç mahkeme
huzurunda işlenmiştir. Tek celsede sonuçlandırılacak
bir suç vardır.
Kanıt, iddianamedir. Kasıt unsuru tartışmasız
vardır.
Bu durumda huzurda iftira suçu nedeniyle savcılar
Zekeriya Öz, M. Ali Pekgüzel ve Nihat taşkın
hakkında suç duyurusunda bulunmak, mahkemeniz için
bir hukuki zorunluluktur.
Sanıklar hakkında çok tartışmalı açıklamalar
nedeniyle çok kolay suç duyurularında bulundunuz.
Savcıların suç işleme ayrıcalığı yoktur.
Suç duyurusunda bulunmanızı talep ediyorum.
Mahkemeniz, vereceği kararla hukuka bağlı olup
olmadığını gösterecektir.
ONUNCU UYDURMA:
MERSİN MİTİNGİ’NDE PKK İLE İŞBİRLİĞİ
İşçi Partisi’nin 6 Nisan 1992 günü gerçekleştirilen
Mersin Mitingi’nde PKK ile işbirliği yaptığı,
Perinçek’in mitingden iki gün önce PKK
militanlarıyla Mersin’de buluştuğu ve mitingde
polise saldırı örgütlediği suçlaması yapılıyor.
Oysa bu miting Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılama
konusu oldu (E 1992/131). Suçlamaların hepsinin
gerçek dışı olduğu Mahkeme kararıyla saptandı ve
iftiracı Sami Demirkıran, Ankara Asliye Ceza
Mahkemesi kararıyla Perinçek’e iftira suçundan 1 yıl
8 ay hapse mahkûm oldu.
Mersin Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyadan Emniyet
Müdür Vekili Ertuğrul Verdi’nin Savcılık
soruşturmasındaki tanık ifadesini okuyorum:
“Olay günü Emniyet Müdürlüğü’ne vekâlet ediyordum…
Ben de olay yerinde bulunuyordum. Konuşmacı Doğu
Perinçek, ‘Biji PKK, biji Apo, Kürdistan faşizme
mezar olacak, kahrolsun Türkiye, vur gerilla vur
Kürdistan’ı kur, kahrolsun faşizm’ ibareli
sloganları atmaları üzerine, ikazda bulundu, ‘bu
sloganları atmayın, mitingi gayesinden çıkarmayın’
diye söyleyince, orada bulunan topluluk, Doğu
Perinçek’e ‘Kürtçe konuş’ diye söylediler. Doğu
Perinçek de, ‘Ben Kürtçe bilmiyorum. Birkaç kelime
konuşsam, o da sizi kandırmak olur. Beni dinlemek
isteyenler elini kaldırsın, dinlemek istemeyenler
belli olsun’ diye bir referanduma girdi. Bundan
sonra 150–200 kişilik bir grup toplantı alanından
koparak Vali Evi’ne doğru yürümeye başladılar.”
(Savcılık soruşturmasındaki tanık ifadeleri, s.7)
Mersin Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü Orhan
Savaş ise olayı şöyle anlatıyor:
“Olay yerinde bulunuyordum. Konuşmacı Doğu Perinçek
konuşmasını yaparken slogan atılmaya başlandı. Doğu
Perinçek, sloganın gayesine aykırı olduğunu,
atılmamasını söylemesi üzerine mitinge gelen
kalabalık grup kendisinden Kürtçe konuşmasını
istedi. O da ‘Ben Kürtçe bilmiyorum. Bildiğim
Kürtçeyi de konuşsam, sizi aldatmış olurum.’
diyerek, beni dinleyenler ve dinlemeyenler diye
referanduma geçti. Ve bu arada 200 kişilik bir grup
Vali Evi’ne doğru yürümeye başladılar.” (Savcılık
soruşturmasındaki tanık ifadeleri, s.8)
Mersin Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi Başkomiseri
Haydar Pakkan ile tanık olarak dinlenen diğer 24
polis memurunun ifadeleri de, Emniyet Müdür Vekili
ve Güvenlik Şube Müdürü ile aynıdır. Bunlardan bir
örnek vereceğiz, diğerleri dosyada bulunmaktadır.
Çevik Kuvvetlerde görevli Yunus Kurt:
“Miting sırasında Vilayet önünde görevli idim.
Mitingin sonuna doğru Doğu Perinçek konuşuyordu. Bir
grup ondan Kürtçe konuşmasını istedi. Doğu Perinçek
de Kürtçe bilmediğini, sadece birkaç kelime
bildiğini söyleyerek konuşmadı. Bu sırada 100–150
kişilik grup mitingi kamera ile tespit eden görevli
polise karşı saldırdılar. Doğu Perinçek, bunlar
bizdendir diyerek saldırıyı önledi. Mitingin
bitmesine rağmen bu grup, 100–150 kişilik grup
dağılmayıp toplu olarak şehir merkezine doğru
yürümeye başladılar.” (Savcılık soruşturması, tanık
ifadesi)
Görüldüğü gibi, bu davada, kimi tertipçilerin bir
takım iftiracılar örgütleyerek kurguladığı suç
senaryolarından ilkiyle karşılaşmış değilim. İlginç
olanı, kurgulanan tetikçilerin 1992’den bu yana 16
yıl geçmiş olmasına rağmen aynı ekip olmasıdır:
Tuncay Güney-Sami Demirkıran ekibi!
ON BİRİNCİ UYDURMA:
DOĞU PERİNÇEK’İN ÜÇ KEZ AKLANMIŞ
ABDULLAH ÖCALAN RÖPORTAJLARI
İddianame, Doğu Perinçek’in Apo görüşmelerini
yayımlayarak PKK propagandası yaptığı suçlamasında
bulunuyor (İddianame, s. 285 vd, 1522).
Bir savcı, PKK propagandası olmadığı üç ayrı yargı
kararıyla saptanmış bir fiile, kendilerine
belirtildiği halde, bile bile, aynı suçlamada
bulunur mu?
Savcıysa bulunmaz.
Ama iftiracıysa bulunur!
Aklama ve takipsizlik kararlarının yeniden
getirtilerek dava dosyasına konmasını talep
ediyorum:
1. İstanbul 2. DGM, 27.06.1990, E 1989/277, K
1990/148.
2. İstanbul 2. DGM, 04.12.1991, E 1991/216, K
1991/454.
3. İstanbul C. Başsavcılığı, Hz 1997/1777, K
1997/237 (Takipsizlik Kararı).
ON İKİNCİ UYDURMA:
İP BAŞKANLIK KURULU DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI
BELGESİNDE “İHANET EDENLERİN ÖLDÜRÜLECEĞİ”
Hem Ergenekon dokümanı hem de Devletin Yeniden
Yapılanması dokümanında, ‘ayrılan ve ihanet eden
örgüt üyelerinin öldürüleceği’ hususu bulunmaktadır
(İddianame, s. 63).
İşte Devletin Yeniden Yapılanması!
Hani nerede?
Utanmıyorlar mı, yüzleri kızarmıyor mu bu yalanları
İddianame’ye yazmaya?
Yazdıkları bir iddianame değil, iftiranamedir!
Bu maddi hata da sorgumun sonunda huzurda
düzeltilmeli ve tutanağa geçirilmelidir.
ON ÜÇÜNCÜ UYDURMA:
DOĞU PERİNÇEK, VELİ KÜÇÜK, SEVGİ ERENEROL,
KEMAL KERİNÇSİZ VE SEDAT PEKER
YURTDIŞINDA BİRARAYA GELEREK
TOPLANTI VE SEMİNERLER YAPTILAR
Bu iddia, diğer suçlamalar gibi yine desteksiz, yine
kanıtsızdır.
Hayatımın hiçbir döneminde, hiçbir zaman Veli Küçük,
Sevgi Erenerol, Kemal Kerinçsiz ve Sedat Peker ile
- Ne yurtdışında, ne yurtiçinde,
- Ne tek tek, ne de hep birlikte,
buluşmadım.
Toplantı yapmadım.
Ve görüşmüş de değilim.
Yurtdışı çıkışları ve tarihleri çıkış kapılarında
saptanmaktadır; tarihler bellidir. Bir C. Savcısı
böyle bir iddiada bulunabilmek için, adı geçen
kimselerin çıkış tarihlerini Emniyet’ten ister ve
karşılaştırır. Bunu yapmamış, görüşme ve buluşma
uydurmuştur.
İşte Ergenekon Soruşturmasının gerçekliği ve
hukukiliği konusunda bir örnek… Bütün suçlamalar
böyle.
Türkiye’de polis koruması altındayım. Bütün
gezilerim ve buluşmalarım saptanmaktadır.
Yurtiçinde de adı geçen kimselerle bir buluşmam ve
görüşmem yoktur.
Benim belirttiğim gerçekler ispatlıdır. Giriş çıkış
kayıtları ve polis izleme raporlarıyla resmi kayda
geçmiştir.
Savcılığın iddiası ise tertip ürünüdür; gerçek
dışıdır. Savcılık, Emniyet kayıtlarını bile
araştırmaya gerek duymadan suçlamada bulunmaktadır.
Buna iddianame denmez, iftiraname denir.
ON DÖRDÜNCÜ UYDURMA:
DOĞU PERİNÇEK TANITMA FONUNDAN
ERMENİ MESELESİ İÇİN 300–400 MİLYAR ALDI
(İddianame, s. 1602, 1701)
Kanıt: Tuncay Güney ile Mülakat, s. 127
Yine gerçekliği araştırılmadan, İddianame’ye konan
bir Tuncay Güney yalanı!
Tuncay Güney’e güvenenlere ancak Tuncay Güney kadar
güvenilebilir.
Savcılık, Devlet Tanıtma Fonu’na bir yazı yazıp
gerçeği araştırmamıştır. Mahkemeden talep ediyorum.
ON BEŞİNCİ UYDURMA:
DOĞU PERİNÇEK, SADDAM HÜSEYİN’E
ERGENEKON ÖRGÜTÜNÜN MESAJINI GÖTÜRDÜ
(İddianame, s. 85–86)
Yine dayanaksız suçlamalar! 1996 yılında bir parti
heyeti halinde Bağdat’ı ziyaret ettiğimizde,
yanımızda bir işadamı heyeti ve başlarında Hürriyet
Gazetesi yazarı Yalçın Doğan’ın da bulunduğu 6
kişilik bir basın heyeti de vardı. İşadamları ve
gazeteciler, bütün toplantılara, bu arada partiler
arasındaki resmi görüşmelere bile katıldılar.
ON ALTINCI UYDURMA:
ULUSAL KANAL’I ERGENEKON ÖRGÜTÜ KURDU
(İddianame, s. 1651)
Savcılık, araştırma yapmadan Tuncay Güney’e sonsuz
güvenle her suçlamaya yer veriyor.
Zahmet edip Ticaret Sicili’ne baksalar veya RTÜK’e
sorsalardı, Ulusal Kanal’ın kuruluş tarihinin 15
Aralık 1994 olduğunu göreceklerdi.
İddianame, Ergenekon’un kuruluş tarihinin 29 Ekim
1999 olduğunu ileri sürüyor.
Beş yıl fark var!
Kaldı ki, yine İddianame’ye göre, Ergenekon örgütü,
2000 yılında Ulusal Kanal’ı ele geçirmek için
operasyon yapıyor.
İddianame de Tuncay Güney gibi tutarsız, mantıksız,
ciddiyetsiz.
ON YEDİNCİ UYDURMA:
“DOĞU PERİNÇEK ULUSAL TV’YE AVRUPA’DAN 500 MİLYAR
GETİRDİ”
(İddianame, s. 55, 161, 1651)
İddianameyi yazanların Tuncay Güney’in
iftiralarından başka malzemeleri yoktur.
