• CHP yükselen devrim dalgasının
kenarında kalamazdı. Devrim diyorduk. İşte devrim
gerçeği, geldi CHP kurultayının merkezine oturdu.
CHP, halkçılık vurgusundan ilk kez devrimcilik
vurgusuna yöneldi.
AB’nin bir çürüme projesi olduğunu saptamak, halkçı
programı uygulamanın önkoşullarındandır. “Değişim”,
bütün dünyada ABD merkezli projelerin şifresidir.
CHP’nin içine girdiği yönelişin Neoliberal tuzaklara
düşmesi beklenemez.
• Kılıçdaroğlu’nu önündeki sorun, kendisini
kucaklayan liberallerin kollarında kalmamaktır.
CHP’nin halkçılığı ve devrimciliği sınavdan
geçecektir.
• Kılıçdaroğlu’nun şansı, dünyada bağımsızlık ve
devletçilik eğiliminin güçlendiği bir dönemde
CHP’nin başına geçmesidir.
• İşte milletimizin büyüklüğü: Tunceli’li bir
aydınımızı sevgiyle bağrına bastı. Kılıçdaroğlu’nun
memleketi, Kürt sorununu birlik içinde çözmede bir
zaaf değil, tam tersine önemli bir olanaktır. CHP
Genel Başkanı, sağlam vatansever nitelikleriyle,
tarihten gelen kaynaşma ve birleşme kültürümüzün
büyük çözümüne katkıda bulunacaktır.
• Kılıçdaroğlu, AB’den söz ederken, Kurultay
salonunda, “Ne ABD ne AB, bağımsız Türkiye” sloganı
yükseldi. Cumhuriyet mitinglerinde de öyleydi.
Yakında AKP Kongrelerinden bile, “Ne ABD ne AB”
sloganları yükselecektir. Meydanlar kürsülerden
ilerdedir. Meydanlar kürsüleri zaptedince, işte o
zaman halk devrimi tamamlanacaktır. İşçi Partisi,
bunun için büyük partidir ve sürecin kılavuzudur.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu
Perinçek, Aydınlık dergisinin 30 Mayıs 2010 günü
bayilerde olacak sayısındaki başyazısında, CHP 33.
Kurultayı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığa
seçilmesi ve diğer gelişmeleri değerlendirdi.
Perinçek’in yazısını dikkatinize sunuyoruz.
Son kurultay, CHP’nin devrimci köklere yöneldiği
işaretlerini verdi. Bu eğilim, 2008 sonrasında
Baykal zamanında başladı. Türkiye derin bir krize
sürüklenmişken ve bütün dünyada bağımsızlık ve
devletçilik gündeme gelirken, CHP yükselen dalganın
kenarında kalamazdı. Bu koşullarda, CHP’ye yapılan
tertip, tertipçileri vurmuştur.
DEVRİM GERÇEĞİ CHP KURULTAYI’NIN
MERKEZİNE OTURDU
İşçi Partisi, özellikle son yıllarda Türkiye’nin
karşıdevrimle hesaplaşma, sürecine girdiğini
belirtiyordu. Karşıdevrimle hesaplaşmak devrimle
olur. İşte o devrim gerçeği, geldi CHP kurultayının
merkezine oturdu. CHP, halkçılık vurgusundan ilk kez
devrimcilik vurgusuna yöneldi. Türkiye’nin devrime
gittiğinin son kanıtı budur. Devrim dalgası, CHP
içinde yeni kadroları öne çıkarmakta, halkın
güçlerini aynı cephede buluşturmaktadır.
KUZEY KIBRIS’TAKİ CEPHELEŞMENİN ÖNEMİ
Kılıçdaroğlu’nun cephesini belirleyen önemli bir
işaret, Kıbrıs’taki konumunu açıkça ortaya
koymasıdır. ABD ve AB’nin KKTC’deki sahte solcu
adayının yıkılışı ile AKP’nin yıkılışı arasındaki
bağı kurmuş ve emperyalizme karşı tutarlı bir tavır
almıştır.
KILIÇDAROĞLU VE DEVRİMCİ KUŞAKLARDA 27 MAYIS MAYASI
Buna karşılık, Kılıçdaroğlu’nun “27 Mayıs’ı yapanlar
şimdi utanıyorlar” değerlendirmesi, tarih bilincinin
dışından bir açıklamadır. Bizzat Kılıçdaroğlu’nun,
CHP Kurultayı’na katılanların, Ecevit’in, Baykal’ın,
M. Ali Aybar’ın, Nazım Hikmet’in, 1960 sonrası
devrimci kuşakların, Doğu Perinçek’in ve Deniz
Gezmiş’in, unutmayalım Demirel ve Hüsamettin
Cindoruk’un, bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük
mayasında, 27 Mayıs’ın büyük payı vardır. Sisteme
şirin görünmenin, Kılıçdaroğlu’na hiçbir yararı
olmayacaktır.
AB ÇAĞDAŞLAŞMA PROJESİ Mİ, YOKSA ÇÜRÜME PROJESİ Mİ
AB’den “Bir çağdaşlaşma projesi” olarak söz etmesi,
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasındaki stratejik yanlıştır.
