|
|
|
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
Perinçek'in konuşmasının tam
metni (26 Şubat 2010)
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek:
SİZİN ARKANIZDAKİ KILIÇ TÜRK KILICI DEĞİL AMERİKAN
KILICI

İşçi
Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ergenekon
davasının 26 Şubat’ta yapılan 137. duruşmasında
komutanların tutuklanmasından yüksek yargıdaki
isyana kadar, Türkiye’deki gelişmeleri
değerlendirdi. Perinçek, AKP’nin açılım broşüründeki
“özel amaçlı mahkeme” itirafına da atıfta bulunarak,
mahkeme heyetini “övünebilecekleri bir yerde
durmadıkları” gerekçesiyle uyardı. “İş hesaplaşmaya
geldiği zaman, Türk yargısını ve Türk Ordusu’nu
görürsünüz. Kimse buradan kaçacağını zannetmesin!
Ayağımıza kapansanız, sizi affetmeyecektir kimse!
Bunu iyi bilin!”
Perinçek’in konuşmasının geniş bir özetini
yayımlıyoruz.
SİZİN ARKANIZDA HANGİ KILIÇ VAR?
Hukuk nedir? Hukuk arkasında devletin yaptırım gücü
bulunan kurallar bütünüdür. Yani hukuku örf ve
âdetten, ahlaktan, kanarya sevenler cemiyetinin
tüzüğünden ayıran, arkasında devlet zorunun
olmasıdır. Hukuku devlet koyar, devlet uygular.
Diğer kurallardan bu özelliği ile ayrılır.
Adaletin simgesi olan o güzel hanımın elinde bir
kılıç var. Neyi temsil ediyor? Devlet zorunu temsil
ediyor. Diğer kurallardan farklı olarak hukukta o
kılıç vardır. O kılıç olmasa hukuk olmaz. Efendim
ben buna uymuyorum, o cemiyetin üyesi değilim, bana
uygulayamazsın veya ben örf ve âdeti tanımıyorum
diyenler olabilir. Ama hukukta o kılıç…
Şimdi ben size soruyorum? Sizin arkanızda hangi
kılıç var? Bu davanın en önemli sorusu budur! 13.
Ağır Ceza Mahkemesi diye adlandırılan mahkemenin
arkasında hangi kılıç var!
DEVLETİN KILICI ORDUDUR, ORDU BU DAVANIN SANIĞI!
Türkiye ne Guatemala, Ne Peru, ne Gana, ne Mali.
Devletin kılıcı ordudur. Polis de biraz ona
dahildir. Ama Türkiye’de kılıç deyince, devletin
silahlı kuvveti deyince ‘Ordu’dur!..
Peki Ordu bu davanın neresinde? Ordu bu davanın
sanığı! Kimse lâfebeliği yapmasın! İki tane daha 1.
Ordu Komutanı yeni içeri alındı.
Elinizde şema var değil mi? Açtığınız zaman orada ne
görüyorsunuz? Eşref Bitlis var, Hüseyin Kıvrıkoğlu
var. O şemayı biz biliyoruz, siz de biliyorsunuz.
Türk Silahlı Kuvvetleri var o şemada.
Ve dün, evvelsi gün, daha evvelsi gün gözaltına
alınanlar kim? Tehdit edilenler kim? Ümit Sayın’ın o
dilekçesine isimleri yazdırılanlar kim? Kim yazdırdı
onları? Burada okunmadı mı o dilekçe?
Hüseyin Kıvrıkoğlu, Reha Taşkesen, Yaşar Büyükanıt…
Ve bugün Genelkurmay Başkanı ne demektedir? “Türk
Ordusu’na karşı bir tertip yürütülüyor.” Genelkurmay
Başkanı söylüyor; ben gazete yazarlarına gönderme
yapmıyorum. Bu tertip hangi merkezli? Ergenekon
demeye dili varmıyor, İstanbul’da yürütülen
soruşturma diyor devamlı. Türk Ordusu’na karşı bir
tertip olduğunu ve Türk Ordusu’na karşı asimetrik
psikolojik savaş yürütüldüğünü söyleyen; doğrudan
doğruya Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanı olan
Genelkurmay Başkanı.