Malzemesi Tuncay Güney olanlar, Tuncay Güney kadar
güvenilirliğe sahiptirler.
Ulusal Kanal’ın adını bile bilmeyenler, her şeyi
bilme iddiasındalar.
Ulusal Kanal’ın bütün hesapları bellidir. Ulusal
Kanal, Fethullahçıların şikâyetleri üzerine SPK ve
MASAK tarafından denetlenmiştir ve böyle bir iddiayı
doğrulayacak tek emareye rastlanmamıştır.
Çünkü bu suçlama da yalandır.
ON SEKİZİNCİ UYDURMA:
CUMHURİYET’İN ELE GEÇİRİLMESİ
İddianame’de şöyle yazıyor:
“Tuncay Güney, Doğu Perinçek’e giderek, Hüseyin
Kıvrıkoğlu’nun emri olduğunu, gazetenin alınması
için Kemal Özden’den 3 milyon Dolar alınmasını
görüştüklerini”
(İddianame, s.157 Tuncay Güney ile Mülakat, s. 55)
Org Hüseyin Kıvrıkoğlu, çok değerli bir komutandır;
Genelkurmay Başkanı’dır. Kesinlikle böyle kanunsuz
işler yapmaz.
Ben İşçi Partisi Genel Başkanıyım. Bana
Cumhurbaşkanı dâhil kimse emir veremez ve
vermemiştir. Herkes bunu bilir.
Rahmetli Kemal Özden’in servetinin hepsini de
toplasanız, 3 milyon Doları bulmayacağı hemen
saptanır.
Cumhuriyet gazetesinin bedeli ise yüz milyonlarla
ölçülür.
Kaldı ki, Ergenekon belgeleri denen yazılarda,
Cumhuriyet ve Ulusal Kanal’a karşı operasyonlar
düzenlemekten söz edilmekte ve düşmanca ifadeler
kullanılmaktadır.
Bu konu Belgeler bölümünde geniş olarak ele
alınacaktır.
ON DOKUZUNCU UYDURMA:
DOĞU PERİNÇEK AYDIN DOĞAN’DAN
VELİ KÜÇÜK ALEYHİNE YAYIN YAPMAMASINI İSTEDİ
(İddianame, s. 160–161)
Savcıların mabudu olan Tuncay Güney’in ayetlerinden
biri de budur.
Uyarıyorum!
Tuncay Güney, Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan yönetimi
tarafından Türkiye’nin Başsavcısı haline
getirilmiştir.
Tuncay Güney, hiçbir yasayla, vicdanla, ahlakla
bağlı olmayan bir Başsavcı olarak, insanları sürekli
suçlamaktadır.
Kanıt, muhakeme hiçbir şey gerekli değil. Tuncay
Güney’in ayetleri tartışılmaz hüküm haline
getirilmiştir.
Mevcut ABD güdümlü Mafya-Tarikat rejimi, bir iftira
merkezi kurmuş, başına kendilerine çok yakışan
Tuncay Güney’i oturtmuştur ve onun aracılığıyla
sürekli olarak insanlara suçlamalar yöneltmektedir.
Ve bu iftira üretiminin hiçbir yaptırımı yoktur.
Savcılık, Mahkeme salonunu, psikolojik savaşta
kullandıkları bir atış poligonuna, insan onurunun
boğazlandığı bir mezbahaya çevirmektedirler.
YİRMİNCİ UYDURMA:
PERİNÇEK, ALEMDAROĞLU, İLSEVER
GÖZALTINA ALINMASALARDI KAÇACAKLARDI
Hannover şehrinde, Almanya’daki Türk toplumu
örgütleri ile Talat Paşa Komitesi önderliğinde
Ermeni Soykırımı yalanına karşı bir toplantı
yapılacağı aylar öncesinden ilan edilmişti.
Çalışmalar yürütülmüştü. Bu toplantıda Denktaş,
Perinçek ve Alemdaroğlu’na cesaret ödülü verileceği
de yine kamuoyuna duyurulmuştu. Bu konuda program ve
bilgileri içeren 16 Mart 2008 tarihli Aydınlık’ta
çıkan haberi sunuyorum.
YİRMİ BİRİNCİ UYDURMA:
DOĞU PERİNÇEK GEÇMİŞTE YAZDIĞI KİTAPLARDA
“ERMENİ SOYKIRIMI”NI SAVUNUYORDU
(İddianame, s. 1546)
Savcılar, yalanın altına imza atmışlardır.
Bu gerçek, onların imzalarının güvenilirlik
derecesini ve değerini gösterir.
Bu iddiayı ortaya atanlar, yazdığım kitaplardan
kanıt göstermek zorundadırlar.
FİİLLERİN TOPLU DEĞERLENDİRMESİ
1. BİLECİK TOPLANTISI: UYDURMA
2. VELİ KÜÇÜK TALİMATI: UYDURMA
3. PERİNÇEK VE ARKADAŞLARI HAZIRLADI: UYDURMA
4. “ARZ EDERİM” İFADESİ: SAHTECİLİK
5. KUZEY IRAK’A SİLAH: HAİNCE UYDURMA
6. KIRIKKALE SABOTAJI: HAİNCE UYDURMA
7. PERİNÇEK PKK KURUCUSU: İFTİRA SUÇU
8. GENELKURMAY-PKK GÖRÜŞMELERİ: HAİNCE UYDURMA
9. PERİNÇEK’E PKK MEKTUPLARI: İFTİRA SUÇU
10. MERSİN MİTİNGİ’NDE PKK İLE İŞBİRLİĞİ: İFTİRA
SUÇU
11. PERİNÇEK’İN ÖCALAN İLE RÖPORTAJI: İFTİRA SUÇU
12. DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI
BELGESİNDE “HAİNİ ÖLDÜR” EMRİ: UYDURMA
13. YURTDIŞINDA TOPLANTI: YALAN
14. PERİNÇEK DEVLET TANITMA FONUNDAN
300–400 MİLYAR ALDI: YALAN
15. PERİNÇEK SADDAM’A MESAJ GÖTÜRDÜ: YALAN
16. ULUSAL KANAL’I ERGENEKON KURDU: YALAN
17. PERİNÇEK ULUSAL KANAL’A
AVRUPA’DAN 500 MİLYAR GETİRDİ: YALAN
18. PERİNÇEK’İN ORG. KIVRIKOĞLU’NUN
TALİMATIYLA CUMHURİYET GAZETESİNİ
ELE GEÇİRME GİRİŞİMİ: YALAN
19. PERİNÇEK AYDIN DOĞAN’DAN
VELİ KÜÇÜK ALEYHİNE
YAYIN YAPILMAMASINI İSTEDİ: YALAN
20. PERİNÇEK, ALEMDAROĞLU VE İLSEVER
YURTDIŞINA KAÇACAKLARDI: YALAN
21. PERİNÇEK GEÇMİŞTE KİTAPLARINDA
“ERMENİ SOYKIRIMI”NI SAVUNUYORDU: YALAN
İşte Tuncay Güney’in “Samimi beyanları” bunlar!
Tuncay Güney’i “samimi” bulanlar, Ergenekon
Savcıları!
Tuncay Güney’in samimiyet anlayışı ile Savcı
Zekeriya Öz’ün samimiyet kavramları birbirine
uyuyor.
Tuncay Güney’in “Samimi beyanları”,
İddianame’de
Samimi uydurmalara,
Samimi iftiralara,
Samimi yalanlara
dönüşüyor.
Samimiyet bir kültürdür.
Ortaçağ’ın derebeylik ve şeyhlik kültüründe
samimiyet olmaz, ikiyüzlülük, entrika, iftira ve
yalan vardır.
Son örnek: ABD güdümlü Haçlı İrtica’nın Nâzım
Hikmet’in “itibarını iade” riyakârlığıdır.
ABD’nin Sözleşmeli Personeli, Fethullahçı takımı,
Nâzım Hikmet’in ölüsünü çok seviyor! Ama dirisini
hapislere atıyor!
Tuncay Güney’in samimiyeti ile onu samimi bulan
savcıların samimiyetleri birbirine çok benziyor ve
birbirine çok yakışıyor.
Tuncay Güney ve İddianameyi yazanlar, aynı tertibin
içinde bütün samimiyetleriyle buluşmuşlardır. Daha
doğrusu o tertibin içine itilmişlerdir.
SAVCILAR HAKKINDA MAHKEME HUZURUNDA İFTİRA SUÇU
DUYURUSU TALEBİ
Emniyet sorgumda ve savcılık sorgumda, bana
yöneltilen suçlamaların çoğunun,
uydurma,
yalan,
iftira
olduklarını;
mahkeme kararlarıyla,
resmi belgelerle,
kesin ve tartışmasız kanıtlarla
gösterdim.
Savcı, bu durumda ne yapar?
Uydurma, yalan ve iftira oldukları ispatlanmış
iddiaları İddianame’ye koymaz!
Soruşturma esasen bu nedenle yapılır.
Oysa savcılar, uydurma, yalan ve iftira olduğu
kendilerine ispatlanmış, kanıtları gösterilmiş
suçlamaları,
ısrarla,
bile bile,
kasıtlı olarak
İddianamelerine koymuşlardır.
Böylece Savcılar,
iftira,
sahtecilik,
görevi kötüye kullanma,
suç uydurma,
mahkemeyi yanıltma,
yargıyı yönlendirme
suçlarını, İddianame’yi okuyarak, Mahkeme huzurunda
işlemişlerdir.
Kesinleşmiş Mahkeme kararlarıyla iftira olduğu
saptanmış, iftiraları tekrar ederek, bile bile,
kasıtlı olarak iftira suçunu işlemişlerdir.
Suç, belgeli ve kanıtlıdır.
Tek celsede karar verilecek kadar açık bir suç var
ortada.
Mahkememiz, sanıkların tartışmalı sözlerini, hakaret
suçunun oluşması olasılığını dikkate alarak Silivri
C. Savcılığı’na bildirdi. Böylece Savcıların
sanıkları yıldırma ve savunma yapamaz hale getirme
gayretlerine katkıda bulunmuş oldu.
Oysa savcıların yukarıda belirtilen kasıtlı
yalanlarında tartışmasız iftira suçu var. Görev
kötüye kullanılıyor. Suç uyduruluyor.
Suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum.
İDDİANAMEDEKİ MADDİ HATALARIN DÜZELTİLMESİ TALEBİ
İddianamedeki uydurma, yalan ve iftiraların bazıları
maddi hata kapsamındadır.
1. BİLECİK TOPLANTISI
2. VELİ KÜÇÜK TALİMATI
3. ERGENEKON YENİDEN YAPILANMA BELGESİNİ PERİNÇEK,
KARAMAN, H. YALÇIN, DENİZ BİLGE VE EROL BİLBİLİK
YAZDILAR
4. “ARZ EDERİM” İFADESİ
5. PERİNÇEK PKK KURUCUSU
6. İŞÇİ PARTİSİ’NİN DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI
BELGESİNDE “HAİNİ ÖLDÜR” İFADESİ VAR.
7. PERİNÇEK’İN (HAYMANA CEZAEVİ’NDE BULUNDUĞU
SIRADA) GENELKURMAY İLE PKK ARASINDAKİ GÖRÜŞMELERİ
YÜRÜTMESİ
8. DOĞU PERİNÇEK’E YOLLANAN PKK MEKTUPLARI
9. ULUSAL KANAL’I ERGENEKON KURDU
10. DOĞU PERİNÇEK GEÇMİŞTE ERMENİ SOYKIRIMINI
SAVUNDU
İddiaları, maddi hatadır.
