|
|
|
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
Ne yapmalı; Uyarılar ve Çözümler!
Başkan Doğu Perinçek'ten yol
haritası:
AKP İKTİDARDAN İNDİRİLMELİ,
DÜRÜST BİR SEÇİM HÜKÜMETİ KURULMALIDIR!

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu
Perinçek'in, ülkemizdeki mevcut siyasal durum,
hükümet sorunu, genel seçimler vd. sorunlara ilişkin
kapsamlı değerlendirmelerini aşağıda sunuyoruz.
Sayın Perinçek, değerlendirmesini şöyle tamamlıyor;
"Yakıcı konularda halkın önüne somut,
gerçekleşebilir, inandırıcı çözümler konmalıdır.
İşçi Partisi, bu çözümleri üretmiştir. Bütün halkın
ve siyasal partilerimizin değerlendirmesine
sunmaktadır."
Türkiye'nin Tayyip-Gül'lerden kurtularak, Milli
Hükümete giden sürecini planlayan yol haritasına
yönelik görüşlerinizi ip@ip.org.tr elektronik posta
adresine göndermenizi dileriz.
AKP İktidardan İndirilmeli Dürüst Bir Seçim
Hükümeti Kurulmalıdır
Mayıs 2010
I. DURUM:
ABD’NİN TÜRKİYE OPERASYONU,ÖNGÖRÜLENDEN ÇOK DAHA
DERİN VE KAPSAMLI
1. Kemalist Devrim, 2007 yılındaki Turuncu
Karşıdevrimle esas olarak tasfiye edilmiştir.
ABD’nin 2007 yılında başlayan Türkiye operasyonunun
hedeflerini çok iyi belirlemek gerekiyor. 22 Temmuz
2007 seçimi bir dönüm noktasıdır. Bu seçimle ABD,
Türkiye’deki Turuncu Karşıdevrimi’ni
gerçekleştirmiştir. Türkiye’nin Cumhuriyet güçleri,
2007 yılında, stratejik bir yenilgiye uğratılmıştır.
2007 baharındaki milyonları ayağa kaldıran
Cumhuriyet miting ve yürüyüşleri, önderliği sistem
içinden denetlendiği için bastırılmıştır. Türkiye
AKP yönetiminde bir seçime sürüklenmiş ve arkasından
Çankaya tepesi de ABD güdümlü Gladyo-Mafya-Tarikat
rejimine teslim edilmiştir. Ordunun tepesi, bu süreç
içinde, ABD’den alınan güçle ve komuta kademesindeki
teslimiyetçi eğilimlerden yararlanılarak denetim
altına alınmıştır.
2007, Türkiye’de Kemalist Devrim’in tasfiyesi
sürecinin esas olarak tamamlandığı yıldır. Bunun
saptanması, canalıcı önemdedir. Çünkü artık
Türkiye’nin “muhafaza ve müdafaa edilecek
Cumhuriyeti” yoktur. Büyük Devrimci Atatürk
önderliğinde kurduğumuz Cumhuriyet artık ancak bir
devrimle yeniden kurulabilir. Devlet, ABD güdümlü
Mafya-Gladyo-Tarikat güçlerinin eline geçmiştir ve
devlet özelliğini kaybetmekte, dağılmakta ve
çözülmektedir. O nedenle millî devleti “muhafaza ve
müdafaa” görevinden söz etmek gerçekçi değildir.
Millî devlet ve çağdaş toplum ancak bir devrimle
yeniden Kemalist Devrim temeli üzerinde inşa
edilebilir.
2. Ergenekon Operasyonu, ABD’nin Kemalist Devrim’i
tasfiye ve Türk Ordusunu savaşmadan yenme planının
en önemli uygulamasıdır. Ergenekon Operasyonunun
2000 öncesinden tertiplendiği açıktır. 2001 yılı
Nisan ayında, Aydınlık dergisi Tuncay Güney’in
İstanbul Emniyetindeki danışıklı sorgulanma haberini
“Türk Ordusuna Endonezya Modeli uygulanıyor” diye
vermiştir. ABD, Endonezya’da önce Orduyu etkisiz
hale getirmiş; arkasından Doğu Timor Adaları’nı
Endonezya’dan ayırmıştır. Endonezya Ordusuna karşı
yürütülen psikolojik harekâtta, geçmişte ABD
güdümünde gerçekleştirdiği Gladyo operasyonları
kullanılmıştır.
2001 tertibinde yapılan şemalarla önce ABD
karşısında dik duran Genelkurmay Başkanı Org.
Hüseyin Kıvrıkoğlu etkisiz hale getirilmiş ve
arkasından Ecevit hükümeti parçalanarak, Türkiye
erken seçime sürüklenmiş ve 2002 darbesi
tamamlanmıştır. Böylece Türkiye, 2003 baharındaki
Körfez saldırısı öncesinde düzene sokulmuştur.
Irak’ın parçalanması bu koşullarda gerçekleşmiş ve
2003 yılında Irak’ın kuzeyinde Kukla Kürdistan
fiilen kurulmuştur. Türkiye’nin tepesine oturtulan
BOP Eşbaşkanlığı, Kukla Kürdistan’ın bekçisi
yapılmıştır. 2 Nisan 2003 tarihinde, ABD Dışişleri
Bakanı Powell ve Tayip Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül arasında “2 sayfa 9 maddelik gizli
anlaşma” bağlanmıştır (Vatan, 24 Mayıs 2003). AKP
iktidarının bütün uygulamaları, bu gizili hizmet
sözleşmesi çerçevesindedir. Uygulamalardaki
aksaklıklar, Süleymaniye’de Türk askerine çuval
geçirme benzeri eylemlerle giderilmektedir.