Sizin de bildiğiniz bütün bu gerçekler neyi
göstermektedir? Türk Ordusu burada zanlıdır! Ey
zanlı Ordu / Ey zanlı asker diye marş söylenecek
deniyor ya! Şanlı orduyu bu soruşturma, bu tertip
zanlı haline getirmiştir. Türkiye’nin bugünkü en
büyük gerçeği budur.
SİZİN MAHKEMENİZ, TÜRK YARGISINDAN KOPMUŞTUR
O zaman sizin arkanızdaki kılıç ne?
Bakın sizin mahkemeniz ve Beşiktaş’taki birtakım
mahkemeler ve hâkimler Türk yargısından kopmuştur,
ayrılmıştır. Başka bir şeydir…
Türk yargısı isyan ediyor bu zulme! Siz Türk
yargısının mensupları arasında gözükmüyorsunuz! O
fotoğrafın içinde yoksunuz! Türk yargısı isyan
etmiştir! Yargıtay’ıyla, Danıştay’ıyla, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu’yla… Ve olağandışı tavırlara
girmektedir.
Görülmüş müdür Türkiye tarihinde? 300 Yargıtay üyesi
Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’na gidiyor,
dayanışma ziyareti yapıyor. Görülmüş mü? Danıştay
Başkanı ve Danıştay’ımızın en yüce hâkimleri geliyor
orayı destekliyor. Görülmüş müdür bunlar?
Çıkıyorlar, bir nevi isyan manifestoları gibi isyan
bildirileri yayınlıyorlar. Bunlar var mı tarihte?
Yargı; sizin başı ve içinde dahil olduğunuz, sizin
memur olarak tayin edildiğiniz tertibe isyan
etmiştir! TSK da sizin karşınızdadır, bu tertibin
karşısındadır.
SİZİN ARKANIZDAKİ AMERİKAN KILICI!
Peki sizin arkanızdaki kılıç ne?
Amerika kılıcıdır! Bunun adını koyalım. Bu
Beşiktaş’taki uygulanan; Türk yargısından ayrılmış
olan, Türk yargısıyla en küçük ilgisi olmayan, Türk
yargısının nefret ettiği, Türk yargısının
hâkimlerini öldürenleri ‘Bey’ yapan bu yargılamanın
arkasındaki kılıç; Amerika’nın kılıcıdır!
Ben bütün mahkemelerde, iki senedir 30’un üzerinde
dava kazandım. Bir tane bile dava kaybetmedim. İşte
bu Türk yargısıdır. 30’un 30’u da bu davanın
dosyasıyla ilgilidir.
İŞTE SİZ BUSUNUZ!
Şimdi bu söylediklerim haksızlık mı! Bu
söylediklerimi Tayyip Erdoğan söylüyor. Bakın!
Aynaya bakın! Tayyip Erdoğan’da siz kimsiniz; size
şimdi onu takdim ediyorum.
Broşürün adı “Soruları ve cevaplarıyla demokratik
açılım süreci”. Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla
yayımlanan bir kitapçık. Siz bu broşürün
neresindesiniz, onu okuyorum.
Habur’dan bahsediyor, “Evet” diyor, “burada” falan
filan “yargılama kurduk”. “Gerekli hallerde, farklı
mahallerde, özel amaçlarla sorgulama ve yargılama
yapılabilir. Şu anda Ergenekon davasının Silivri’de
görülmesi bunun en tipik örneğidir”.
İşte siz busunuz! Özel mahkemesiniz! Sizi kuran
irade diyor ki, Amerikan iradesi, BOP Eşbaşkanlığı
diyor ki; “Ben Silivri’de özel amaçlarla sorgulama
ve yargılama yapıyorum!”, “Gerekli gördüm” diyor.
Bunu ben söylemiyorum. Daha doğrusu biz bunları çok
söyledik de; artık Tayyip Erdoğan imzasını basarak
bunu yüz binlerce dağıtıyor, sizin reklamınızı
yapıyor.
Bu tertibin arkasında Amerika olduğunu duymayan,
görmeyen, bilmeyen kalmış mı? Bu davanın özü bu.
CEMAATTEN DEVLET OLMAZ
Şimdi birisi diyebilir ki, bizim de silahlı gücümüz
var. Ali Fuat Yılmazer’ler… Onların da ellerinde
birer tane tabanca mı var!..
Cemaatin silahlı gücü, devletin silahlı gücü olmaz.