Savcılığın İddianame’de yer alan bu maddi hataları
düzelterek, tutanağa yazdırmasını talep ederim.
Sorgumun sonunda savcılığın bu taleplerimi
değerlendirmesini diliyorum.
III
ERGENEKON BELGELERİ
ARAMA TUTANAKLARI SAVCILARI YALANLIYOR
Arama tutanakları dava dosyasındadır.
Evimde,
Yedi katlı Ankara Genel Merkez’in bana ayrılan
çalışma mekânlarında ve bilgisayarlarda,
İstanbul İl Merkezimizin bana ayrılan çalışma
mekânlarında ve bilgisayarlarda,
Ergenekon belgesi bulunmamıştır.
Arama tutanaklarında yer almayan sözüm ona bulgular,
İddianame’yi yazanların hukuk tanımazlığının
kanıtıdır.
Bir de, basın yoluyla kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan
psikolojik savaş suçunun kanıtlarıdır.
Ergenekon belgesi denen belgeler,
Evimde yok!
Genel Merkez’deki çalışma alanlarında yok!
İstanbul İl Merkezi’nin bana ayrılan salon ve
bölümlerinde yok!
Kaldı ki bu Ergenekon Yeniden Yapılanma Belgesi,
Ankara Genel Merkez’de ve İstanbul binasında da
bulunmuş değildir.
“ERGENEKON ANALİZ YENİ YAPILANMA YÖNETİM VE
GELİŞTİRME PROJESİ”
Altında 29 Ekim 1999 tarihi yazılı olan bu belgeyi
savunmamızda kısaca “Ergenekon Yeni Yapılanma” diye
anacağız.
Tuncay Güney’in Mülakatı’nda, bu belgenin,
- “Doğu Perinçek ve arkadaşları tarafından
Bilecik’te hazırlandığı” suçlaması yok!
- “Veli Küçük’ün talimatıyla hazırlandığı” suçlaması
yok!
- Doğu Perinçek’in yazdığı suçlaması da yok!
(Bkz. Mülakat, s. 26, s. 82–83)
Bu konu yukarıda 1. , 2. ve 3. Uydurmalar bölümünde
açıklandı.
Tuncay Güney’in özetle söylediği şudur:
- Doğu Perinçek ve İP Genel Başkan Yardımcıları
partilerinin anayasası olan bir tez, bir tasarı
hazırlamışlardı. (İP Başkanlık Kurulu’na sunulan 25
Kasım 1999 tarihli Devletin Yeniden Yapılanması
Üzerine tasarı ve karar)
Tuncay Güney’in beyanına göre, Veli Küçük bu
tasarıyı almış “Ergenekon Yeniden Yapılanma denen
belgeyi redakte etmiş.”
İddianame’nin bir yerinde ise, Tuncay Güney’in bu
belgeyi “kendisine Veli Küçük ve Doğu Perinçek’in
yazdırdığını söylediği” gibi, Mülakat’ta
rastlanmayan bir ifadeye de yer verilmiştir
(İddianame, s. 39).
GERÇEKLER
1. İşçi Partisi Başkanlık Kurulu’nun Devletin
Yeniden Yapılanması Üzerine Kararı ile “Ergenekon
Yeniden Yapılanma” belgesi iki farklı belge.
2. İP Başkanlık Kurulu Kararı ile Ergenekon Yeni
Yapılanma arasında en küçük benzerlik yok. İki
belgede ortak olan tek bir cümle yok. Felsefeler
zıt. Konular farklı. Hatta bu belgeler birbirine
düşman anlayışta.
3. İP Başkanlık Kurulu Kararı tarih olarak daha
sonra (25 Kasım 1999). Bu nedenle de Ergenekon Yeni
Yapılanma’nın İP belgesinden yararlanarak yazılması
mümkün değil. Tarihi: 29 Ekim 1999.
Dava dosyasında bu iki belgeden başka bir de Kuddusi
Okkır’ın yazdığı söylenen “Devletin Yeniden
Yapılanması için Önerilen Mastır Plan Ön Çalışması”
bulunmaktadır.
İşçi Partisi Başkanlık Kurulu Kararı ile bu belge
arasında da en küçük bir benzerlik, görüş birliği,
felsefe veya ifade birliği yoktur.
Ancak belgeler Savcılar tarafından kasıtlı olarak
birbirine karıştırılmakta, başlıklar
değiştirilmektedir. Örneğin İddianame, s. 76–79
arasında Kuddusi Okkır’a ait belgeyi Devletin
Yeniden Yapılanması başlığı altında alıntılamıştır.
Bu maddi hatanın da düzeltilmesini talep ediyorum.
4. Ergenekon Yeniden Yapılanma belgesini hayatımda
ilk kez Mayıs 2006 sonunda Sabah gazetesi Ankara
temsilcisi ve köşe yazarı Aslı Aydıntaşbaş’ta
gördüm. O tarihte Sabah gazetesi yazarı Yavuz Donat
tarafından Ankara’da Sabah gazetesine ve Kanal 1’e
davet edildim. Bahçede yöneticiler tarafından
karşılandım. Sayın Yavuz Donat’ın odasında bana
belge gösterildi. 20–30 saniye karıştırdım ve bu
olayı Aslı Aydıntaşbaş, 1 Haziran 2006 tarihli
yazısında “Doğu Perinçek ne diyor” başlığıyla
yayımladı. Yazı dava dosyasında. Belgenin örnekleri
ricam üzerine Genel Merkez sekreterime yollandı.
Fakat aramada bulunmamış.
Aslı Aydıntaşbaş’ın bana bu belgeyi yolladığı,
aramızdaki yazışmada da görülüyor. Bu yazışma dava
dosyasında var. [Perinçek belgeyi mahkemeye
gösteriyor]
ERGENEKON TEMEL BELGESİNİN
ASLINA EN YAKIN HALİ FEHMİ KORU’DA
Ergenekon temel belgesi denen belgenin dava
dosyasındaki örneklerine baktım.
Hepsinde imza karalanmış.
Bu imza karalanmadan, belge yalnız Fehmi Koru’da
bulunuyor.
ERGENEKON TEMEL BELGESİNİN
ELDEN ELE DOLAŞMA TARİHÇESİ
2 Mart 2001 : Strateji Dergisi Arşivi’nde bulunuyor.
30 Nisan 2001 : Fehmi Koru Taha Kıvanç imzasıyla,
belgenin kendi elinde olduğunu yazıyor. “Raporu
yazanın adının sonunda yer aldığını” vurguluyor.
Belgeden uzun uzun alıntılar yapıyor (Yeni Şafak, 30
Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001). Belgenin aslının Fehmi
Koru’dan istenmesi ve Fehmi Koru’nun ifadesinin
alınması önemlidir. Talep ediyorum.
Yeni Şafak’tan gelen cevapta gönderilen metinde imza
yeri karalanmış. Buradan da anlaşılıyor ki, Yeni
Şafak Fehmi Koru’daki asıl belgeyi göndermemiş.
Savcılar, Fehmi Koru’ya tanık olarak başvurmuşlar,
fakat temel belge ile ilgili hiçbir soru
sormamışlar. (Klasör 391, s. 94–95)
Dikkat buyrulsun: Fehmi Koru, 6 Haziran 2000 günlü
yazısıyla, Mehmet Eymür’den iki gün sonra Tuncay
Güney’i tehdit etmişti.
Fehmi Koru’nun tertipteki rolü her aşamada
belgeleniyor.
M. Eymür - Fehmi Koru ikilisinin belgelerin
üretilmesinde de hizmet yaptıklarını düşündüren
kuvvetli belirtiler vardır.
12 Mayıs 2001 : Aksiyon’da “Yeniden Yapılanmanın
Aktörü: ERGENEKON” diye bir kapak haberi çıkıyor.
Fehmi Koru’dan 11 gün sonra Fethullahçıların organı
konuyu önemle ele alıyor ve Lobi belgesinin tamamına
yakını yayımlıyor. Bütün “departmanlar” vb tekmili
birden yazılıyor.
26 Mayıs 2006 : Sabah gazetesi temel belgeyi
“Ergenekon’un Anayasası” diye birinci sayfa manşet
üstünden yayımlıyor. Yayımlayan: Aslı Aydıntaşbaş.
Başlık altında ve 21. sayfa devam başlığında “derin
devletin gizli anayasası”nın veya “Ergenekon
içtüzüğünün” elden ele dolaştığı belirtiliyor.
Danıştay saldırısı ile birlikte tertip kurgulanmış.
Daha o tarihte bombalar vb hiçbir bulgu olmadan
kurgu yapılmış ve Abdullah Gül, tertibin düğmesine
basmış. İşte Sabah gazetesi, tertibin kanıtı
[Perinçek gazeteyi gösteriyor].
Sayın Yargıçlar,
Dikkatinize sunarım.
Tarih: 26 Mayıs 2006.
Ortada daha ne Ümraniye bombaları iddiası var, ne de
Osman Yıldırım’ın gizli tanık ifadeleri.
Ama ortada bir kurgu var, tertip var!
Kurgu, telaşla ve acemice basına yansıtılmış.
Kendilerini ele vermiş oldular.
1 Haziran 2006 : Aslı Aydıntaşbaş, Ergenekon
belgesini Doğu Perinçek’e soruyor ve belgenin bir
örneğini veriyor.
Aslı Aydıntaşbaş, yazısında tertibi saptamış oluyor:
Danıştay suikastından sonra, “Gözaltına alınanlara
nedense Veli Küçük, Doğu Perinçek veya İbrahim
Şahin’i tanıyıp tanımadıkları soruldu.”
Kurgu yapılmış.
Kanıta falan gerek yok, hedefler belirlenmiş!
Artık bu yazılar tertibin ipuçlarını veren kanıtlara
dönüşmüştür.
13 Ocak 2007 : Sabah gazetesi Ergenekon temel
belgesini isteği üzerine Avukat Vural Ergül’e
fakslıyor.
Gönderen: Sabah Temsilciliği.
Faks No: 0312 292 50 23.
Sabah’ın faks numarası!
Aslı Aydıntaşbaş’ın yayınladığı belge hala Sabah
Gazetesi Arşivi’nde.
Ancak Mahkemeniz isteyince, “bizde yok” diye cevap
geliyor.
Bu belgede bazı satırlar çizilmiş, bazı sayfalara el
yazısıyla kenar notları konmuş (s. 13,18,19).
ERGENEKON YENİDEN YAPILANMA BELGESİNİN DİLİ VE
ÜSLUBU İLE DOĞU PERİNÇEK’İN DİLİ VE ÜSLUBU ARASINDA
EN KÜÇÜK BENZERLİK KURULAMAZ
Son yüzyılın en önemli yazarlarından Cemal Süreya,
Hürriyet Gösteri dergisindeki yazılarında,
“Siyasetçiler arasında Türkçeyi en iyi yazan ve
konuşan siyaset adamı Doğu Perinçek’tir”
değerlendirmelerinde bulunmuştur.
Yayımladığım 2000’e Doğru dergisinde, Melih Cevdet
Anday, Necati Cumalı, Cemal Süreya, Fethi Naci,
Fikret Otyam gibi son yüzyılın seçkin Türk
yazarlarıyla birlikte çalıştım; onların Genel Yayın
Yönetmeni olma onurunu taşıdım.
40 kitabım, yüzlerce bilimsel yazım, binlerce siyasi
başyazım yayımlandı. Türkiye’nin bilim adamları
arasında, dünyada en çok gönderme yapılanlardanım.