3. ABD’nin Türkiye açısından stratejik hedefi, Kukla
Kürdistan’ı Türkiye’nin güneydoğusuyla
bütünleştirerek büyütmek, parçalanan Türkiye’yi
devletsizleştirerek ve milletsizleştirerek tam
denetim altına almak ve kriz bölgelerinde müdahale
gücü olarak kullanmaktır. ABD, Türkiye’yi AB
kapısına bağlayarak kontrol altına almış ve
parçalama stratejisini yürütmektedir. Böylece
Türkiye’nin ABD denetiminden kurtularak Avrasya
ittifakı içinde yer almasının önlenebileceği
düşünülmüştür. ABD, savaşmadan yenme planını
uygulayarak Türk Ordusunun savaş yeteneğini tahrip
etmektedir. Gladyo-Mafya-Cemaat diktasının önünde
engel oluşturan yargıyı dize getirmek için kapsamlı
bir operasyon yürütülmektedir. Türkiye’de yükselen
ABD karşıtı dalganın kırılması için, başta İşçi
Partisi olmak üzere ABD emperyalizmine direnen
güçleri etkisiz kılmaya yönelik uygulamalar
yoğunlaştırılmaktadır. Milletin etnik gruplara,
cemaatlere, tarikatlara bölünmesi için açılımlar
birbirini izliyor. İdeolojik ve kültürel düzlemde,
Neoliberalizm, Fethullahçılık, vatansızlık, anarşizm
besleniyor.
4. ABD’nin bugünkü taktik hedefi, AKP iktidarını
pekiştirimek ve sürdürmektir. ABD, önümüzdeki
seçimde, her yöntem ve hileyi uygulayarak AKP’yi
iktidar koltuklarında tutmaya yönelik bir politika
izliyor. Bu kapsamda, CHP’nin küçültülmesi ve
etkisizleştirilmesi, ABD’nin tam denetimindeki
muhalefet örgütlerinin desteklenmesi, yenilerinin
imal edilmesi ve büyütülmesi yönündeki uygulamalar
dikkat çekiyor. ABD, önümüzdeki seçimden bütünüyle
avucunda tuttuğu bir iktidar ve muhalefetle çıkmayı
amaçlamaktadır.
5. ABD’nin korkusu, Türkiye’nin kendi denetiminden
kurtulup Avrasya’da yer almasıdır. CIA’nın “21.
Yüyıl Türkiye Perspektifleri” gibi, en son
yarı-resmî Rand Corperation 2010 Raporu da,
Türkiye’nin orta vadede, ulusal bir hükümet
kuracağını en yüksek olasılık olarak saptamaktadır.
Böylece Türkiye’nin Avrasya’da konumlanacağı, Rusya,
Çin, Orta Asya ve İran gibi ülkelerle ekonomik ve
siyasal ilişkilerini geliştireceği, hatta NATO’dan
ayrılacağı tahlilleri yapılıyor (F. Stephen Larrabee,
Troubled Partnership/ US-Turkish Relations in an Era
of Global Geopolitical Change. Rand Corperation’un
United States of American Airforces/USAF, yani ABD
Hava Kuvvetleri için hazırladığı bu rapor).
Son on beş yılın ABD raporları, ağız birliği halinde
Türkiye’nin böyle bir sürecin eşiğinde bulunduğu
vurgusunu yapıyorlar. Bu tahlil, ABD’nin Türkiye’yi
kontrol altında tutmak için telaşa düşmesinin ve
gözü kara gidişinin nedenini de açıklıyor. Bir de
itirafları var: Türkiye millî bir hükümete kavuştuğu
zaman, PKK meselesini gerçekten yüklenip çözmeye
yönelecektir (Rand Corperation 2010 Raporu). Yani
Batı güdümündeki yönetimlerin bu meseleye
yüklenmediğini kabul ediyorlar. Raporun başka bir
itirafı da, PKK’nin silah kullanılarak bertaraf
edilmesine ABD’nin razı olmadığı ve olmayacağıdır.
II. UYARILAR:
Uyarı 1:
ABD, AKP iktidarıyla devam etme kararında. ABD’nin
önümüzdeki seçimde AKP dışı iktidar formüllerine
yöneldiği söylentileri var. Bu yönde yazılar da son
zamanlarda çoğaldı. Org. Eruygur ve Org. Tolon, 2008
yılı Temmuz ayında tutuklandığı zaman, 9.
Cumhurbaşkanı Demirel, ‘Bu AKP’nin hangi gücü var
ki, böyle boyundan büyük işlere kalkıyor; bunun
altından kalkamaz’ gibi bir tahlil yaptı. O
tahlilde, önemli bir eksik vardı; ABD’nin gücü ihmal
ediliyordu. ABD’nin ne yapmak istediği hesaba
katılmamıştı. Baykal ve Cindoruk da, aynı hesap
hatası içindeler. AKP’ye karşı doğru mevzilendiler;
ama AKP’nin arkasındaki operasyonu yürüten asıl gücü
görmek istemiyorlar; çünkü o gücün izniyle başarı
peşindeler. Bu, vahim bir yanılgıdır.
Öncelikle ABD ne yapıyor, ona bakmalıyız. İkinci
olarak resmî kaynakları iyi incelemeliyiz. ABD,
Obama yönetimiyle karanlık amaçlarına şiddetle
yönelmiştir. Türkiye’deki Ergenekon, Poyraz, Kafes,
Balyoz operasyonları bizi uyarmadıysa, bizi uyaracak
yeni uygulamaları da göreceğiz. Bunları iyi
yorumlamak gerekir. Eğer ABD söylendiği gibi “AKP’yi
terk etti” ise, bu operasyonları niçin
derinleştiriyor ve genişletiyor. Bu uygulamaların,
AKP iktidarını pekiştirmek dışında hangi anlamı
olabilir? ABD’nin AKP iktidarını değiştirmek üzere
olduğunu tahlil edenler, kamuoyunu aydınlatırlarsa
biz de yararlanırız.
En son okuduğumuz Rand Corperation’un ABD Hava
Kuvvetleri (USAF) için hazırladığı 2010 Raporu da,
ABD’nin bu karanlık gidişte ısrar edeceğini
doğrulamakta, ABD’nin AKP ile devam edeceğini
gösteren çok sayıda kanıt içermektedir. Raporu
hazırlayan Larrabee, ABD dış siyasetinin kilit
isimlerindendir ve “Tayip Erdoğan’ı yönlendiren yedi
Amerikalı”dan biridir (Bkz. Aydınlık, 2 Mayıs 2010).
Raporda şu öngörüler var: ABD, AKP’yi ve
İslamcılaşmayı gözükara desteklemeye devam edecek.
Çünkü ABD’nin saptamasına göre, AKP’nin
“İslamcılığı” diğer İslam ülkelerindeki gibi
değildir; AKP, Kemalizmin bağımsızlıkçılığına
karşıdır; sonuna kadar Batı işbirlikçisidir ve
Türkiye’nin denetim altında tutulması için en
elverişli araçtır.
