TÜRK SUBAYI ÖRGÜTSÜZ KALMIŞTIR
[16 Şubat 2010]
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in,
Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in
öldürülmesinin 17. yılında kamuoyuna açıklaması:
TÜRK SUBAYI SAHİPSİZ!

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu
Perinçek, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref
Bitlis'in şehit edilişinin 17. yıldönümünde bir
mesaj yayınladı. Perinçek'in mesajını aşağıda
sunuyoruz.
• Org. Eşref Bitlis’in şehit edilmesiyle başlar bu
süreç.
• Düşmanın vurduğu Türk askerini, silah arkadaşı
omzuna alır değil mi? Hayır, o şerefli asker
vurulmuş alnından tertemiz hapishanede yatmaktadır.
• NATO bağlantıları, Türk Ordusu’ndaki komutan
sorumluluğunu, hakikat duygusunu, yurtseverliği,
mertliği, dayanışmayı çürütmektedir.
• İtfaiyecinin örgütü vardır. Temizlik işçisinin,
tekel işçisinin örgütü vardır.
• Türk subayını zulme ve hakarete karşı koruyan bir
örgütü yoktur.
• Kendi ülkesinde yabancı devlet operasyonuna boyun
eğmeyecek, tertibi bozguna uğratacak, Türk subayının
onurunu koruyacak örgütten söz ediyoruz.
EŞREF BİTLİS’LE BAŞLAYAN SÜREÇ
Uğur Mumcu’nun şehit edilmesinden 24 gün sonra, Org.
Eşref Bitlis’in 17 Şubat 1993’te şehit edilmesiyle
başlar bu süreç.
ABD emperyalizmi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin
Jandarma Genel Komutanı’nı Ankara semalarında
katletmiştir ve komutanlar, silah arkadaşlarına
sahip çıkamamışlardır.
Org. Eşref Bitlis, o kadar sahipsizdir ki, adı
sözümona MİT’in yaptığı Ergenekon şemasındaki 69
ismin içinde çıkmıştır. Böylece, Jandarma Genel
Komutanımızın ABD emperyalizmi tarafından idam
edilmesinin gerekçesi de ilan edilmiştir.
GENELKURMAY BAŞKANI
TÜRK SUBAYINI BİLMİYOR MU?
Bugün durum 17 yıl öncesine göre çok daha vahimdir.
Türk Ordusu’nun kahramanları intihar ediyor;
madalyalarını yerlere atıp çiğniyorlar.
Gazetelerdeki, televizyonlardaki manzaralara
bakınız: Türk Ordusu’nun teğmenleri, uyuşturucu
kullanıyormuş; seks partileri yapıyormuş,
komutanlarına suikastlar düzenliyorlarmış! TSK
komutanları, camileri bombalama planları yapıyor,
müzeleri ziyaret edecek ilkokul çocuklarını kitle
halinde öldürmek için tuzaklar hazırlıyor, kendi
uçaklarını düşürme fesatları tertipliyor ve
çayırlara çimenlere bombalar gömüyorlarmış. Bu
iddianameleri yazanlara savcı, bu haberleri
yapanlara da gazeteci deniyormuş.
O onurlu teğmenlerin, o namuslu komutanların bunları
yapmadığını, Genelkurmay Başkanı bilmiyor mu?
Bilmiyor mu, Yarbay Mustafa Dönmez, o Zir Vadilerine
o mühimmatı gömmedi?
Bilmiyor mu, ABD güdümlü Fethullahçı Gladyo özel
seçilmiş hedefleri tertiplerle hapislere atıyor?
Türk subayını tanıyan herkes biliyor da, o bilmez
olur mu?
Ancak Türk Ordusu’nun savaş yeteneğini çürüten bu
tertibe, “tertiptir” diyecek, bu yalanlara
“yalandır” diyecek, teğmeninin generalinin onurunu
çiğnetmeyecek bir komutan özlenmektedir.