Oysa Ergenekon belgeleri denen yazılar, hem fikir
gücü, hem sistem ve hem de üslup ve dil açısından
çok düzeysiz metinlerdir. Türkiye’nin herhangi bir
yazarı, hatta sıradan okuyucu, bu rezil metinlerin,
benim yazılarımdan yararlanarak yazılmış olmadığını
hemen saptar.
Sayın Mahkemenize Ergenekon Yeniden Yapılanma
belgesinde kullanılan bazı sözcüklerin ve
kavramların listesini sunuyorum:
- Atatürk ilke ve prensipleri [Babıâli kapısı gibi]
- Reorganizasyon
- Finans
- Organize
- Analiz
- Etüt
- Literatür
- Faktör
- Avantaj
- Dezavantaj
- Metot
- Enformasyon
- Kontra
- Fantezi
- Negatif-pozitif
- Destabilizasyon
- Tüm sistemler [Doğrusu: bütün sistemler]
- Dejenerasyon
- Sivil toplum örgütü
- Siyasi erk
- Fundamentalist
- Fraksiyonlara
- Koordinasyon
- İmaj
- Enstrüman
- Ünite
- Platform
- Motive
- Deşifre
- Spekülatif
- Oysa ki [Doğrusu: Oysa]
Bu sözcük ve kavramların hiçbirine Doğu Perinçek’in
kitap ve yazılarında rastlanamaz.
Ergenekon belgelerini yazan istihbaratçı
bozuntularında birikim, bilgi, sistem ve dil
disiplini görülmüyor.
İddialar, bu açıdan da Savcı Zekeriya Öz’ün düzeyine
denk düşmektedir.
Bu iddia, aslında bir düzeysizliğin ve bilgisizliğin
sergilenmesidir.
ERGENEKON TEMEL BELGESİ İLE İP BAŞKANLIK KURULU’NUN
DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI BELGESİNİN İÇERİKLERİ
BİRBİRİNE KARŞIT, HATTA DÜŞMAN
Bir kez konular farklıdır.
Ergenekon YY, TSK içinde gizli örgüt kuruyor.
İP DYY ise, bir partinin devleti yeniden örgütleme
programı. İdari reform önerisi.
Ergenekon YY, düzeysiz bir Gladyo özentisini
yansıtıyor. Gladyo demiyorum, çünkü SüperNATO
belgelerinin bir düzeyi var.
İP DYY ise, Partimizin 40 yıllık mücadelesinin bir
özeti olarak, Gladyo’nun kökünün Türk devleti
içinden kazınmasını öngörüyor, programlıyor ve
planlıyor.
İki belgenin içeriklerinin incelersek:
EYY, Ordu içinde ordu örgütlüyor (s.4).
İP DYY, Devlet içinde devlet, ordu içinde ordu
örgütlenmesini mahkûm ediyor.
EYY, naylon terör grupları, suikastlar gibi CIA ve
MOSSAD yöntemlerini savunuyor.
İP DYY, Gladyo yöntemlerini mahkûm ediyor ve halkın
yasal örgütlerde özgürce örgütlenmesini savunuyor.
İP BAŞKANLIK KURULU
DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI KARARI
GLADYO’NUN KÖKÜNÜ KAZIMAYI AMAÇLIYOR
Karardan alıntılar sunuyorum:
Durum ve Amaç: Statükoculuk değil, Cumhuriyet
Devrimciliği
“Hedefimiz, Kemalist Devrim’i yıkımdan kurtararak
tamamlamak; bağımsız, halkçı, aydınlanmış Türkiye’yi
kurmak ve yeniden yapılandırmaktır. Bütün
politikalar bu hedefe bağımlı kılınmalıdır.”
“Cumhuriyeti korumak için bugünkü statükoyu
değiştirmek zorunludur.”
Dünya merkezlerinden bağımsız yaptırım gücü
“Türk Silahlı Kuvvetleri’ni parçalamadan Türkiye’yi
parçalayamazlar. Bu nedenle Ordunun birliği ve dünya
merkezlerinden bağımsız yaptırım gücü belirleyici
önemdedir. Türkiye’nin bağımsızlık ve birliği, bugün
Ordunun bağımsızlık ve birliğinde düğümleniyor.
Artık savaşların topyekûn karakter kazandığı
çağımızda, Halk ile Ordu arasındaki bağların
pekiştirilmesi, kuşkusuz güçlü ve birleşik bir
ordunun temel şartıdır.”
Devletin yeniden yapılanması için üç görev
“Bir: Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet egemenliğini ve
bağımsız karar mekanizmasını yeniden örgütlemek ve
halka dayandırmak.
“İki: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dünya
merkezlerinden bağımsız yaptırım gücünü geliştirmek
ve pekiştirmek için, Türkiye’nin başta insan olmak
üzere bütün kaynaklarını değerlendirebilecek
topyekûn ulusal savunma kavramı ışığında bağımsız
bir özel savaş, bağımsız bir ulusal istihbarat
örgütlenmesi kurmak, ulusal savunma sanayisinin
inşasına hız vermek, Türkiye’nin silah ithalinin
kaynaklarını belli merkezlere bağımlılıktan
kurtarmak ve çeşitlendirmek.
“Üç: İlk iki maddenin gereği olarak, Atatürk’ün
bölge merkezli dış politikasını canlandırmak;
Batı’dan gelen yeni Sevr tehdidini Asya’da oluşan
Rusya-Çin-Hindistan eksenli yeni kuvvet odağıyla
dizginleyecek politikalar geliştirmek; buna bağlı
olarak Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Rusya ve Çin
ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesine
katkıda bulunacak konumlarından sonuna kadar
yararlanmak.”
Milli Teşkilatın Öncü Örgütlenmesi
“Kurtuluş Savaşı döneminde, devrimin sivil ve asker
öncülerinden oluşan öncü partisi, Müdafaai Hukuk
Cemiyeti idi.
“Bu öncü örgütlenme, devrimin daha sonraki döneminde
Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı.
“Bugün de, Kemalist Devrim’i tamamlamak için,
iktidarı alacak ve hükümeti yönetecek bir öncü
örgütlenmeye ihtiyaç vardır. İşçi Partisi, bu işlevi
yerine getirecek birikime sahiptir ve seçeneği
yoktur.
“Türkiye devriminin ve bütün devrimlerin gerçeği
bize şunu öğretir: Bu Öncü Örgütlenme, sivil ve
asker öncülerden oluşur. Anayasa’daki Milli Güvenlik
Kurulu, 27 Mayıs Devrimi’nde bu işleve istikrar
kazandırma kurumu olarak doğmuş, fakat daha sonra
bambaşka amaçlara hizmet etmiştir.”
“Cumhuriyet Devrimi iktidarı için mücadeleye
önderlik edecek Öncü Örgütlenme, İşçi Partisi’nin
tek başına iktidarı olabilir; birden fazla partinin
oluşturduğu bir Güçbirliği de olabilir, hangi
seçeneğin ağır basacağını önümüzdeki süreç
belirleyecektir.”
Kitlelerin örgütlenmesi
“Atatürk’ün Samsun’a çıktıktan sonra kullandığı
‘Milli Teşkilat’ kavramı, örgütlenmenin bütün
boyutlarını içermektedir. Milli Teşkilat, şu
unsurlardan oluşmaktadır:
Bir: Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin rolünü oynayacak
siyasal iktidar amaçlı Öncü Örgütlenme.
İki: Öncü Örgütlenmenin halka önderlik etmesini
sağlayacak halk örgütleri”
Kitlelerin örgütlenmesinde temel ilke
“Sistemin istihbarat örgütleri halkın çeşitli
kesimleri içindeki örgütlerin içine sızma, görevli
yerleştirme gibi yöntemler uyguluyor. Bu çalışma
tarzı, daha çok istihbarat toplamaya ve operasyon
yapmaya yöneliktir; amacı ve başarı olanakları böyle
dar bir bakış açısıyla sınırlıdır. Oysa iktidarı
amaçlayan Milli Teşkilat, örgütlere ideolojik ve
siyasal önderliği ve örgütlerin yönetiminde
bulunmayı esas almalıdır.”
Burada istihbaratçılığa ve sızma yöntemlerine
cepheden tavır alınıyor.
“Dünya merkezlerinin ajanlaştırma politikasına,
Cumhuriyet Devrimleri’nin cevabı, bir takım
aydınları yine ajan haline getirerek harekete
geçirmek değildir. İstihbarat örgütlerinin kendi
özel görevleri ve yöntemleri vardır. Ancak
Cumhuriyet Devrimi’nin ideolojik hegemonyasının
kurulması, bu görev ve yöntemlerin sınırlarının çok
ötesinde bir kapsama ve boyuta sahiptir. Bunu
başarmanın biricik yolu, Cumhuriyet’in kendi
aydınlarını cihazlandırması, uygun örgütlerde,
araştırma kurumlarında ve akademik çevrelerde
örgütlemesi ve Cumhuriyet Devrimi’nin ideolojik
taarruzu için harekete geçirmesidir.
Burada ajanlaştırmaya karşı tavır anlıyor.
Teori ve Program Merkezi
“Teori ve program merkezi, Avrasya Enstitüsü adıyla
kurulabilir ve geliştirilebilir.”
“Bu merkez Türkiye’nin en seçkin sivil ve asker
bilim adamlarından, araştırmacılarından, strateji
uzmanlarından oluşturulmalıdır. Seçkinliğe özen
gösterilmelidir.”
Cumhuriyet Hükümeti-Ulusal Güvenlik ilişkisi
“Mafyalaşan hükümetler, büyük çoğunluk üzerindeki
diktatörlüğünü, özelleştirilmiş istihbarat örgütleri
ve özel savaş aygıtlarıyla yürütüyorlar. Eskiden
ulusal güvenlik amacıyla kurulduğu belirtilen
istihbarat ve özel savaş örgütleri, sistemin
çürümesi ve kendi üretim temelini yıkmasına paralel
olarak, mafyalaşan hâkim zümreler tarafından
özelleştirilmiş ve özel çıkarlarına bağımlı
kılınmıştır. Sistemin merkezinde bulunan süper
devlet, bu sürecin başını çekmekte, bütün sistemi
öncelikle özel savaş ve istihbarat aygıtıyla
denetlemektedir. Bu süreç, Kemalist Devrim’in yıkıma
uğratıldığı elli yıldan beri Türkiye’de de
yaşanmıştır.”
“Süper-NATO denen örgütün ve büyük ölçüde yabancı
güdümü altına giren MİT’in bugün üstlendiği ulus
karşıtı roller, bu sürecin acı meyvesidir.
“Sistemin merkezindeki ‘Büyük Müttefik’, 21.
yüzyılın devletlerinin istihbarat örgütleri
tarafından yönetileceği teorisini yerleştirmiştir.
Denetim altına aldığı ülkelere ve halklara yabancı
olan bir süper devletin o ülkeleri özel savaş ve
istihbarat örgütleriyle pençesi altında tutmaktan
başka çaresi yoktur.
“Kemalist Devrim’in teori ve pratiği ise, bütünüyle
karşıt konumdadır… Atatürk’ün Halk Hükümeti veya
Milli Hâkimiyet prensibine göre güvenlik, öncelikle
yürütülen devrimin güvenliğidir, bu nedenle de
ulusun güvenliğidir. Dolayısıyla ulusal güvenlik ve
istihbarat örgütleri, Cumhuriyet Devrimi hükümetinin
çizdiği yönde çalışacaktır.