Kulakları Washington’da ve Batı’da olan
“laiklerimiz”, ne zaman Okyanus ötesinden AKP’yi
eleştiren bir ses çıksa, ‘bak görüyor musunuz’
diyorlar ve umuda kapılıyorlar. Bize kalırsa,
AKP’nin iktidardan uzaklaştırılması için ABD ile
işbirliği umanlar çok tehlikeli bir oyunun
içindedirler. Kendi oyunlarıyla tuş olurlar. Daha
önemlisi, halk yığınlarını yanlış bir beklenti içine
sokarak uslulaştırmalarıdır.
Uyarı 2:
Savaşmadan yenilme stratejisi terkedilmelidir. Org.
Başbuğ, ABD operasyonuna teslim olan tutumunu, ‘Biz
karışmayalım, AKP iktidarı seçimle götürülsün’ gibi
gerekçelere dayandırmaktadır. Önce şunu belirtelim,
Ordudan darbe istenmiyor; Ordudan ordu gibi
davranması, kendisine yapılan operasyona teslim
olmaması isteniyor. ABD’nin AKP iktidarından
vazgeçeceği beklentisini yaymak, Org. Başbuğ’un
kolayına gelebilir. Baştan aşağı sanal olarak
üretilmiş kanıtlarla yürütülen operasyonlara teslim
olarak, kenarında da dursa ABD planlarına dahil
olmuştur. Yabancı bir devletin Türk Ordusuna
operasyon yapmasına boyun eğmiştir. Türk Ordusu,
silah kullanılmadan, yabancı bir devlet tarafından
çok ağır kayba uğratılmış, savaş yeteneği, moral
gücü ciddi ölçülerde tahrip edilmiştir. News Week,
Washington Post gibi, ABD resmî ağızlarını
seslendiren yayın organları, “Türk Ordusu yenildi”
ve “Türk Ordusu sarsıldı” gibi başlıklarla yayın
yapmaktadır.
Strateji bilgisinin babası kabul edilen Sun Tzu,
öncelikli hedef olarak, savaşı savaşmadan kazanmayı
belirler. ABD Ordusu, şu anda Türkiye’de savaşmadan
savaş kazanıyor. Wall Street Journal, Türkiye’de
“kansız iç savaş” yaşandığını yazmaktadır. Bu
“kansız iç savaş”ın galibi, şu anda ABD’dir.
ABD Ordusu, arkada kalan dönemde bir yandan silahlı
güç kullanma hazırlıkları ve gösterileri yapmıştır.
Bu kapsamda 24 Temmuz 2002 günü Lozan Antlaşması’nın
yıldönümünde başlayıp 15 Ağustos 2002 gününe kadar
Sakarya Savaşı gibi 22 gün süren Millenium
Challenge2002 adındaki Türkiye’yi işgal tatbikatı,
ciddî bir tehdittir. Arkasından 2003 yılı Mart
ayında, ABD silahlı güçleri, Türkiye’nin 500 km
uzunluğu ve 100 km derinliğindeki Güneydoğu şeridini
işgale kalkışmıştır. Bu amaçla getirilen tezkere
Meclis’te reddedildikten hemen dört ay sonra, 4
Temmuz 2003 günü, ABD askeri birlikleri silahlı
baskınla Süleymaniye’de Türk Özel Kuvvetlerinin
başına çuval geçirmiştir.
Bu silahlı uygulamalarla birlikte, bir yandan da
savaşı savaşmadan kazanmak için Ergenekon
Operasyonunu başlatmıştır. Türk Ordusunun komuta
kademesi, ABD’nin bu uygulaması karşısında, bugüne
kadar yenilene düşen stratejiyi izlemiştir: Savaşı
savaşmadan kaybetmek.
Generallerimizi, subaylarımızı ve astsubaylarımızı
esir alan, halkın gözünde orduya saygıyı zayıflatan,
TSK’ya karşı akıl almaz yalan ve iftiralar yayan
uygulamalar, kamuoyunda işgal dönemleriyle
karşılaştırılmaktadır. Ergenekon Operasyonu, çok
açıktır ki, bir yargı faaliyeti değil, düşman devlet
uygulamasıdır; hadi biraz yumuşatalım, düşmanca
uygulamadır. Genelkurmay Başkanlığı, psikolojik
harekât yürütüldüğünü belirtiyor.
Psikolojik harekât, savaşın bir cephesidir. Peki bu
psikolojik harekâta verilecek cevap, yalnızca basın
toplantısı yapmak mıdır? Genelkurmay Başkanı, kendi
ordumuza karşı psikolojik harekâta boyun eğmekle
kalmamış, hatta psikolojik savaşa katkılarda
bulunmuştur. Operasyonun temelini oluşturan “Hukuk
devleti” yalanlarına veya “yargı çözer” gibi
safsatalara ortak olmuştur ve devam etmektedir.
“Hukuk devleti”, teslimiyetin gerekçeleri olarak
kullanılmıştır.
Oysa bizzat Genelkurmay Başkanlığı, Ergenekon,
Poyraz, Kafes, Balyoz gibi operasyonların hepsinin
sanal olarak üretildiğini, ABD’den getirtilen 35
kişilik heyetle birlikte Gizli Karargâhta
tertiplendiğini, bu amaçla Beşiktaş merkezli özel
yargılama örgütü oluşturulduğunu da çok iyi
bilmektedir. Dünya tarihinde, bir ordunun, yabancı
bir devletin operasyonuna böylesine teslim olduğu
ikinci bir örneği biz bilmiyoruz. Belki bağımsızlık
ve ordu geleneği olmayan bazı devletçiklerin
tarihinde olabilir.
Komuta kademesinin tavrı, ABD ile erken bir
cepheleşme içine girmemek, zamanı kollamak gibi
stratejik ve taktik ilkelerle açıklanamaz. Zaman
yine kollanabilir. Bu uygulamalara boyun eğmek,
cepheleşmeyi ertelemiyor, tam tersine
yakınlaştırıyor. Çünkü bu kadar dirençsiz tavır,
karşı güçleri saldırganlaştırmakta ve düşmana nihai
hesaplaşma için cesaret kazandırmaktadır. En
önemlisi, zaman Türkiye’nin zararına işliyor. Çünkü
hem halk kaybedilmektedir; hem de Ordunun direnci
zayıflatılmaktadır.