Millet, akılları ayaklandıran, vicdanları isyan
ettiren bir durumla karşı karşıyadır. Sorumlular
eziktir; asıl yürekleri yakan da budur.
Türk subayı, sahipsiz kalmıştır. Acıdır; bu gerçeği
kabul etmemiz gerekir.
BIRAKIN BU NATO YALANLARINI
Bu “hayasız akın”a boyun eğebilmek için, hukuk
devletine yalancı tanıklık yapılmaktadır. “Yargı
çözer” yalanlarına sığınılmaktadır.
Bırakın bu NATO yalanlarını, bu Amerikan
akademilerinde öğretilen ikiyüzlülükleri!
Hukuk devleti olsa, bu kanunsuzluklar, bu tertipler
yaşanır mı?
Yargı çözse, o yiğitler elleri arkadan kelepçelere
vurulup zindanlara tıkılır mı?
Hiç abartmadan belirtiyoruz, kırk yılda karara
bağlanamayacak uydurma yargılamalar kurgulanmıştır.
Bu tertipleri, yargı çözmeyecek ama halk devrimi
çözecektir.
NEREDE VURULAN SİLAH ARKADAŞINI
OMUZUNDA TAŞIYAN KOMUTAN?
Mesele, Türk vatanseverlerinin çektikleri değildir.
Onlar, Namık Kemallerden Mustafa Kemallere, Nâzım
Hikmetlerden Deniz Gezmiş ve Muammer Aksoylara kadar
iki yüzyıldır bu zulümle boğuşuyorlar; daha da
boğuşacaklardır. Silivri ve Hasdal kalelerinde
yatanlara bakın, hepsi Uğur Mumcular ve Eşref
Bitlislerdir.
Mesele, Türk subayının sahipsiz kalmasıdır. Silivri
duruşmalarına bakın, en sahipsiz, en savunmasız
olanlar subaylardır. Gazetelere televizyonlara
bakın, en çok vurulanlar, en çok kırılanlar, en çok
çiğnenenler; hep subaylardır ve Türk Ordusu’na sahip
çıkanlardır.
Düşmanın vurduğu Türk askerini, silah arkadaşı
omzuna alır taşır değil mi?
Hayır, o şerefli askeri komutanı yerde bırakmıştır;
vurulmuş alnından, tertemiz hapishanede yatmaktadır.
Anladık, NATO bağlantıları, Türk Ordusu’ndaki
yurtseverliği, komutan sorumluluğunu, silah
arkadaşlığını, mertliği, dayanışmayı çürütmektedir.
Gerçektir bunlar! Yaşanmaktadır! NATO süreci sonunda
Türk subayı sahipsiz kalmıştır.
TÜRK SUBAYI ÖRGÜTSÜZ KALMIŞTIR
İtfaiyecinin örgütü vardır. Temizlik işçisinin
örgütü vardır.
Madencinin, tekel işçisinin örgütü vardır.
Eczacının, doktorun, bakkalın ve avukatın örgütü
vardır.
Türk subayını zulme ve hakarete karşı koruyan bir
örgüt yoktur.
Denecektir ki, işte var ya, ifadeye çağırılan
komutanları adliye binasına mutfak kapısından sokan
bir örgüt var; perdeleme mangası var; ifadeye
götürülen Türk subayının yüzünü beyaz kağıtla örtme
timleri var…
Bizim söylediğimiz örgüt o örgüt değildir. Biz,
“asimetrik harekâta” teslimiyet örgütünden söz
etmiyoruz. Kendi ülkesinde yabancı devlet
operasyonuna boyun eğmeyecek, tertibi bozguna
uğratacak, Türk subayının onurunu koruyacak örgütten
söz ediyoruz. Şu anda böyle bir örgüt yoktur. Veya o
örgüt vardır; ama ABD tehdidi karşısında yeraltına
inmiştir.