Burası Türkiye. Cemaatin silahlı gücüyle devletin
yargı gücünü kuramazsınız, kuramazlar! Perişan
olacaklardır, ayakaltında kalacaklardır!
Hem cemaatten devlet olmaz. Cemaati devlet
yapamazsınız. Cemaat kavramı, kuruluşu devlete
aykırıdır. Modern devletler cemaatleri, beyleri,
ağaları, aşiretleri tasfiye ederek kurulmuşlardır.
AMERİKAN ORDUSU’NA GÜVENMESİN KİMSE!
İkincisi, Türkiye’de bunu hiç yapamazsınız. Amerikan
Ordusu’na güvenmesin kimse! Bugün TSK, “Irak’ın
kuzeyinde Amerika var, Türkiye’yi tehdit ediyor. Ben
dik durursam Kıbrıs’tan bastıracak. Millenium
Challenge adı altında Türkiye’yi işgal planları
yapmış 2002 yılında. Basmış, yayımlamış, 96 saatte
Türkiye’yi işgal ederim demiş falan. Bu yüzden
Amerika’yla fazla savaşa girmeyiyim” vs. diyor. Bu
tür mülahazalar, hesaplar, değerlendirmeler,
doğrudur yanlıştır ama geçicidir. Bunu iyi bilelim.
KİMSE SİZİ AFFETMEYECEK!
İş hesaplaşmaya geldiği zaman, işte o zaman Türk
yargısını ve Türk Ordusu’nu görürsünüz. Görürsünüz
derken şunu söylüyorum; bu tertipte rol alan,
yasaları çiğneyen hâkimler ve savcılar Türk
yargısının karşısına oturtulacaktır. Kendi
hayatınızda da göreceksiniz. Kimse buradan
kaçacağını zannetmesin! Ayağımıza kapansanız, sizi
affetmeyecektir kimse! Bunu iyi bilin! Yaptığınız
işler, çok büyük suçlardır. Bu özel tertipte rol
alanlar için söylüyorum. Türk yargısına karşı, Türk
yargısını dinamitleyen ve Türk Ordusu’nun karşısında
özel tertiplerde yer alanlar için söylüyorum.
Bakın biz hiç korkmuyoruz. Ama bu adaletsizlikleri
yapanların geceleri korku içinde olduğunu ben çok
iyi biliyorum. Terleye terleye uyuduklarını çok iyi
biliyorum. Benim hiçbir korkum yok. Biz zafere
gidiyoruz. Amerika’nın Türkiye’yi parçalama
planlarında yer alanların da ne olacağını göreceğiz.
BİRAZ HÂKİM ONURU, HÂKİM NAMUSU…
Bakın sizlerden, yani buralarda rol alanlardan,
savcılar ve hâkimlerden, kimler rol alıyorlarsa
“ayarlanmışlar” diye söz ediliyor. Birisi çıkıyor
diyor ki; “İçişleri Bakanı bize dedi ki,
Habur’dakileri ayarladık.” Ben onlara hâkim ve savcı
diyemiyorum dikkatinizi çekiyorsa. Ayarlanmış hâkim
ve savcı kabul etmiyorum!
Sizde biraz hâkim onuru, hâkim namusu olması lazım
değil mi? Bunlara bir tavır almanız gerekmez mi?
Ayarlanmış olmayı kabul ediyor musunuz? Sizi
ayarladılar mı hakikaten?
Ben hayatımda Recep Tayyip Erdoğan’ın hiçbir
dediğini doğru görmedim, ama bu doğru gibi
gözüküyor.
TUTUKLAMALARA ÇANKAYA AYARI!
Ve bakın; son bir olay. Kuvvet Komutanları
getiriliyor. Beşiktaş’ta sorgulanacaklar, hâkim
önüne çıkarılacaklar. Sabahtan akşama kadar
bekletiliyor fakat o gün gerçekleşmiyor. Neden?
Çünkü ayar gelmedi! Çankaya’da toplantı yapılıyor;
bu kararlar oralarda veriliyor.
Millete kimse bunları yutturamaz! Hâkimler
tutuklamıyor! Koramiralleri, korgeneralleri,
muvazzaf subayları veya Doğu Perinçek’i veya Nusret
Senem’i veya diğer sanıkları hâkimler tutuklamıyor!