Uyarı 3:
Seçmen, mağdura oy vermez; güçlüye oy verir. AKP,
2007 seçiminde, mağdur olduğu için değil, güçlü
gözüktüğü için yüzde 47 oy aldı. 2007 baharında AKP
iktidarını indirmek ve seçime bir Seçim Hükümeti ile
gitmek fırsatı doğmuştu. Bu fırsat harcandı.
Org. Büyükanıt, bir takım bildiriler yayımlayıp, o
bildirilerin arkasında durmayarak, AKP’yi güçlü
göstermeye hizmet etti. Org. Büyükanıt, zamanın
Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer ve CHP Genel Başkanı
Baykal, AKP’ye 2007’deki o büyük Cumhuriyet
dalgasını püskürtme ve atlatma fırsatını
sunmuşlardır. Böylece AKP’yi baş aşağı giderken,
güçlü konuma getirmişlerdir. Her üçü de, halk
hareketinin büyük olanaklarını değerlendirmek
yerine, parlamento iç tüzüğü numaralarıyla sonuç
alınabileceğini sanmışlardır. Mecliste 367 toplantı
oranıyla Cumhurbaşkanlığı seçimine yön
verebileceklerini düşünmüşlerdir. Hem de milyonlarca
insanın ayağa kalktığı ve Tayip Erdoğan’ı hükümetten
indirecek güçlü bir halk hareketinin yükseldiği
koşullarda.
O zaman da belirttik: Dünyada hukuk oyunlarıyla,
usul tartışmalarıyla kazanılmış tek bir büyük
mücadele yoktur. Usul yöntemleri, küçük
anlaşmazlıklarda geçerli olabilir. Ama büyük
toplumsal mücadeleler, usulle değil, güçle
kazanılır. Usul dahi, ancak arkasına güç yığarsanız,
bir işe yarar. 2007 baharında, halkın ayağa kalkan
büyük gücünden kuvvet alarak ve hukukî olanakları
değerlendirerek, AKP’yi iktidardan indirme ve bir
seçim hükümetinin güvencesi altında sandığa gitme
olanağı vardı. Cumhuriyet miting ve yürüyüşleri, AKP
iktidarını sallamaktaydı. AKP yöneticilerinin
moralleri çökmüş ve yüzleri kararmıştı. O miting ve
yürüyüşler, AKP’den kurtulma amacına yönelmeyecekti
ise, niçin yapıldı? Kuşkusuz yapılması doğruydu,
bunu tartışmıyoruz. Ama mitinglerin başında ilan
edilen hedefler vardı. Ayağa kalkan milyonların
enerjisini, en sonunda “Solcular CHP’ye sağcılar
MHP’ye versin” taktiğiyle harcayanlar, ABD’nin 22
Temmuz 2007 Turuncu Karşıdevrimine yardımcı
olmuşlardır. O büyük güçle, AKP iktidardan
indirilebilirdi ve seçime bir seçim hükümeti
kurularak gidilebilirdi. O zaman sandıktan AKP
çıkmazdı.
AKP, mağdur değil, güçlü gözüktüğü için, hem kendi
örgütüne özgüven kazandırdı, hem de istikrarlı
yönetim kurma seçeneğini temsil konumunu elde etti.
Org. Büyükanıt, söylediği hiçbir sözün arkasında
durmadı. Bu sözlerin palavra olduğu ve komutanların
sözüne güvenilmeyeceği kanısını kamuoyuna
yerleştirdi. Ahmet Necdet Sezer, zorlu ve büyük
mücadelelerin gerektirdiği dirayet ve kararlılığa
sahip olmadığını gösterdi. Baykal, ABD’nin ve Batı
sisteminin kırmızı çizgileri içinde kalmanın
maliyetini umarız bugün görmektedir. Bu ders
unutulmamalıdır.
Şu anda Tayip Erdoğan, Orduya boyun eğdiren, onlarca
generali hapse tıkabilen, Yargıyı döven, emekçi
hareketlerini şiddetle bastırabilen, Türk aydınını
ezen, 23 Nisan yıldönümlerinde bile hükümet etmeyi
“ister asabilirsin, ister kesebilirsin” diye
tanımlayan güçlü iktidar görüntüsü vermektedir.
Ekonomik yoksullaşma ve perişanlığa rağmen, hâlâ
yüzde 30’lar çevresinde gözükmesi bu nedenledir.
AKP’ye oy sağlayanlar, ona boyun eğerek, onu güçlü
gösterenlerdir.
Uyarı 4:
Sandığı koyan, sandıktan çıkıyor. 2007 tecrübesi çok
önemlidir. Önümüze ışık tutar. O dünya ölçeğinde
büyük Cumhuriyet miting ve yürüyüşleri gerçekleştiği
zaman, Cumhurbaşkanı Sezer’e bir yazı sundum.
Bakanlar Kurulu’nu toplayıp Tayip Erdoğan’ı BOP
Eşbaşkanı olduğu için istifaya davet etmesini
takdirlerine arzettim. Baykal ve diğer muhalefet
liderlerine de, Cumhurbaşkanına çıkıp bu talebi
birlikte yapmayı ve Cumhurbaşkanını desteklemeyi
önerdim. Bazı partilerin liderleri Baykal kabul
ederse, hazır olduklarını bildirdiler. Baykal,
“Cumhurbaşkanını köşeye sıkıştırmış oluruz” dedi.
Kendisini, “Türkiye köşeye sıkışıyor; CHP de köşeye
sıkışıyor; seçime AKP iktidarıyla gitmek ağır
sonuçlar doğurur” diye uyardım. Cumhurbaşkanı
Sezer-Org. Büyükanıt ve Baykal yüzünden, o
milyonların kitle hareketi boşa harcanmış ve AKP’nin
iktidara ve Çankaya’ya yerleşmesine teslim
olunmuştur. AKP’yi iktidardan indirmeye
yönelmeyenler, AKP’nin Turuncu Karşıdevrimine teslim
olmuşlardır. Güçlü gösterilen, yıkılmaz görüntüsü
sağlanan AKP, sandığı koymuş ve kendi sandığından
çıkmıştır. Böylece Türkiye, bugün 2007 baharı
öncesinden çok daha vahim bir duruma yuvarlanmıştır.
