|
|
|
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
Kurtarıcının kurtarıcısı [8 Şubat
2010]ARIR
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu
Perinçek:
ORDUMUZU DAHİ EMEKÇİ HALK KURTARIR

Tekel mücadelesi, bir tarihsel
sıçramaya denk düştü. Kurtarıcı sanılan ordunun
komuta kademesi, NATO serüveni sonunda Hilmi Özkök
türünden liderleri sayesinde kurtarılacak durumuna
düşmüştür. Artık ordumuzu dahi, halk kurtarabilir.
Tekel mücadelesi, doğru bir önderlikle, geçmişin
büyük mirasını akıla dönüştürerek, işçi hareketini
milletleştiriyor. Milleti, Türkü ve Kürdüyle
birleştiriyor. Milleti, işçisi, kamu çalışanı,
esnafı, köylüsü, aydını, millî sermayedarı ve
ordusuyla birleştiriyor. Tarihsel sürecin önü
açılmıştır.
DÜNYA ÖLÇEĞİNDE MÜCADELE BİRİKİMİ
İşçi hareketi, milletin çoğunluğunun gözünde ilk kez
kurtarıcı oluyor. Bu, Türkiye’nin millî demokratik
devrim sürecinde tarihsel bir gelişmedir.
Türkiye’de işçi hareketi, 1960’lardan beri dünya
ölçeğindedir. 15-16 Haziran 1970’ten 1989 Bahar
Eylemlerine ve Madenci Hareketine ve oradan
özelleştirmeye karşı 20 yıldır ardı arkası
kesilmeyen mücadelelere uzanan bu büyük birikimin
değerini bilelim. Ancak bu mücadeleler, milletin
penceresinden, işçileri ilgilendiren eylemler olarak
görülmüştür. Kuşkusuz sevgi beslenmiştir; başarısı
istenmiştir, ama işçi sınıfına bütün milletin önderi
ve kurtarıcısı olarak bakılmamıştır.
Türkiye halkı, yüzyılı aşan Meşrutiyet ve Cumhuriyet
deneyimlerinden sonra, 21. yüzyılın başında çok
kritik bir yere geldi. Kurduğu Cumhuriyet, yıkımla
karşı karşıyadır.
1960 SONRASI SEÇENEKLERİ
Bu sürecin başladığı İkinci Dünya Savaşı sonrasından
beri gittikçe daha yakıcı koşullarda hep kurtarıcı
arandı. 1960’larda belli başlı iki seçenek ortaya
çıkmıştır. Biri, 27 Mayıs Devrimi’nin devamı olan
Ecevit-Avcıoğlu seçeneğidir. Ecevit’in “Ak Günler”i,
daha parlamento vurgulu, Avcıoğlu’nun “asker-sivil
aydın zümreye” bel bağlayan Yön-Devrim’i sanki daha
“devrim” vurgulu, ama ikisi de en sonunda sistemin
içinde kalan ilerici seçeneği temsil etmişlerdir.
Küçük Amerika sürecinin altında kalan geniş kitleler
ve Kemalist Devrim’e sahip çıkan kesimler, sistemin
krize düştüğü durumlarda bu seçeneğe yönelmişlerdir.
Son 2007 Cumhuriyet Mitinglerinin kürsüsü de bu
kesimlerin denetimindeydi.
İkinci seçenek, işçi sınıfının önderliğiydi. 27
Mayıs 1960 Devrimi’nden sonra geniş kitlelere açılma
olanağını ter dökerek yaratan Bilimsel Sosyalist
hareket, bu seçeneği örgütlemeye çalıştı ve toplumun
gündemine getirdi. Ancak büyük çoğunluğun bakışı,
“işçi sınıfından da önderlik olur mu” sorusuyla
açıklanabilir. Yaşanan büyük deneyimlerden sonra,
şimdi millet işçi hareketi ekseninde toplanmaya
başlıyor.
ORDUMUZU DAHİ EMEKÇİ HALK KURTARIR
Tekel işçilerinin mücadelesi, bir tarihsel sıçramaya
denk düştü. “Asker-sivil aydın kurtarır” umudu,
deneyimlerle geçersiz kaldı. Kurtarıcı sanılan
ordunun komuta kademesi, NATO serüveni sonunda
Cevdet Sunay, Memduh Tağmaç, Kenan Evren ve Hilmi
Özkök türünden liderleri sayesinde kurtarılacak
durumuna düşmüştür. Artık ordumuzu dahi, halk
kurtarabilir; işçi sınıfı en başta elbette.
İnsanlığın sınıflara bölünmesinden sonra, ordusuz
hiçbir kurtuluş olmamıştır. Uygarlıkların kuruluşu
dediğimiz tarihsel sıçramalardan Fransız, Sovyet,
Türk ve Çin devrimlerine kadar; bütün devrimlerde
ordu vardır. Devrimler, hep kralların, çarların,
padişahların ve emperyalistlerin ordularına karşı
milletin ordusuyla yapılmıştır. Ama millet olmazsa,
halk olmazsa; milletin ordusu da olmuyor. Nitekim
Türkiye’nin bütün devrimci atılımları, millet-ordu
birliğiyle gerçekleşmiştir.
Yine öyle olacaktır. Ancak Türkiye’nin önündeki
devrim, 1920’lerin, 1930’ların ve 1960’ların tekrarı
olmayacaktır. Mustafa Kemal önderliği, Meşrutiyet
Devrimi’ni yinelemedi; onu aştı ve padişahlığı
yıktı; cumhuriyeti kurdu. Şimdi halk, işçi sınıfı
önderliğinde, Kemalist Devrim’i tamamlayacak,
devletini ve toplumunu yeniden örgütleyecektir. İşte
bu yeniden örgütlenmenin önderliği tarih sahnesine
çıkmaktadır.
TEKEL İŞÇİLERİYLE MİLLETLEŞEN İŞÇİ SINIFI
Tekel işçilerinin mücadelesi, bir bakıma iki
yüzyıllık millî demokratik devrim birikiminin boy
vermesidir; ama özellikle de 1960 sonrası işçi
hareketinin olgunlaşma konağıdır. Şair Mecit Ünal,
10 Mayıs 2009 günü Edebiyat Cephesi programında,
“Vatan Satılmaz” şiarını “İşçi’nin Manifestosu”
olarak nitelemişti. Unutamazdım. Çok önemli bir
saptamadır. Marks’ın ve Engels’in 1848 Manifestoları
da öyleydi: İşçi sınıfının milletleşerek, iktidara
ilerleyeceğini belirtmişlerdi. Pişmeyenler,
anlayamamışlardır.
Tekel işçisi, doğru bir önderlikle, geçmişin büyük
mirasını akıla dönüştürerek, işçi hareketini
milletleştiriyor. Milleti, Türkü ve Kürdüyle
birleştiriyor. Milleti, işçisi, kamu çalışanı,
esnafı, köylüsü, aydını ve millî sermayedarıyla
birleştiriyor.
Ordu kurtarır çözümünün kaçınılmaz olarak iflas
ettiği koşullarda büyük çözümü milletin önüne
getiriyor ve orduyu milletiyle birleştiriyor. İşçi
mücadelesi, milleti Tekel’de birleştirmiştir. Zafer
işte budur. Tarihsel sürecin önü açılmıştır. Gerisi
gelecektir. Gelecek olan, işçi sınıfının öncü
partide örgütlenmesi, köylülükle ve bütün halkla
birleştirilerek iktidara ilerlemesidir.
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
|