Bu gene ispatlandı!
TSK ciddi bir toplantı yaptı. Çankaya’da bir
görüşme… O gün, niye götürmedin komutanları
mahkemeye? Demek ki, ayar Ankara’dan geliyor.
Neresinde bunun hâkim var, neresinde bunun savcı
var, neresinde soruşturma var?
Burada da diller dökülüyor. Ben gülüyorum artık! Ben
burada yaşanan olaya, bir hukukçu olarak içimden
gülüyorum. Arkasında Amerika kılıcı olan, Başbakanın
mevkiinde oturan Büyük Ortadoğu Projesi’nin dediğine
göre ayarlanmış, özel amaçlı hâkimlerle yürütülen
bir olay! Burada da falanca kanununun falanca
maddesinin… Oraya çekiliyor, buraya çekiliyor,
altından giriliyor, üstünden çıkılıyor, okunuyor…
CD’ler geliyor, CD’ler gidiyor, havalarda uçuşuyor,
mikroskoplarla bakılıyor, Adli Tıp’a götürülüyor,
Adli Tıp’tan getiriliyor… Çok komik bir hikâye; tam
bir mizah hikâyesi! Herkes koşuşturuyor, yargılama
yapılıyormuş gibi yapılıyor.
O KOLTUKLARA ÜÇ ÇOBAN OTURSA…
Hukuk bir çobanın karar vereceği ve anlayacağı kadar
basittir. Bazı ukala hukukçular, birikimi olmayan
hukukçular, hukuku halkın anlamadığı karışık bir şey
haline getiriyorlar. Hukuk o değil. Bakın siz inin o
kürsüden, oraya Cilo Dağları’ndan bir çoban
getirelim, bir tane de Bulgar hududundan çoban
bulalım, Istrancalar’dan; bir de Toroslar’dan bir
çoban bulalım. Şaka yapmıyorum! Eminim olun; bu üç
çobanı oturtun, kesinlikle bu duruşmaların başında,
iki günün sonunda “buraya getirilen olay fasa fiso”
derler. Bunu iyi bilin!
Osman Yıldırım bir Türk mahkemesinde 15 dakikada
sorgulanır. Çünkü daha ikinci dakikada bunun yalan
söylediğini çoban bilir, görür. Demek ki, bunu
görmemek için hâkim mi olmak gerekiyor acaba? O
kadar hukuk tahsilleri, falanlar filanlar… Onlar mı
gerekiyor yani bunu görmemek için? Oturtun o üç
çobanı, buradaki bütün sanıkların suçsuz olduklarını
görür.
Onun için birbirimize burada çalım atmayalım, çalım
satmayalım, çalım yapmayalım. Önümüzdeki olay son
derece basittir.
Çoban iddianameyi okuyamaz, siz onu da
okuyabiliyorsunuz. O iddianamenin birinci sayfasını
gören bir hukukçu o anda ne der? Aynı konu iki yere
getirilemez der, Danıştay Ankara’da görülüyor, sen
bana bunu getiremezsin der. Fırlatır geri gönderir
onu.
Gerçi sizler çok kibarsınız, fırlatmazsınız da;
usulüyle adabıyla… Siz bunu yapmadınız, hukuku
çiğnediniz.
SANIK DEĞİL DAVA ADAMIYIM
Burada bir savaş yürütülüyor. Türkiye bir savaşın
içine girmiştir.
Çuvallar geçirilmiş, Eşref Bitlis’ler, Uğur
Mumcu’lar, Muammer Aksoy’lar, Ahmet Taner
Kışlalı’lar hep bu savaşta öldürülmüş…
Şimdi o, Amerikan planları ve takvimine göre çok
daha sıcak bir noktaya doğru gidiyor. Benim size bu
son uyarılarım dostça; bir arkadaşınız gibi görün.
Ben burada sanık manık değilim, onu söyleyeyim. Ben
bir davanın adamıyım. Türk milletinin bağımsızlık,
Türkiye emekçilerinin iktidar davasının adamıyım.
Görünmüştür ufukta ne olacağı. Bir müddet sonra
şuraya gelecek; sıcak savaşa doğru gidiyor, başka
şeylere doğru gidiyor. Yugoslavya sürecinde, Rusya
sürecinde, Irak sürecinde bunları yaşadık. Apaçık
meydanda bir Türk-Amerikan çatışması başlamış.