Tarih, faşist ve gerici yönetimlerin kendi koyduğu
sandıktan çıktığını gösteren örneklerle doludur.
Kenan Evren, Amerikancı 12 Eylül rejiminden sonra
koyduğu sandıktan, yüzde 93 oyla cumhurbaşkanı
çıkmış ve 1982 Anayasasını çıkarmıştır. Almanya’da
Hitler, 1934-1935 yıllarında üst üste dört kez
sandık koyarak, Nazi rejimini sandıktan çıkarmıştır.
Dünyadaki faşist rejimler, sürekli olarak kendi
koydukları sandıklardan çıkmaktadırlar. Hem de yüzde
90’ın üzerinde oylarla.
Türkiye’de geçmişte Ecevit hükümeti gibi, iktidar
koşullarında seçime gidip de kaybedenler vardır. O
örnekler dikkatle incelenirse, o iktidarların ABD
desteğini kaybettikleri için, seçimi de
kaybettikleri görülür. Tercihler, sandıkta değil,
sistemin merkezlerinde yapılmaktadır.
Uyarı 5:
Org. Başbuğ AKP’ye en az yüzde 10 oy kazandıran bir
tutum içindedir. Org. Başbuğ, AKP’yi güçlü gösteren
tutumuyla AKP’ye en büyük desteği sağlamıştır. Hiç
kimse Türk Ordusundan darbe yapmasını istemiyor.
Ancak Ordunun yürütülen örtülü savaşa, teslim
olmamasını, tertibe dolaylı destek veren bu tavrını
terk etmesini, AKP’yi güçlü gösteren boynu eğik
tutuma son vermesini istiyor. En önemlisi, Org.
Başbuğ’un, operasyona boyun eğen tavrı, AKP’nin oy
kazanmasına hizmet etmektedir.
AKP, Anayasa Mahkemesi tarafından Cumhuriyet
yıkıcılığı saptanmış, gayrimeşru olduğu hükme
bağlanmış bir partidir. Yoksa önünde esas duruşa
geçilecek bir iktidar değildir. Gayrimeşru bir
iktidara meşruluk kazandırarak hangi Cumhuriyet
savunulacaktır. Anayasa Mahkemesi kararıyla yasadışı
olduğuna hükmedilmiş bir iktidarın Cumhuriyeti
yıkmasına tavır almak, yasaldır. Oysa Org. Başbuğ,
Türk Ordusunun irticanın yıkıcı faaliyetine karşı
Cumhuriyet Devrimi’ni koruma görevini bile
savunamamakta ve AKP’nin irticaya karşı mücadeleyi
suç gösteren tavrına ortak olmaktadır. Cumhuriyet
yıkıcıları, Cumhuriyeti yıkma eyleminin
“yasallığını” kabul ettirmişlerdir. Cumhuriyeti
yıkmak yasal hale getirilmiş; Cumhuriyeti savunmak
suç olmuştur. Böylece Büyük Devrimci Atatürk’ün
Büyük Nutuk’ta verdiği ve Anayasada belirlenmiş
görevin tam tersi uygulanmaktadır. Genelkurmay’ın
Karabekir açılımı da bu tavırla uyum halindedir.
Cumhuriyetin yıkıma uğradığı en kritik durumda,
Karabekir’in büyük posterleri önünde tarihe verilen
pozlar, ibret belgesidir. Büyük Nutuk, Karabekir ve
Rauf Orbayların Cumhuriyet Devrimi’ndeki konumlarını
anlatmak için verilmiştir.
Uyarı 6:
CHP yönetimi, yürütülen operasyonun derinliğini ve
kapsamını anlamalıdır. Ne yazık ki, Baykal, 2007’de
uyarılarımızı anlamak istemedi; anlamanın
zorluklarından kaçındı belki de. Şimdi de o
zorlukları göze alamıyor; kolayı yeğliyor. Ama o
kolay seçenek, hayatın kendisinde yok. Sanmaktadır
ki, dürüst bir seçim olacak; bu iktidar o dürüst
seçimle değişecek. ABD de, AKP’yi terk edecek ve CHP
iktidarını kabul edecek. CHP, tek başına ya da
koalisyon kurarak iktidara gelecek.
Şunu herkes çok iyi bilmelidir: ABD, AKP iktidarını
sürdürmeye kararlıdır. Bütün olgular, bütün
bilgiler, en son Rand Raporu, hep bunu gösteriyor.
Yine ABD raporlarına göre, CHP, “modernleşmeden ve
Batıdan yana”, ama 2003 Körfez Savaşından bu yana
değişti, Kemalizme ve ulusalcılığa kayıyor. O
nedenle güvenilmez ve iktidar konumlarına kesinlikle
yaklaştırılmamalıdır. Hatta CHP, yeni partiler imal
edilerek ve çeşitli yöntemlerle küçültülmelidir.
Yarın Ergenekon operasyonunun topuzu, CHP’nin
tepesine inmeye başlarsa hiç şaşırmayın. Onun
hazırlıkları da sürdürülmektedir. Nasıl 2008
Martında gözaltına alındığım zaman, Emniyet’ten Türk
Milletine yaptığım açıklamada, “Ergenekon
operasyonunun hedefi Türk Ordusudur” dedim. TSK
komutanları ne yazık ki görmek istemediler. Dahası
Recep Tayip Erdoğan ile özel buluşmalarda gizli
anlaşmalar yaptılar. Bugün de aynı tehlikeyi CHP
için söylüyorum ve onları uyarıyorum. ABD rızasıyla
kolay iktidar umutları, Türkiye’yi ve CHP’yi de
büyük tehlikelerin eşiğine sürüklemektedir.
Uyarı 7:
Merkez Sağ göçmüştür, göçüğün üzerine bina
yapılamaz: 9. Cumhurbaşkanımız Demirel’den ve
nitelikli devlet adamı Hüsamettin Cindoruk’tan da şu
olguları dikkate almalarını dilerim: ABD merkez sağı
terk etti ve “Ilımlı İslam” adını verdiği Haçlı
İrticaya dayanan iktidarlar dönemini açtı. Sistemin
içinde merkez sağı yeniden toparlama ve büyütme
seçeneği gözükmüyor. ABD yöneticileri, 1996 yılında,
Türkiye’yi DYP ve ANAP dayanarak yönetemeyeceği,
Tayip-Gül ikilisini hazırlamak gerektiği
saptamasında bulundu. Tayip Erdoğan’ın ve Abdullah
Gül’ün Başbakan ve Dışişleri Bakanı yapılacağını
1996 sonunda, altı yıl öncesinden açıkladılar (Bkz
Doğu Perinçek, Leyla Tavşanoğlu’nun görüşmesi, son
sütun, Cumhuriyet, 16 Şubat 1997 veya Aydınlık, 21
Ekim 1996).