“Devrimimizin önderi Atatürk’ün ve hatta İsmet
Paşa’yı, çekirdeğini Teşkilatı Mahsusa’nın
oluşturduğu MM grubu veya Karakol Cemiyeti’nin
denetiminde düşünebiliyor muyuz? Mümkün değildir ve
devrim gerçeğine aykırıdır. Tersine Teşkilatı
Mahsusa ve yerine kurulan örgütler, devrimci
hükümetin yönetiminde olmuştur… Özel örgütlenme,
TBMM Hükümeti’nin yönetiminde olmuştur. Türkiye’nin
21. yüzyıldaki Cumhuriyet Devrimi hükümetleri
açısından da bu model geçerlidir.”
“Bu sürecin böyle gitmeyeceği de apaçık ortadadır.
Ya Türkiye’nin biricik meşruluk kaynağı olan
Cumhuriyet Devrimi’ne dayanan ulusal kuvvetler ağır
basacak ve rejimi yeniden Cumhuriyet rayına
oturtacaktır; ya da yabancı güdümlü mafya rejimi,
ulus üzerindeki diktasını bütün alanlara yayacaktır.
Nitekim Orduya sızma ve nifak gayretleri böyle bir
girişimin unsurlarıydı. Başarsalardı, ülkemiz
Türkiye olmaktan çıkacak ve Süper-NATO ve gizli
istihbarat aygıtıyla yönetilen bir sömürgeye, yaygın
ifadesiyle ‘İkinci Cumhuriyet’e dönüştürülmüş
olacaktı.”
“21. yüzyıl Türkiye’sinde hükümet-güvenlik ilişkisi
yeniden Atatürk zamanındaki temeline oturtulacaktır…
Özel örgütlenme, Halkçı Hükümetin yönetiminde
faaliyet gösterecektir… Ulusal olmayan örgütlenmeler
ise tasfiye edilecektir. Bugün meşruluğunu
Cumhuriyet Devrimi’nden alan bir Yeniden Yapılanmaya
gidilmesi, bu ulusal hedefle bağlantılıdır ve
Türkiye’nin 21. yüzyılda Kemalist Devrim’in
tamamlanması programıyla yeniden yapılanması
açısından şarttır.”
“Genelkurmay Başkanlığı yürütme faaliyeti içinde,
ulusal güvenliğin silahla sağlanmasından birinci
derecede sorumlu komuta makamıdır. Türk Silahlı
Kuvvetleri bünyesindeki herhangi bir yeniden
yapılanma çalışmasının doğrudan Genelkurmay
Başkanlığı’nın komutası altında olması, tartışılmaz
bir ilkedir ve kamu faaliyetinin ulusal amaca
uygunluğu ve meşruluğu açısından da en temel
güvencedir.
“Komuta zinciri dışındaki veya hiyerarşiyi
zayıflatacak yapılanmalar, çıkış noktasında
yurtsever amaçlarla açıklansa bile, Ordunun ve
Türkiye’nin birliğine zarar veren eğilimlere kapılma
tehlikesini barındırırlar. Dünyanın çeşitli
ülkelerindeki tecrübeler, komuta kademesinin
denetimi altında yürütülmeyen denemelerin ordu
içinde ordu ve devlet içinde devlet gibi oluşumlara
yol açtığını göstermiştir.”
STRATEJİ GRUBU DİNAMİK ANTİ/TEZ BELGESİ
İP DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI KARARINA
DÜŞMANCA SALDIRIYOR
Savcılar ve polis, belgeleri okumadan ve bağnaz İP
düşmanlığıyla suçlamalar yöneltmiş bulunuyorlar.
İddiaları temelden çökerten belgeler “Ergenekon
Belgeleri” denenlerdir.
Sözde Ergenekon Örgütü, bırakalım yararlanmayı, İP
Başkanlık Kurulu’nun Devletin Yeniden Yapılanması
Kararı’na cepheden ve kindar bir düşmanlıkla
saldırmıştır.
Sözü 230 Nolu klasörde yer alan sözde Ergenekon
Belgesine bırakalım:
“Perinçek, çok iyi bilmektedir ki; Marksist
literatürde ‘devrim’, ‘devrimci’ ve ‘devrimcilik’
sözcükleri bu görüşü benimseyenler için yalnızca
Marksizm’de mevcuttur… Devrim, Devrimci ve
Devrimcilik sözcüklerinin ifade ettiği özellik
Marksizm ile özdeş hale getirilmiştir… Bu nedenle
sol çevrelerin ağızlarından hiç eksik etmedikleri
‘devrim’ sözcüğü, gerçekte koruyucu/gizleyici bir
örtü niteliği taşımaktadır.”
“Mevcut rejim, Kemalist Cumhuriyet olarak
tanımlanabilir. Perinçek, mevcut rejimi,
‘mafya-gladyo-tarikat’ rejimi olarak tanımlayarak
örtülü bir tuzak kurmakta ve ortadan kaldırılması
gerekli bir hedef haline dönüştürerek, sol çevrelere
kendi yollarını işaret edebilmek istemekte ve bu
politikasını da Cumhuriyet’in koruyucu güçlerine
kabul ettirerek, koruyucu güçler ile aynı güçler
doğrultusunda hareket ettiği izlenimini uyandırmak
istemektedir.
“Perinçek, ‘sürekli komünizm düşmanlığı vurgularıyla
gençlik birleştirilemez’ ifadesi ile de örtülü
rotayı açığa sermektedir. Ebedi önder Mustafa Kemal
Atatürk’ün bile solcu olduğu kanıtlanmaya
çalışılmaktadır. Atatürk’ün Taksim Meydanı’ndaki
anıta Sovyet Büyükelçisi Arlov’un heykelini
koydurmuş olması hızla iki kutuplu dünya düzenine
gidildiği günlerde, bir heykel üzerinde ‘denge’
kurmayı başarma dehasıdır. Perinçek, bu ve benzer
olaylar gündeme getirerek Türkiye’yi sol çizgiye
çekebilmenin zemini yaratmaya çalışmaktadır. Hem de
solun tükendiği bir dünyada.
“‘Bütün siyasal oluşumların arkasında çeşitli
ülkelerin istihbarat örgütlerinin bulunduğu’
iddiasını yerinde bulunmayan Perinçek, bu gerçeği
yok varsayıp, ‘vahimdir; yanlıştır ve çok
zararlıdır’ demektedir ki; bunun nedeni kendisinin
de birçok ülkenin dış istihbarat servisleriyle
yıllardır ilişki içinde olmasının açığa çıkmasının
dışa vurumudur.”
“Bölücü Kürt unsurların hakimiyetinin önünün
kesilmesi için, büyük kentlerde lümpen gençliğin
örgütlenmesinden de büyük endişe duyan Perinçek,
bunun gerçekleştirilmesi halinde ayaklarının
altındaki zeminin bataklığa dönüşerek kendisini
yutacağını çok iyi bilmektedir. Yıllardır Türk
gençliğini kendisine kullanabileceği ‘maşa’ olarak
gören ve Türk gençliğinin enerjisinden oluşan bir
güç kalkanı ardından politika üretmeye çalışan
Perinçek, bilmektedir ki, kendisini ayakta tutan tek
zemin özellikle üniversite gençliğidir. Lümpen
gençlik ise üniversite gençliğini de alacak çok daha
büyük bir enerjidir. Çünkü, gençliğin büyük bir
bölümü üniversite dışında kalan sokaklardaki
gençliktir. Ve hiçbir güç bu gençliğin önünde set
oluşturamaz. Böyle bir gücün örgütlenmesi demek
Perinçek’in tükenişini yaratacaktır.
ERGENEKON SAVCILARI MI YAZMIŞ?
“Perinçek ulusal gençliği tekeli altına almış ve
yıllarca kendi istemleri ve görüşleri doğrultusunda
örgütleyerek politika üretmiş, eylemler
gerçekleştirmiş ve bugünlere gelebilmiştir.
“Ulusal gençliğin örgütlenmesi Perinçek’in kontrolü
dışında gelişir ise; Perinçek efsanesi son
bulacaktır…
“Yıllardır ulusal gençliği ‘gütme’ politikası ile
ayakta duran Perinçek gençliğin örgütlenmesine
karşıdır…
“‘Halk kitlelerine önderlik için devrimci bir parti
şarttır’ ifadesi ile Türkiye İşçi Partisi’nin ulusal
gençliği örgütleyebilecek ve geniş halk kitlelerini
tek bir şemsiye altında birleştirebilecek tek
siyasal partinin kendi partisi olduğunu öne
sürmektedir.
“Perinçek, ulusal gençlik enerjisi üzerinde ve neye
mal olursa olsun iktidara gelmeyi hedeflemektedir.
İktidara gelmesinin ardından Kemalist Cumhuriyet
Devrimlerinin Marksistleştirilmesi aşamasına
gelinmiş olacaktır. Çünkü, Perinçek ve çevresine
göre Atatürk zaten bir solcudur. Gerçekte ise;
Atatürk halkçıdır.
“…Perinçek’i iktidara ve Sol devrime götürecek tek
bir enerji vardır: Gençlik(!) Bunu bilen Perinçek,
yıllardır bıkıp usanmaksızın ve umudunu koruyarak bu
doğrultuda çaba göstermektedir…
“Doğu Perinçek ‘Cumhuriyet Devrimi İktidarı Projesi’
ve ‘Devletin Yeniden Yapılandırılması’ projeleri ile
yukarıda işaret edilen gerçekleri yaşama geçirmeyi
hedeflemektedir…
“…Halkın kendisi Atatürkçüdür. Ve koruyup yaşatacak
olan da halkın kendisi olduğundan ötürüdür ki, ilk,
kesin ve bitirici tepki halktan gelecektir. Böylece
oksijensiz kalacak olan siyasetçinin yaşayabilmesi
olanaksızlaşacaktır. Perinçek de bunlardan yalnızca
birisidir…
“Hiç kimse, hiçbir oluşum ve hiçbir güç Ebedi
Başkan’ın kurduğu Cumhuriyet Devleti’ni ‘yeniden
yapılandıramaz’. Bir devletin yeniden
yapılandırılması demek, o devletin mevcut rejiminin
değişmesi gerçeğini doğurur…
“Geçmişinde türlü entrikalar sonucu elleri kendi
gençliğinin kanlarıyla kirlenmiş vicdansızların –her
kim olurlarsa olsunlar- Ebedi Başkan Atatürk’ün
büyük ve muhteşem eseri Türkiye Cumhuriyeti için
‘Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine’ tez yazmaya
hakkı olamaz. Anılan çevrelerce kaleme alınmış
benzer tezlerin dolaşımda olması, tartışmaya
açılması ve değerlendirmeye alınması; hoşgörü ve
tahammül sınırlarını aşarak, Atatürk’e bağlı her
Türk’ün yüreğinde derin yaralar açacağından kuşku
duyulmaması gerekir…
“Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu koşullar kişisel
ihtirasların neden olduğu ihanetler zinciridir. Türk
ulusu, Cumhuriyet ve yasalarına bağlıdır. Bu
bağlılık sonsuza değin sürecek bir bağlılıktır”.
Bu belgeye eklenecek tek bir sözcük yok.
- Sözde Ergenekon Belgesi, İP’ye ve Genel Başkanı
Doğu Perinçek’e düşman.
- Bu belge, 9 Aralık 2000 tarihini taşımaktadır.
LOBİ BELGESİ
İddianame’de “Lobi belgesinin ele geçirildiği
şüpheliler arasında, Doğu Perinçek’in adı da
sayılıyor. (İddianame, s. 61, 219, 344)
Bu gerçek dışıdır.
Lobi belgesi Doğu Perinçek’ten ele geçirilmemiştir.