Cumhuriyeti yıkmak için bir kalkışma başlamış.
Fethullahçılar, cemaatçiler… Herkesin safları belli.
Bir tarafta Türk Ordusu var, bir tarafta Amerikan
ordusu var. Bir tarafta Cumhuriyet var; diğer
tarafta mafyası var, tarikatları var, cemaatleri
var.
Mafya bunlar! Mafyadan başka karılarının
parmaklarına elli milyarlık yüzük! Bunu yapar mı
Sabancı, Koç? Bu kadar görgüsüzlük? Yok gidip
Dolmabahçe Sarayı’ndan şunu bunu almalar… Görgüsüz!
Görgüsüz takımı! Mafyalaşmış bir takım! Cemaatlerle
içli dışlı, gelmiş Türkiye’nin tepesine oturmuş! Biz
bunun savaşını veriyoruz.
ÖVÜNECEĞİNİZ BİR YERDE DEĞİLSİNİZ
Herkes yerini belirleyecektir. Siz de yerinizi
belirleyeceksiniz. Şu anda belirlediğiniz yer
iftihar edeceğiniz bir yer değildir, onu söyleyeyim.
Ne hâkim olarak, ne yurttaş olarak, ne aydın olarak…
Çocuklarınıza övünerek söyleyebileceğiniz bir yerde
durmuyorsunuz şu anda.
Sizin üçünüzün şahsında söylemiyorum. Ben
Beşiktaş’ta kurumlaşmış olan, Türk yargısının
karşısında olan bir örgütlenmeyi söylüyorum.
MAHKEME BAŞKANI İLE ...
Mahkeme Başkanı: Başbakan yalan söylüyor!
Doğu Perinçek, konuşmasının sonunda mahkeme
heyetine, “Tayyip Erdoğan’ın sizin hakkınızda ‘özel
amaçlı’ demesi yalan mı?” diye sordu. Mahkeme
Başkanı Köksal Şengün, şöyle yanıt verdi: “Yalandır!
Hepsi yalan! O konuda bir şey diyenin alnını
karışlarım!”
Doğu Perinçek’le Mahkeme Başkanı Şengün arasında şu
diyalog yaşandı:
Perinçek- Vicdanınıza söylüyorum, akşam gidin, geçin
içeri dördünüz birlikte. Açın iddianamede Doğu
Perinçek’le ilgili kısmı. Ne var orada? Bir tek
Tuncay Güney’in mülakatı. Mülakatın değeri var mı?
Bir de CMK’yı açın. Mülakat diye CMK’da bir delil
var mı? İmza var mı, şu var mı, bu var mı?
O mülakatta 69 kişi suçlanmış. 69’un içinden
altısını açmışsınız. 63’ünü açmıyorsunuz. Altısından
da dördünü tahliye etmişsiniz. Bu adalet mi?
İşte onun için ben öbür şeyleri söylüyorum. O zaman
bu yalan mı? Tayyip Erdoğan’ın sizin hakkınızda
‘özel amaçlıdır’ demesi yalan mı isminizi vererek?
Başkan Şengün- Yalandır.
Perinçek- Efendim?
Başkan Şengün- Bizim açımızdan yalandır. Yalan. Asla
mahkememiz, böyle bir şeye asla…
Perinçek- O zaman sahip çıkın…
Başkan Şengün- Hepsi yalan. O konuda bir şey diyenin
alnını karışlarım, alnını…
Perinçek- İki sene siz beni bu gerçeğe rağmen
tutuyorsanız şu hakikattir: Tayyip Erdoğan doğruyu
söylüyor! Siz doğruyu söylemiyorsunuz! Çünkü siz hep
haksızlık yaptınız. Bu haksızlığın bir izahı olması
lazım. O izah Amerika kılıcıdır, Fethullah hocadır
ve Türkiye’ye yapılan tertiptir. Bu davalarda
söylenecek bundan başka bir söz yoktur.
Nasıl beni içeride tutarsınız siz? Bu vicdansızlık
değil mi? Bu Amerikan tertibine alet olmak değil mi?
Bunun belgesini avukatlarım isteyecek. Ve getirtin;
getirtin, kendinizi görün!
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
|