Merkez sağ, 1980 sonrası Neoliberal politikaların
halkta yarattığı büyük tepkinin faturasını ödemiş ve
ABD tarafından terkedilmiştir. Merkez sağın tabanı,
AKP’ye kaydırılmıştır. Merkez sağ göçmüştür. Göçük
üzerine inşaat yapılmaz. Nitekim Sayın Demirel ve
Sayın Cindoruk bugün 1980 sonrasının program ve
siyasetlerini savunmuyorlar; 1960 sonrasının karma
ekonomi program ve siyasetlerine dönmüşlerdir. Bu
siyasetler, göçmüş olan merkez sağın üzerine
kurulacak bir parti ile kitlelere götürülmek
isteniyor. Tutmuyor. Genişleyen ufka göre, yeni
dönemin ihtiyaçlarına göre formüller üretmek
gerekir. Ve ABD’nin kendilerine razı olacağı
hayalinden kesinlikle kurtulmaları gerekir. Böyle
kolay çözüm yok Türkiye’nin önünde.
Daha ilginci, Cindoruk seçmene “Bize oy verin,
Meclise girelim, AKP’ye iyi muhalefet yapalım”
diyor. Halkın bugün “iyi muhalefet yapacak” bir
partiye değil, iyi iktidara ihtiyacı var. Ülke
felaketlere sürükleniyor, halk perişan, bu
koşullarda “iyi muhalefet” vaadine kimse oy vermez.
Halkın iyi muhalefete değil, sorunları çözecek
iktidara ihtiyacı var. O nedenle oy istemek için
dahi hükümet formülü oluşturmak gerekir.
II. TÜRKİYE, ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİME GAYRİMEŞRU OLDUĞU
ANAYASA MAHKEMESİ KARARIYLA SAPTANMIŞ OLAN AKP
İKTİDARIYLA DEĞİL, DÜRÜST BİR SEÇİM HÜKÜMETİYLE
GİTMELİDİR.
Aslında güçsüz olan, silahlı gücü olmayan bir AKP
iktidarında, Ergenekon operasyonunun kimsenin
aklının almayacağı kadar derinleştirilmiş olması;
ABD’nin ne yapmak istediğini ortaya koyuyor. AKP
iktidarı altında demokratik bir seçim yapılamaz.
Hatta AKP iktidarıyla oyların düzgün sayıldığı bir
seçim dahi yapılamaz. Seçim sandığını, “Beni deliğe
süpürme” diye ABD yöneticilerine yalvaran, her türlü
hile ve dolabı çeviren, takiyyeciliği meşru sayan
AKP iktidarı koymamalıdır. Bu iktidarın önündeki
seçenekler, ya iktidar ya hapisanedir. O nedenle
Anayasa Mahkemesi kararıyla gayrimeşruluğu hükme
bağlanmış olan iktidarını sürdürmek için,
yapmayacağı şey yoktur.
Yaptıkları yapacaklarının haberini vermektedir.
Ergenekon, Poyraz, Kafes, Balyoz; bütün bu
operasyonlar sanaldır; hakikatle bağları yoktur;
tertiptir. AKP iktidarının Ergenekon operasyonuyla
hedef aldığı güçleri şöyle bir sıralayalım: İlhan
Selçuk, Doğu Perinçek, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu,
Bedrettin Dalan, Prof. Dr. Mehmet Haberal, diğer
rektörler, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Metal-İş
Başkanı Mustafa Özbek, Erzincan Başsavcısı İlhan
Cihaner, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, HSYK,
hukuka bağlı mahkemeler ve savcılar, Tekel işçileri,
1. Ordu Komutanı Org. Hasan Iğsız, 3. Ordu Komutanı
Org. Saldıray Berk, kırkın üzerinde görevli general
ve amiral, E. Org. Çetin Doğan, E. Korg. Engin Alan,
E. Org. Şükrü Sarıışık, eski genelkurmay başkanları,
kuvvet komutanları, görevli ordu komutanları, Özel
Kuvvetler’in tamamı, Ordunun istihbarat kurumlarının
tamamı, Deniz Kuvvetleri’nin tamamı, SAT vb özel
birimler, sendikalar, barolar…
AKP, bu kadar geniş bir cepheye saldırmaktadır.
Cumhurbaşkanı Demirel gibi biz de soralım: Neyine
güveniyor bunlar, hangi kuvvetle bu işlere
kalkışıyorlar? Şu ana kadar Türkiye’yi bitirme
amaçlı operasyonu başarıyla yürüttüklerine göre,
ciddiye alalım; arkasındaki kuvveti görelim. Bunları
yapanlar, seçimde her türlü zorbalığı ve hileyi
yapacaklardır. Türkiye’nin 2002 öncesinde yaşadığı
seçimler gibi olmayacaktır. Bölücülük etkeni hesaba
katılmalıdır. Ne yazık ki, Güneydoğumuzda, bölücü
örgütlenmenin denetiminde olduklarını saklamayan
belediyeler vardır. Bölücü örgütün yön verdiği geniş
bir yurttaş kitlemiz bulunmaktadır. Ülkeyi ağ gibi
ören cemaatler, ama hepsinden önemlisi ABD’nin
yüklenişi doğru değerlendirilmelidir.
Yalnız arkasındaki kuvvet değil, Tayip Erdoğanların
mecburiyetleri de iyi değerlendirilmelidir. “Deliğe
süpürülme yetkisini” ABD’ye vermiş, işlediği suçlar
vatana ihanet, cumhuriyeti yıkmak ve ülke
kaynaklarını yağmalamak diye özetlenebilecek
ağırlıkta. Üstelik AKP, boynunda Anayasa
Mahkemesi’nin idam fermanıyla dolaşıyor. İktidar
sahiplerinin yolsuzluk dosyaları, Mecliste yığılmış
bekliyor. Bu kadar büyük suçların Yüce Divanda
hesabını verme durumunda olanların yapamayacağı şey
yoktur. Cahilliğin aynı zamanda cüret ve macera
kaynağı olduğu da unutulmamalıdır.