Ayrıca İP Genel Merkezi, İstanbul İl Merkezi, USMER,
Ulusal Kanal, Aydınlık, Teori, Bilim ve Ütopya dâhil
hiçbir kurumda Lobi belgesi bulunmamıştır. Arama
tutanakları ortadadır. Arama tutanakları da bir
güvence oluşturmuyorsa, güvence nedir?
İddianame’de “ “CD 3 PRINCO P 420281107130821”
numaralı yoğun disk (CD) arama tutanaklarında
bulunmuyor.
Arama tutanaklarında belirtilmeyen bu yoğun disk
(CD), öyle anlaşılıyor ki, İstanbul Emniyetinde veya
Ergenekon savcılığında üretilmiştir. Bunun da
kanıtları vardır. Soruşturulması gereken budur.
Nitekim bana Emniyet Sorgusunda sorulan soruda, Lobi
belgesinin bulunduğu belirtilen sanıklar arasında
benim ismim geçmemektedir. (Bkz. Doğu Perinçek’in
Emniyet İfadesi, s.8).
Lobi belgesi ilk kez, bundan sekiz yıl önce 12 Mayıs
2001 tarihinde Fethullahçı Aksiyon dergisinde
yayımlanmıştır. Hem de kapak haberi olarak.
Lobi belgesi, ayrıca MİT’ten Mahkemenize gelen
yazıda belirtildiği üzere 12 Temmuz 2006 tarihinde,
yani bu soruşturmanın başlamasından bir yıl önce
“aloihbar.org” adlı internet sitesinde de, kışkırtma
kokan “P. Kur. Yrb. XX” imzasıyla yayımlanmıştır.
Lobi belgesinin dava dosyasında iki ayrı nüshası
bulunuyor.
Birinde “Çok Gizli” kaydı yok.
Diğerinde “Çok Gizli” kaydı var.
“aloihbar.org”ta yayımlanan belge, “Çok Gizli”
kayıtlı.
Tuncay Güney, Mülakat’ta Lobi belgesinin
malzemelerini Ümit Oğuztan, Adnan Akfırat ve USİAD
Başkanı Kemal Özden’den topladığını ve Doğu
Perinçek’in “bilgisayarlarında bunları redakte
ettiğini” söylüyor (s. 79).
Benim bilgisayarlarım, çöpe atılmış belgeler dâhil
incelenmiş ve böyle bir belgeye rastlanmamıştır.
Tuncay Güney, yalan söylemektedir.
Lobi belgesi, içerik olarak da, üslup olarak da
pespaye, iğrenç bir metindir.
Bu belgenin içeriği, benim dünya görüşümle bilimsel
birikimimle ve kendine özgü üslubumla bağdaşmıyor ve
en küçük benzerlik taşımıyor.
Lobi belgesinde geçen ve ancak bilgisiz ve gösteriş
meraklısı, yeteneksiz yazarların kullandığı
sözcüklere benim yazılarımda rastlanmaz. Türkçe
hataları da vahim boyutlardadır.
Birkaç örnek verecek olursak:
- Lobi
- Siyasal otorite gruplarının [cahillik]
- Platform
- Siyasal ideolojiler [cahillik]
- Konsensüs
- Tümden [yanlış kullanılıyor]
- Tüm çabalar [bütün çabalar olmalı]
- Umutsuzluğun ivmesi
- Vizyon
- Freıedrıch Eber Stıftung [Almancası yanlış]
- Enformel
- Fundamentalist
- Yüce Önder Mustafa Kemal
- Doktiriner
- Motive
- Sivil kontra hareket
- Kontra direnci
- Kontra teori
- Kontra önlemler
- Finanse
- Finanse ve ticaret Bölümü
- Finanse sağlamak
- Finanse kaynağı
- Finanse dünyası
- Sivil toplum örgütü
- Argüman
- 1995–1999 sürecinde bağımsız tek yayınevi
kalmamıştır (?)
- 1950–1960 doğumlular ardından tek bir yazar
yetişmemiştir. (?)
- Pozitif bilim
- Hiçbir tepki ve direnç sergilenmemiş
- Oysa ki [Doğrusu: Oysa]
- Rejim karşıtı güçler [Ben rejim karşıtıyım]
- Endirekt
- Metod
- Organize
- Departman
- Eleman profili
- Aktivite
- Projelendirmek
- Haddimizin sınırlarını zorlayan ısrarcılıktaki
ifade ve işaretlerimizin amacı [Zavallı ifadeler,
Türkçe yoksunluğu]
FABRİKATÖR BELGESİ
Bu belge, İddianame’nin “hukuki değerlendirmeler”
bölümlerinde yer almadığı halde, savcılar tarafından
dizginlenemeyen bir iştahla okundu.
Böylece İddianame’yi okuyanlar, psikolojik savaş
görevlerini ele vermiş oldular.
Fabrikatör belgesi, İddianame’ye göre, sözde
Ergenekon Örgütü’nün belgesi olduğuna göre, Örgüt’ün
Doğu Perinçek’e düşman olduğunu kanıtlamaktadır.
Fabrikatör belgesi, Mehmet Eymür’ün Doğu Perinçek’e
karşı yazdığı Analiz kitabının bir bölümünden
alınmıştır (Bkz. Mehmet Eymür, Analiz, üçüncü basım,
Mayıs 2005, s. 143 vd).
Fabrikatör belgesinin bazı bölümleri ise Mehmet
Eymür’ün yine Doğu Perinçek’e karşı yazdığı “Sentez”
adlı psikolojik savaş kitabından alınmadır (Bkz.
Mehmet Eymür, Sentez, Milenyum Yayınları, Ocak 2006,
s. 229–276).
Doğu Perinçek’in önder kadrosu içinde yer aldığı bir
örgütün Doğu Perinçek’i her tür yalan ve iftirayla
suçlayan, Fabrikatör diye hedef alan bir belge
yayınlamayacağı açıktır.
Fabrikatör belgesi, Doğu Perinçek’in sözde Ergenekon
terör örgütü suçlamasıyla ilgisi olmadığını
kanıtlamaktadır.
Bu belge, Ergenekon tertibinin faillerini ele
vermektedir. Tertipçilerin en geniş malzeme kaynağı,
Mehmet Eymür’dür.
DERGİ, ULUSAL MEDYA 2001, CUMHURİYET
Dergi, 22 Temmuz 2000.
Ulusal Medya 2001, tarihsiz.
Cumhuriyet Gazetesi Reorganizasyon Çalışması,
tarihsiz.
Bu belgeler, “Ergenekon Örgütünün” belgeleridir diye
dava dosyasına konmuş. İlhan Selçuk, Doğu Perinçek,
Gürbüz Çapan, Ferit İlsever hatta E. Genelkurmay
Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu bu belgelerle
suçlanıyor (iddianame, s. 154, 351 ve diğer
yerlerde).
Bu üç belgede göze çarpanları dört maddede
özetleyebiliriz:
1. Doğu Perinçek’e ve İlhan Selçuk’a karşı
düşmanlık.
2. Ulusal Kanal, Aydınlık ve Cumhuriyet gazetelerine
düşmanlık.
3. Cumhuriyet’i ele geçirme hedefi.
4. Ulusal Kanal’a operasyon.
Veli Küçük, “Doğu Perinçek’in elinden Ulusal TV’yi
alın” talimatı veriyor.
Yine Cumhuriyet gazetesine o zamanki Genelkurmay
Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun emriyle
operasyon hazırlanıyor (İddianame, s. 157, 161;
Tuncay Güney ile Mülakat, s. 55 vd).
Görüldüğü gibi, İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek 2000
ve 2001 yılında sözde Ergenekon Örgütünün hedef
aldığı kişiler. Aynı iddianameye göre, İlhan Selçuk
ve Doğu Perinçek, sözde örgütün Yayın ve Tasarım
bölümünü yönetiyorlar. Oysa sözde örgütün yayınları,
yayın bölümü liderlerinin kuyusunu kazıyor.
İddianame’ye göre Ulusal Kanal ve Cumhuriyet gizli
Ergenekon örgütünün organlarıdır. Cumhuriyet’i kuran
Yunus Nadi hakkında anlaşılan yeterli kanıt elde
edilememiş, ancak Ulusal Kanal’ın Ergenekon örgütü
tarafından kurulduğu bile iddia ediliyor.
Sözde örgüt, kendi ellerindeki yayın organlarını ele
geçirmek peşinde. Kendi elindeki yayın organlarına
operasyonlar planlıyor.
İddianame, ancak akıl hocası Tuncay Güney kadar
ciddidir; ancak Tuncay Güney kadar dürüst ve
tutarlıdır.
Tuncay Güney’in samimiyeti ve güvenilirliği,
İddianame’yi yazanların samimiyet ve güvenilirliği
için biricik kanıt ve kaynaktır.
ANALİZ İŞÇİ PARTİSİ’NİN TÜRK VE KÜRDÜ BİRLİKTE
ÖRGÜTLEME TASARIMI
Sözde Ergenekon Örgütünün bu belgesi, 7 Nisan 2000
tarihini taşıyor ve İşçi Partisi’ne, Doğu Perinçek’e
düşmanlık sergiliyor.
İşçi Partisi’nin “Türk ve Kürdü Birlikte Örgütleme
Tasarımı” Teori dergisinde yayımlanmıştır.
Bu yayını inceleyen sözde Ergenekon örgütü,
öfkelenmiş ve İşçi Partisi’ne karşı saldırıya
geçmiş.
Sözde Ergenekon belgesi, İşçi Partisi’ni ve Doğu
Perinçek’i, Atatürk ve bağımsız Türkiye
Cumhuriyeti’ne tuzak kurmak”la suçluyor (s. 22/Dosya
s. 268).
MASONİK BİLDERBERG ÇETESİ
Bu belge, İstanbul’da evimde bulunmuştur. Belgenin
üzerinde veya içeriğinde herhangi bir terör örgütüne
ait olduğuna dair, herhangi bir kayıt yoktur.
Kaldı ki arşivimde ve kitaplığımda bütün terör
örgütleriyle ilgili yüzlerce belge ve araştırma
vardır.
Ben Türkiye’nin bilgiye en çok önem veren ve teröre
karşı mücadelede en donanımlı, en kararlı Partisinin
başkanıyım.
Masonik Bilderberg Çetesi belgesini Aydınlık-Ulusal
Kanal Arşivi’nden “Mafyokrasi” adlı kitabını
yazarken aldım. Yalnız bu belgeyi değil
emperyalizmin mafyalaşmasına ilişkin çok sayıda
kitap ve belgeyi arkadaşlarım bana verdiler.
Kitabımı bunları inceleyerek yazdım.
Mafyokrasi kitabımı mahkemenize sunuyorum.
ERGENEKON BELGELERİ TOPLU DEĞERLENDİRME
1. Tek bir “Ergenekon belgesi” dahi, Doğu
Perinçek’in cezai sorumluluğu kapsamındaki bir yerde
bulunmamıştır. Perinçek’in evinde, Genel Merkez’deki
çalışma salonlarında ve İstanbul İl Merkezindeki
çalışma salonlarında bulunan tek bir “Ergenekon
belgesi” yoktur. Arama tutanakları ortadadır.
2. Sözde “Ergenekon belgeleri”nin felsefesi,
programı, amaçları, stratejisi, taktik ve üslubu,
İşçi Partisi’nin felsefe, amaç ve stratejisine
cepheden karşıdır. Yazım tarzı ve üslubu, Doğu
Perinçek’in tarz ve üslubuyla en küçük benzerlik
taşımamaktadır.
3. “Ergenekon belgelerini” yazanların hedef
aldıkları baş düşman, İşçi Partisi’dir ve Doğu
Perinçek’tir.