Bu nedenlerle, en azından dürüst bir seçim
isteniyorsa, Tayip Erdoğanlar iktidarı indirilmeli
ve bir seçim hükümetiyle genel seçime gedilmelidir.
Bu mümkündür. Kaldı ki, en olumsuz seçenek, AKP
tahakküm ve tasallutu altında seçim yapmaktır.
Bundan daha fena bir olasılık yoktur. Anayasa
Mahkemesi tarafından gayrimeşru olduğu saptanmış bir
iktidarla seçime gidilemez. Hem hukuken, hem de
siyaseten!
III. SEÇİM HÜKÜMETİ KURULMASININ HUKUKİ VE SİYASİ
GEREKÇESİ
1. Hukukî gerekçe: AKP’nin Anayasa Mahkemesi
hükmüyle Cumhuriyeti yıkma faaliyetinin odağı olduğu
gerçeği, bu iktidarla mücadelenin hukuki zemini
olarak saptanmalıdır. Dikkatinizi dilerim, “laikliğe
karşı faaliyetin odağı” olmak, Cumhuriyeti ve
demokrasiyi yıkma faaliyetinin odağı olmaktır.
Anayasanın ve Siyasal Partiler Kanunu’nun parti
yasaklarıyla ilgili düzenlemesini incelersek,
laikliğin üst başlığı Cumhuriyetin ve demokrasinin
korunmasıdır.
2. En önemli siyasal gerekçe: Tayip Erdoğan, 33 ayrı
konuşmasında, “ABD’den BOP Eşbaşkanı görevini
aldığını, bu görevi yerine getirdiğini”, bu bağlamda
“Diyarbakır’ı merkez yapma” görevini üstlendiğini
söylemektedir. Konuşmaların görsel ve sesli
kayıtları, AKP kapatma davasında Başsavcılık
tarafından Anayasa Mahkemesi’ne verilmiştir; yargı
dosyalarına girmiştir. Başka bir devletin proje
görevlisi, Türkiye yöneticisi olamaz; sıradan devlet
memuru bile olamaz. Öte yandan Abdullah Gül, ABD
Dışişleri Bakanı Powell ile 2 Nisan 2003 günü
Ankara’da “2 sayfa dokuz maddelik bir gizli anlaşma
yaptığını” itiraf etmiştir (Vatan, 24 Mayıs 2003,
birinci sayfa manşet haberi). Abdullah Gül’ün bu
gizli anlaşması bir hizmet sözleşmesidir. Çünkü
yasaların antlaşma veya anlaşma için öngördüğü yasal
süreçlerde bağıtlanmamıştır. Üstelik bu gizli
anlaşmanın içeriği, geçen yıl Kürt Açılımı, Kıbrıs
Açılımı, Ermeni Açılımı ve Alevi Açılımı diye
piyasaya sürülen, tertiplerle doğrulanmıştır. 2003
yılının 18 Temmuz gününde açıkladığımız “dokuz
madde”, arkada kalan yedi yılda aynen uygulanmıştır.
Türkiye, ABD’nin sözleşmeli personeli tarafından
devletinin çözüldüğü, milletinin parçalandığı,
Cumhuriyet Devrimi’nin yıkıldığı, Ordusunun savunma
gücünün tahrip edildiği, halkının işsizleştiği ve
yoksullaştığı, ülkenin tarikat ve cemaat ağlarıyla
örüldüğü tehlikeli bir geleceğe sürüklenmektedir.
Bu olgular, göstermektedir ki, AKP’den kurtulmak ve
millî bir hükümet kurmak, Türkiye için bir varlık
sorunu haline gelmiştir. Türkiye halkının dürüst bir
seçimle yasal hükümetini belirlemesi, tarihsel bir
zorunluluktur. Seçimlerin, her türlü dayatma ve
tertipten uzak, yabancı müdahale ve denetime fırsat
tanımayan, Türkiye devletinin egemenliği altında
yapılabilmesi için, dürüst bir seçim hükümetinin
kurulması şarttır.
III. GAYRİMEŞRU TAYYİP ERDOĞAN İKTİDARINI İNDİRMEK
VE DÜRÜST SEÇİM HÜKÜMETİ KURMAK İÇİN NE YAPMALI
1. Tayyip Erdoğan’ın güçsüz olduğu gösterilmeli;
seçime her cephede sarsıcı darbeler indirilerek
götürülmelidir. Fiyakası bozulmalıdır.
2. ABD, Tayip Erdoğan’ın iktidardan indirilmesine
razı olmak zorunda bırakılmalıdır. Tayip Erdoğan
iktidarı, ABD’nin izniyle değil, ABD’ye rağmen
değiştirilebilir. İktidar indirilirse, ABD de, yeni
duruma göre tavır alır.
3. Halk hareketi her alanda geliştirilmeli ve
desteklenmelidir. Tekel işçilerinden kamu
çalışanlarına, üretici köylü ve besici
hareketlerinden esnaf ve öğrenci hareketlerine,
sanayicilerden tüccarlara kadar bütün halk
hareketleri örgütlenmeli ve seferber edilmeli ve
desteklenmelidir. BOP Eşbaşkanı Tayip Erdoğan
yönetimine karşı olan Cumhuriyet güçleri, halk
hareketi çevresinde toplanmalı ve mücadele
etmelidir.
4. Parlamentodaki muhalefetin millet önündeki
sorumluluğu ve görevi, AKP iktidarının indirilmesine
ve seçime dürüst bir seçim hükümetiyle gidilmesine
yönelik etkin bir çalışma yürütmesidir.
Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkında verdiği
“Cumhuriyet yıkıcılılığının odağı” olduğuna dair
hüküm yargısal düzlemde de bir değer ifade etmeli,
hayata geçmelidir.
6. Ergenekon, Poyraz, Kafes, Balyoz tertiplerinin
bozulması için, “yargı çözer” safsataları bir kenara
atılmalı, kitleselleşecek bir halk hareketi
geliştirilmelidir.
Tayip-Gül iktidarının ABD planları gereği Türkiye’yi
fiilen bölme ve Cumhuriyeti yıkma faaliyetinden
rahtsız olan yurtsever AKP mensupları ile birlikte
hareket edilmelidir.
8. Halk, Ordusundan dik durmasını, düşmanın kurşun
atmadan savaşı kazanma stratejisine teslim
olmamasını istiyor. Ordu, halkın bu talebini yerine
getirmelidir.
V. AKP’Yİ TAHTINDAN İNDİRECEK İKTİDAR SEÇENEĞİ
AKP’yi yalnızca eleştirerek iktidar seçeneği
yaratılamaz. Halka Türkiye’yi içinde girdiği
tehlikeli gidişten kurtaracak bir yönetim umudu ve
güveni vermek, yurtsever ve halkçı muhalefetin temel
meselesidir. AKP’ye karşı Cumhuriyet Devrimi’ni
temel alan, halkın öncelikle iş sorununu çözecek,
ekonomiyi tekrar üretimi artırma amacına yöneltecek,
Türkiye’nin güvenliğini ve bütünlüğünü sağlayacak
bir millî ve demokratik iktidar seçeneği
oluşturulmalıdır. Aciz değil güçlü devlet, çaresiz
değil etkin hükümet, boyun eğen değil, özgür ve
örgütlü halk, önümüzdeki dönemin sorunlarını çözecek
Millî ve halkçı rejimin temelleridir.
Parlamentodaki CHP ve MHP, şu anda iktidar olarak
milletin sorunlarını çözme iddiasını bile dile
getirmiyorlar. Bazı partiler ise, barajı geçme, iyi
muhalefet görevi yapma gibi amaçlarla seçmenden oy
istemektedirler. Halkın, iyi muhalefet partisine
değil, Türkiye’yi bu karanlık gidişten kurtaracak ve
ekonomik sorunlarını çözecek hükümete ihtiyacı
vardır. Bu ihtiyaca cevap verecek çözümü
üretebilmek, milletin AKP iktidarından kurtulması
için mücadele eden bütün partilerin ortak
meselesidir. Bu çözüm, geçmişin içinde sıkışmadan
geleceğe geniş ufukla bakarak oluşturulabilir. Dün
olanlar, yarın olmayacaktır.
AKP iktidarını indirmek için oluşturulacak iktidar
seçeneğinin şu niteliklerde olması gerekir:
- “Biz yönetiriz ve Türkiye’yi kurtarırız” iddiası
ve bu iddianın altının gerçeklerle doldurulması.
- AKP iktidarına karşı mücadele vatandaşın
hoşlanmadığı bir karşılıklı atışma ortamından
kurtarılmalı, Türkiye’nin temel meselelerinin
çözümleri üzerine oturtulmalıdır.
- AKP’nin “millî irade” yalan dolanı yerle bir
edilmelidir. Tayip Erdoğan’ın BOP Eşbaşkanlığı ve
ABD ile 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma gibi
belgeli, kanıtlı olgular, AKP’nin millî iradeyi
değil, yabancı iradeyi temsil ettiğini
kanıtlamaktadır.
§ Siz kim millî irade kim?
§ Siz, yabancı iradenin aletlerisiniz, proje
görevlilerisiniz.
§ Kendi ağzınızla itiraf ettiğiniz, “İki sayfa dokuz
maddelik gizli anlaşmaları” açıklayın.
§ Ne milli iradesi, Siz yabancı iradenin sözleşmeli
personelisiniz.
- AKP’nin “Derin devletle, Çetelerle mücadele”
yalanları çürütülmelidir. 12 Eylülün çocuğu ve
devamı olduğu işlenmelidir.
§ Dünya Gladyosunun Türkiye’ye parçalama
operasyonunu yürütüyorsunuz. Kürt, Ermeni, Alevi,
Kıbrıs açılımları ABD’nin BOP açılımlarıdır!
§ Siz yabancı devletlerin güdümünde kendi derin
devletinizi inşa ediyorsunuz.
§ 12 Eylülün getirdiği dünya ile bütünleşme
ekonomisini uyguluyor, Türkiye’nin millî ekonomisini
çökertiyor, halkı sefalet ve yoksulluğu itiyorsunuz.
§ Kirli paranın, dolar ve borsa vurguncularının
saltanatını kurdunuz. Dünya kirli para baronlarıyla
birlikte Türkiye’yi hortumladınız.
- Türkiye’nin Türkiye halkı için Türkiye’den
yönetilmesi ihtilacı gündemin merkezine
oturtulmalıdır. Türkiye, dünya merkezlerinden
onların çıkarları için yönetilmektedir. Ankara’da
Türk milleti için karar alan, yabancı dayatmalara
boyun eğmeyen bir iradenin oluşması, ekonomik
zenginleşme, toprak bütünlüğü ve teröre son vermek
için temel meseledir.
- Güneydoğumuz, her ikisi de ABD’ye bağımlı olan
cemaatler ve bölücülük arasında paylaştırılmıştır.
Cumhuriyet, kendi Kürdünü oluşturmak, Kürt halkını
kazanmak zorundadır. Kürdümüze, bütün Türkiye
halkının bir parçası olarak iktidar olmayı vaat
etmeliyiz ve bunu başarmalıyız. Cemaatlerin, Kürde
verdiği tarikate itaattir. Bölücülüğün Kürde vaat
ettiği, kuklalıktır. Biz Türkiye’nin çağdaş güçleri,
iktidar olma seçeneğini vaat etmeliyiz. Dünyada
gelmiş geçmiş bütün uygarlaşma ve zenginleşme
atakları, etnik grupları birleştirilerek
gerçekleştirildi. Bütün imparatorluk ve demokratik
devrim tecrübeleri bunu gösteriyor. Bölünme,
fakirlik ve boyun eğmeden başka bir şey getirmedi.
Bu gerçek işlenmelidir.
- En sonda oldu, ancak en önemlisi, borçlanma
batağından kurtulmak, ekonomiyi üretim temeline
oturtmak, herkese iş sağlamak, halkın beslenme ve
barınma, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını
çözmek, çarşıları tekrar şenlendirmek, devletçe ve
milletçe bütün güç ve olanakları seferber ederek
teröre son vermek, iç barışı sağlamak gibi yakıcı
konularda halkın önüne somut, gerçekleşebilir,
inandırıcı çözümler konmalıdır. İşçi Partisi, bu
çözümleri üretmiştir. Bütün halkın ve siyasal
partilerimizin değerlendirmesine sunmaktadır.
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
|