4. Bütün bu nedenlerle Ergenekon belgeleri, Doğu
Perinçek’in bu örgütle ilişkisinin ancak karşıtlık,
düşmanlık kavramlarıyla açıklanabileceğini
kanıtlamaktadır.
Ergenekon belgeleri, Doğu Perinçek’e düşmandır.
Doğu Perinçek, o örgüte karşı 40 yıldan beri
mücadele etmektedir. Beş kez o örgütün
hapishanelerinde yatmıştır. İşkencelerinden
geçmiştir. Doğu Perinçek’in hayatı, o örgütle
boğuşmakla, savaşmakla özetlenebilir.
5. Bugün Doğu Perinçek, Gladyo’ya iki kat düşmandır.
Birincisi, 60 yıldır Kemalist Devrim’i yıktığı için.
İkincisi, eğer adına Ergenekon dedilerse, bir de bu
tarihi kavramı kirletmeye kalktığı için.
IV
İŞÇİ PARTİSİ MERKEZ ORGAN KARAR VE FAALİYETİ
BU MAHKEMEDE
İŞÇİ PARTİSİ KAPATMA DAVASI GÖRÜLÜYOR
Ergenekon İddianamesi’nin biz İşçi Partisi
yöneticilerine yönelttiği suçlamanın birinci ve
temel kanıtı Tuncay Güney’in Mülakatı ve
belgeleridir.
Bunun dışındaki bütün kanıtlar, İşçi Partisi’nin
programları, kararları, açıklamaları ve
faaliyetidir.
Esasen Tuncay Güney’in Mülakatındaki suçlamalar da,
İşçi Partisi’nin merkez organlarından biri olan
Genel Başkan’ın ve diğer merkez organlarının
kararları ve faaliyetidir.
Bu nedenle Savcı Zekeriya Öz, ATV Televizyonu’na
“Ergenekon Soruşturması’nın merkezinde İşçi Partisi
var.” demiştir ve bu tarihi itiraf, ATV
ekranlarından yayınlanmıştır (ATV, Ana Haber, 23
Temmuz 2008)
Bu haber bülteninin ATV’den getirtilerek dosyaya
konmasını talep ediyorum.
Bu davada, Ergenekon terör örgütünün esası olarak
kabul edilen Türk Silahlı Kuvvetleri ve İşçi Partisi
yargılanmaktadır.
Kapatma nedenleriyle örtüşen suçlamaların
değerlendirilmesi öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin
yetkisindedir. O nedenle bekletici ön mesele olarak
kabul edilmesi hukuki zorunluluktur.
İşçi Partisi’nin Genel Başkanı dâhil, organlarının
karar ve faaliyetinin, TCK 312, 313, 314,
maddelerinde tanımlanan
- Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme,
- Hükümeti zorla ıskata teşebbüs,
- Hükümete karşı silahlı isyana tahrik,
suçlarını oluşturduğuna karar vermek, yalnız ve
yalnız Anayasa Mahkemesi’nin yetkisindedir.
Çünkü bu fiiller, aynı zamanda parti kapatma
nedenidir.
Parti Genel Başkanı, Siyasi Partiler Kanunu’na göre,
Parti’nin merkez organı olduğu için, bu fiillerin
varlığı, genel başkanın bireysel eylemleri olsa
dahi, partiyi bağlar ve kapatmayı gerektirir.
Kaldı ki, İddianame, İşçi Partisi’nin sözde
Ergenekon Terör Örgütünün güdümünde faaliyet
yürüttüğünü olur olmaz her yerde ifade etmektedir.
Dahası iddianame, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in
eylemleri yanında, İşçi Partisi’nin programlarını,
merkez organ kararlarını, merkez organ faaliyetini
de suç olarak görmektedir.
Burada görülen dava İşçi Partisi kapatma davasıdır.
Ancak yetkili olmayan bir savcılık tarafından
açılmış, Yargıtay C. Başsavcılığı’nın yetkisi
çiğnenmiştir.
Ve İşçi Partisi davası, yetkisi olmayan bir Ceza
Mahkemesi’nde görülmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin
yetkisine el konmuştur.
Bu görüşler, bir tez değildir; biricik hukuki
uygulamadır.
Siyasal Partiler Kanunumuzun kaynak ülkesi Federal
Almanya’dır. Federal Almanya Anayasa Mahkemesi
kararlarını sunuyorum.
Türkiye’de de Yargıtay 9. Ceza Mahkemesi, Askeri
Yargıtay ve Başsavcılığı bu hukuki sonucu
içtihatlarla belirlemiştir. Bu kararları da
sunuyorum.
Konunun Türkiye’de kitabını yazan tek hukukçuyum. 40
yıl önce yazdığım ve yargı uygulamasını izleyerek
sürekli geliştirdiğim “Anayasa ve Partiler Rejimi”
adlı kitabımın 4. basımını sunuyorum.
Bu kitabım Anayasa Mahkemesi kararlarında ve
Yargıtay C. Başsavcılığı iddianamelerinde ve esas
hakkında görüşlerinde kaynak olarak
değerlendirilmiştir ve hukuk öğretisinde de temel
kitap olarak kabul görmüştür. Prof. Dr. Tarık Zafer
Tunaya, Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta, Prof. Dr.
Münci Kapani, Prof. Dr. Bahri Savcı, Prof. Dr.
Bülent Nuri Esen gibi kaybettiğimiz Anayasa Hukuku
otoriteleri yanında, yaşayan hukuk bilginleri de bu
değerlendirmeleri yazmış ve ifade etmişlerdir.
Konuyu avukatım Sayın Mehmet Cengiz bir keza daha
açıklayacağı için burada zamanınızı almıyorum.
Ancak şu hususu vurgulamama izin veriniz:
Bu konu, Ceza yargısının önüne on yılda bir gelir.
Ceza yargıçlarından binde biri bile bu konuyla karşı
karşıya gelmezler. O nedenle ilk bakışta isabetli
sonuca varılmaması olağandır. Bilim adamlarımız için
de aynı husus geçerlidir.
Yanlış kararı düzeltmek erdemdir.
Sizlerin erdemli yargıçlar olduğunuz kanısındayım.
Bu özel olayda, Anayasa yargısı ile ceza yargısı
arasındaki ilişkiyi başaşağı çevirmeyelim.
Anayasa yargısının alanına girmeyelim.
Bütün kanıtlar ve dosya, yetkili Yargıtay C.
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
- Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek,
- Hükümeti zorla ıskata teşebbüs,
- Hükümete karşı silahlı isyana tahrik
suçları, aynı zamanda Parti kapatma nedeni olduğu
için, Anaysa Mahkemesi’nin kararını beklemek
durumundayız.
Beklemez, hüküm verirseniz, Anayasa Mahkemesi’ne
talimat veren duruma düşersiniz. Bu ağır bir hukuk
cinayeti olur.
İşçi Partisi yöneticilerini ve beni bu davada
yalnız,
- Açıklanması yasak belgeleri temin etme
suçundan yargılayabilirsiniz, Çünkü bu bireysel
fiil, parti kapatma nedeni değildir.
O nedenle parti kapatma nedenleri ile örtüşen
fiillerle ilgili kovuşturmayı, bekletici ön mesele
olarak kabul ederek karara bağlamanızı saygıyla arz
ederim.
Buna rağmen, siz karar verene kadar, burayı aynı
zamanda milletimize bir hesap verme düzlemi
sayıyorum ve anayasa yargısı yetkisine giren
suçlamalara cevap vermeyi sürdürüyorum.
İŞÇİ PARTİSİ BAŞKANLIK KURULU’NUN
“DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE” KARARI
İddianame, İP Başkanlık Kurulu Kararı’nı Ergenekon
Terör Örgütü’nün belgesi sayarak Anayasal Yargı
alanına tecavüz etmiştir.
Bu tecavüz kovuşturma aşamasında da devam ediyor.
Belgeyle ilgili değerlendirmeyi yukarıda sunduk.
İŞÇİ PARTİSİ GENEL BAŞKANI’NIN
“KUŞATMA NEREDEN VE NASIL YARILIR” AÇIKLAMASI
(İddianame, s. 72, 92 ve diğer yerlerde)
İP Genel Başkanı olarak, Parti Merkez Organı
sıfatıyla, bu açıklamayı 16 Kasım 2003 günü
kamuoyuna açıkladım.
Aydınlık dergisinde tam metni, diğer basın
organlarında özeti yayımlandı.
Konferanslarda sık sık şemalarla tekrar tekrar ilan
ettim.
Mafyokrasi adlı kitabımın sonuç bölümüne aynen
koydum.
Bütün devlet yöneticilerine gönderdim.
Beş yıldır ilan ediyoruz Parti olarak. Hiçbir
savcılık soruşturma açmadı ve hiçbir yargı makamına
şikâyet veya suç duyurusu olmadı.
İstanbul C. Başsavcılığı’na yazı yazılarak
Mafyokrasi başlıklı kitabım hakkında ve “Kuşatma
Nereden ve Nasıl Yarılır?” başlıklı açıklamamı
yayımlayan Aydınlık dergisi hakkında soruşturma
açılmış mıdır, sorulmasını talep ederim.
İŞÇİ PARTİSİ’NİN MİLLİ HÜKÜMET AMACI
VE MİLLİ KUVVETLERİN BİRLİĞİ SİYASETİ
İşçi Partisi’nin Programı’nda amaçlanan Milli
Hükümet hedefi ve programı ve Milli Kuvvetleri
birleştirme siyaseti, İddianame’de suç olarak
nitelenmiştir (İddianame’nin birçok yerinde).
Parti Tüzük, Program ve Siyasetleri’nin hukuka
aykırılığı konusu Anayasal Yargı’nın kapsamındadır.
Ayrıca bu amaç ve siyasetlerimiz, yüzlerce kez
yayımlanmıştır ve hiçbir soruşturma açılmamıştır.
İŞÇİ PARTİSİ’NİN 22 TEMMUZ 2007 SEÇİMİNDEN ÖNCE
İLAN ETTİĞİ MİLLİ HÜKÜMET BAKANLAR KURULU
İddianame’de, İşçi Partisi’nin 2007 seçimi
öncesinde, seçimlere katılan bir parti olarak,
seçmenlere Bakanlar Kurulu sunması, suç olarak
görülüyor.
(İddianame, s. 1422 ve diğer yerlerde)
Görüldüğü gibi, Ergenekon Savcılığı, yasa
tanımazlıkta seçim faaliyetini suçlayacak kadar
pervasızdır.
İŞÇİ PARTİSİ ULUSAL STRATEJİ MERKEZİ (USMER)’İN
İMZAYA AÇTIĞI MİLLİ ANAYASA BİLDİRGESİ
(İddianame, s. 1419)
İşçi Partisi Ulusal Strateji Merkezi (USMER),
AKP’nin Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik Yeni
Anayasa girişimi üzerine, bir çalışma başlattı.
Türkiye’nin seçkin hukukçularını, bilim adamlarını,
siyasetçilerini, Cumhuriyet aydınlarını bir araya
getirdi. Aylarca süren çalışmalar sonunda bir Milli
Anayasa Bildirgesi hazırlandı ve imzaya açıldı.
AKP’nin Cumhuriyeti yıkma faaliyetinin odağı haline
geldiği, bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi kararıyla
saptandı. Ergenekon savcılarının İşçi Partisi’nin
Atatürk Cumhuriyeti temelinde yürüttüğü faaliyetten
niçin rahatsız olduklarını değerlendirecek akla ve
duyarlılığa kuşkusuz herkes sahiptir.
Onların suç saydıkları bildirgeyi okuyorum:
MİLLİ ANAYASA BİLDİRGESİ (21 Aralık 2007)
“Büyük Türk Milleti’ne ve Dünya Kamuoyuna,
Aşağıda imzaları bulunan bizler,
Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül yönetiminin, Türk
milletinden önce ABD makamlarına sunduğu yeni
Anayasa tertibiyle, Atatürk Devrimi’nin son
kalelerini de yıkmaya kalkıştığını ve ülkemizi iç ve
dış çatışmalara sürüklediğini saptıyor ve ilan
ediyoruz:
1. ABD ve AB güdümündeki sıcak para
komisyoncularının ve tarikatların iktidarı, bu
Anayasa Taslağıyla:
- Milli Devleti özelleştirmekte ve federasyon
yoluyla parçalanmaya sürüklemektedir;
- Milleti etnikleştirmekte, cemaatleştirmekte ve
tarikatlaştırmaktadır;
- Vatanı arsalaştırmakta ve yerelleştirmektedir;
- Kamu varlıklarının satışı yoluyla ülke ekonomisini
yoksulluk ve kaosa itmektedir;
- Yurttaşı müritleştirmekte ve kullaştırmaktadır;
- Kadını köleleştirmektedir;
- Türk Silahlı Kuvvetleri’nin direncini kırma
amacını gütmektedir;
- Ortadoğu ülkelerine ve bütün insanlığa karşı
ABD’nin Haçlı seferinde kriz bölgelerine müdahale
görevini üstlenmek peşindedir.
2. Tayyip Erdoğan’ların ABD Büyük Ortadoğu Projesi
görevlileri olarak işledikleri Türkiye
Cumhuriyeti’ni yıkma, milleti bölme, vatanı
parçalama suçunun fiillerinden biri olan bu anayasa
girişimi gayrı meşrudur.
3. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği, hiçbir
uluslararası güce devredilemez ve hiçbir ortaçağ
kurumuyla paylaşılamaz.
4. Emperyalizmin çürümüş Neoliberalizminden ithal
edilen bu Anayasa Taslağı’nın kabulüne ve
uygulamasına kesinlikle izin verilemez.
5. Emperyalizme, etnik bölücülüğe, cemaatçiliğe ve
bireysel çıkarcılığa sınırsız özgürlük sağlayan
Tayyip Erdoğan Anayasasına karşı, Neoliberalizmin
özel çıkar ve bireysel özgürlük mevzilerinden
mücadele yürütülemez. Başarıya ulaşmak için
Cumhuriyet, millet, vatan, kamu çıkarı, gerçek
demokrasi, laiklik ve hepsinin temelini oluşturan
Atatürk Devrimi cephesinde mevzilenmek gerekir.
6. Atatürk Devrimi, Türkiye için herhangi bir
seçenek değil; tek seçenektir. Cumhuriyetimizi ve
toplumumuzu Atatürk Devrimi temelinde yeniden
örgütlemek dışında bir çözüm yoktur.
7. Atatürk önderliğindeki kurucu irade, Türk
Devrimi’nin tecrübelerini özetleyerek Cumhuriyet’in
temel niteliklerini 1937 yılında Anayasa’nın en
başına kaydetmiştir:
“Türkiye Devleti; Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı,
Devletçi, Laik ve Devrimcidir.”
Batı’dan ithal edilen tekerlemeleri bırakarak, kendi
milli demokratik devrim sürecimizde ürettiğimiz ve
dünyaya model olan bu temel stratejik duruşu,
yeniden Anayasamızın temeline oturtmak şarttır.
8. “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı”
emperyalizme karşı savaşa savaşa, etnik ve mezhepsel
bölünmeleri arkada bırakan büyük bir devrimle Türk
milletini oluşturmuştur. Bu kaynaşma sürecini
tamamlamak, eşit yurttaşlar olarak, insanca ve
kardeşçe yaşamak için biricik çözümdür ve görevdir.
9. ABD ve AB ile birlikte vatanı bölen, milleti
parçalayan ve ekonomiyi küresel sıcak para sultasına
teslim eden tarikat-cemaat iktidarından kurtulmak,
artık milletimiz için bir ölüm kalım meselesidir.
10. Milletimizin bütün gücünü ve olanaklarını
seferber ederek vatan savunmasını yöneten bir Milli
Hükümet kurmak, tarihsel görevdir.
11. Türkiye halkının emperyalizme ve Ortaçağ
karanlığına karşı mücadele geleneğine sahip çıkan
milliyetçi, halkçı ve devrimci öncülerini tek bir
siyasal partide toplanmaya çağırıyoruz.
12. Bütün milletimizi tam bağımsız ve gerçekten
demokratik Türkiye için birleşmeye ve örgütlü
mücadeleye çağırıyoruz.
13. Milletimizi ve Ordumuzu, emperyalizme karşı
sımsıkı birleşmeye çağırıyoruz.
Bizler, Türkiye’nin vatansever aydınları, Atatürk
Devrimi’nin yılmaz neferleri ve halk önderleri
olarak, “vazifeye atılmak için, içinde bulunduğumuz
vaziyetin imkân ve şartlarından” kaynaklanan
zorlukları göğüslemeye ve milletimize borçlu
olduğumuz görevleri yerine getirmeye kararlıyız.
Bütün aydınlarımızı ve halk önderlerini milletimizi
ayağa kaldırmak için, Milli Anayasa Bildirgesi’ni
imzalamaya ve elden ele bütün yurttaşlarımıza
ulaştırmaya çağırıyoruz.
Emperyalistler, milletimizi yeni bir destan yazmaya
mecbur bırakmaktadır. O destan yazılacaktır ve
bitiminde kendilerini bekleyen sonuçlara
katlanacaklardır.”
Bu bildirge, hiç o pespaye sözde Ergenekon
belgelerine benziyor mu?
Bu bildirgeyi, Türk Milleti’nin Cumhuriyet’e
bağlılığını ve yüksek vicdanını temsil eden
şahsiyetler imzalamıştır.
Ergenekon savcılarının imza sahiplerini gözaltına
alıp, niçin imzaladıklarını sormaları, onların AKP
ile aynı Cumhuriyet Devrimi karşıtı konumlarını
yansıtmıştır.
İŞÇİ PARTİSİ’NİN 4. GENEL KONGRESİ’NDE KABUL EDİLEN
“KÜRT SORUNUNA ACİL KARDEŞLİK ÇÖZÜMÜ” (22–24 Kasım
1996)
Hukuku çiğnemekte sınır tanımayan İddianame, İP’nin
6. Genel kongre Kararı’nı suçlamaktadır. Şöyle
yazmışlar:
“Marksist-Leninist-Maocu İdeoloji Kalıpları içinde
bölücülük argümanları ürettiği” (İddianame, s.
375–376).
Acaba “argüman” sözcüğü ne anlama geliyor?
Savcıların kullandıkları sözcükleri dahi
bilmedikleri görülüyor.
Acaba “Marksist-Leninist-Maocu ne demek, dünyada
böyle bir tanımlama var mı?
Bunu da bilmedikleri anlaşılıyor.
Ama en önemlisi hukuku hiçe saymalarıdır.
Bu programın üzerinde Kongre kararı olduğu yazılı.
Kabul edileli 12 yıl olmuş. Yargıtay C.
Başsavcılığı’nın incelemesinden geçmiş.
- 13 Ocak 1995 günü Çankaya’da tarafımdan 9.
Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’e sunulmuş. 13
yıl olmuş.
- Kitap yapılmış. 13 yıldır 10 binlerce, hatta yüz
binlerce dağıtılmış.
- Doğu Perinçek’in “Kemalist Devrim–4 Kurtuluş
Savaşı’nda Kürt Politikası” kitabıma tam metin
konmuş. Üç kez basılmış.
- Ve en önemlisi bugün bazı maddeleri uygulanıyor.
Ama Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü için değil, ABD
ve AB dayatmaları olarak.
İşçi Partisi, 1980’lerden beri “Kürdümüze hangi hak
ve olanakları vereceksek biz verelim, Türkiye olarak
verelim. Kürdümüzü Türkiyemize bağlayalım.” diye
çözümler üretti.
O zaman bu doğru çözümlerimiz nedeniyle partimize
baskılar uygulayanlar, bizleri çeşitli tertiplerle
hapse atanlar, şimdi Kürt ayrılıkçılığıyla kader
birliği yaptılar.
Bugün Kürt yurttaşlarımıza, bazı demokratik haklar,
ABD ve AB programı çerçevesinde verildiği için, bu
uygulama kaynaştırma ve birleştirmeye değil,
ayrıştırmaya ve bölmeye hizmet ediyor.
Talepler:
- Yargıtay C. Başsavcılığı’na yazı yazılarak, İP’nin
22–24 Kasım 1996 günlerinde toplanan 4. Genel
Kongresi’nde kabul edilen “Kürt Sorununa Acil
Kardeşlik Çözümü” hakkında bir soruşturma yürütülmüş
müdür, sorulmasını,
- Ankara C. Başsavcılığı’na yazı yazılarak
“2000’lerde İşçi Partisi” başlıklı İşçi Partisi
yayını (2. baskı, Şubat 2002) hakkında bir
soruşturma yürütülmüş müdür, sorulmasını,
- İstanbul C. Başsavcılığı’na yazı yazılarak Doğu
Perinçek’in yazdığı “Kemalist Devrim–4 Kurtuluş
Savaşı’nda Kürt Politikası” başlıklı, Kaynak
Yayınlarınca basılmış kitabın 1, 2 ve 3. basımları
hakkında soruşturma yürütülmüş müdür, sorulmasını
talep ederim.
DOĞU PERİNÇEK’İN KÜRT LİDERLERİ’NE
26 MAYIS 2000 TARİHLİ MEKTUBU
(İddianame, s. 89, 281 vd, tam metni: s. 289–294).
2000 yılında Abdullah Öcalan’ın avukatları bir heyet
halinde ziyaretime geldiler; görüşlerimi sordular.
Bizzat Abdullah Öcalan’ın görüşlerimi öğrenmek
istediğini, ona aktaracaklarını söylediler. Ben de
Kürt meselesinin çözümü dâhil, Türkiye’nin yaşadığı
sürece ilişkin tahlilimi ve programımızı anlattım.
Daha sonra bu çözümlerin yetersiz ve eksik
aktarılmasından kaygılanarak, görüşlerimi yazılı
hale getirdim ve bütün Kürt Örgütü liderlerine ve
basına gönderdim. Resmi makamlara da yolladım ve
ayrıca Teori dergisinin Aralık 2000 tarihli
sayısında tam metin halinde yayımladım.
Bu mektubun her satırının altına bugün de imza
atarım. Herkese de dikkatle incelemelerini ve bu
meselenin çözümünde değerlendirmelerini öneririm.
Özetle şu görüşler yazılıdır o mektupta:
1. Türkiye, AB’ye girmeyecek ve Batı’yla
bütünleşmeyecek. Yanlış hesapları bırakın, ABD ve
AB’ye bel bağlamayın, Türkiye’nin bütünlüğü içinde
yer alın.
2. Kürt yurttaşlarımızı Türk Milleti’nden koparan
etnik temelde ayrı örgütlenmeden vazgeçin. PKK ve
HADEP’i dağıtın.
3. Kuzey Irak’taki Kürt devleti girişimi
başarısızlığa uğrayacaktır. ABD’nin Irak’ı bölme
planlarına alet olmayın.
4. Çözüm AB’de değil, Kemalist Devrim rotasındadır.
5. Silahlı güçleri dağıtın. Kardeşlik için güven
verin, yaralar böyle sarılır.
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
|