Gerçi Türkiye’nin AB’ye mecbur olmadığını belirtmiş
ve Asya’dan yükselen seçeneğe de dikkat çekmiştir;
ancak AB’nin bir çürüme projesi olduğunu saptamak,
halkçı programı uygulamanın önkoşullarındandır.
Batı’nın liderleri ve düşünürleri, yıllardan beri
kapitalist sistemin çürüdüğü saptamasında
bulunuyorlar ve geleceğe ilişkin hiçbir umutları
yoktur.
CHP’de “devrimciliğin” ve “değişimciliğin” yan yana
anılması da, sürdürülemez bir tavırdır. “Değişim”,
bütün dünyada ABD merkezli projelerin şifresidir ve
bir Neoliberalizm markasıdır. CHP’nin içine girdiği
yönelişin Neoliberal tuzaklara düşmesi beklenemez.
SORUN: KUCAKLAYANLARIN KOLLARINDA KALMAMAK
Kılıçdaroğlu, biat kültürü içinde şekillenen Tayip
Erdoğan’ın tam zıddı bir kişiliğe sahip. Sistemin
vitrine koyduğu manken politikacılara benzemiyor.
Halk onu seviyor. Bununla birlikte onu sistemin
sahiplerinin çok önemli bir kesimi de kucakladı. ABD
strateji uzmanlarının tahlillerini okuyoruz, onların
da Kılıçdaroğlu’ndan beklentileri var.
Yeni CHP Genel Başkanı’nın önündeki sorun, herkesin
“sevgilisi” olmaktır. Dönen “küskünleri” şöyle bir
süzünüz, içlerinde anlı şanlı liberaller var.
Kılıçdaroğlu’nu kucaklayanlara bakınız, içlerinde
kirli para baronları, dolar ve borsa vurguncuları,
hortumcular az değil. Boynuna atlayanlar arasında,
Sorosgil tayfasından dönekler ve sahte solcular da
görülüyor. Kendisini kucaklayan liberallerin
kollarında kalmamak, Kılıçdaroğlu’nun verdiği
sözleri tutmasının ilk koşuludur.
Her birleşme, büyüme anlamına gelmez. Küçülten
birleşmeler de vardır. AKP benzeri sistem güçleriyle
birleşmek, CHP’nin seçenek olmasını ve halkla
birleşmesini engeller, en sonunda küçülme getirir.
Buna karşılık, halkçı ve devrimci programda
berraklaşmak, liberal güçlerin CHP’ye bağladığı
umutları kırar ve büyümenin yollarını açar.
TÜRKİYE’NİN ŞANSI
Türkiye’nin şansı, ABD’nin iniş ve hatta çöküş
dönemine girmesidir; kapitalizmin Avrupa dahil her
yerde çürümesidir. Yine Türkiye’nin şansı, bütün
dünyada bağımsızlık ve devletçilik eğiliminin
güçlenmesidir. Dünyanın yükselen burçlarına bakınız:
BRIC dedikleri Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin.
Onlarla birlikte Vietnam, Malezya, İran, Venezuella,
Arjantin, Bolivya ve diğer Bolivarcı Latin Amerika
ülkeleri. Hepsinin ortak özellikleri, ABD karşısında
başlarını dik tutmalarıdır. Hepsi de, Neoliberalizme
karşı karma ekonomi uygulamakta; kamunun artan
rolünün farkındadırlar. Kılıçdaroğlu’nun şansı böyle
bir dönemde CHP’nin başına geçmesidir. Onu CHP’nin
doruğuna çıkaran rüzgâr, aslında bir dünya
rüzgârıdır. Sistemin sahipleri, bunu bildikleri için
Kılıçdaroğlu’na “Sakın Chavez olma” öğüdünü
vermektedirler. Oysa Türkiye’de Chavez olunmaz.
Onlar, Mustafa Kemal devrimciliğinin örnek
alınmasından korkmaktadırlar.
TÜRK MİLLETİ BÜYÜKLÜĞÜNÜ
BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ
Kılıçdaroğlu’nun parlayışı, çok önemli bir Türkiye
gerçeğini ortaya koydu. Yalnız CHP değil, bütün
Türkiye, Tunceli’li bir aydınımızı sevgiyle bağrına
bastı ve ona güvendi. Türk milleti, etnik karakterde
sözde Türkçülüğe itibar etmemiş, büyüklüğünü bir kez
daha göstermiştir. Kılıçdaroğlu’nun Tuncelili
olması, Türkiye’nin Kürt sorununu birlik içinde
çözmede bir zaaf değil, tam tersine önemli bir
olanaktır.
BİRLEŞTİRME VE KAYNAŞTIRMA MİRASI
Önümüzdeki dönemde, Atatürk’ün “Türkiye
Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti
denir” tanımı hayata geçirilecektir. Türkiye, Kürt
sorununu bağnaz ve dar milliyetçilikle değil, büyük
millet felsefesiyle çözecektir. Orta Asya, Hazar,
Urallar, Karadeniz’in kuzeyi ve Önasya’da kurulan
büyük imparatorluklar ve Atatürk Devrimi,
milletimizin kültüründe, dünyada eşine az rastlanır
bir kaynaştırma ve birleştirme birikimi yaratmıştır.
Bu büyük çözümde, Kılıçdaroğlu gibi güvenilir
vatanseverlere büyük görevler düşecektir.
DERİNLEŞEN KRİZ KARARA ZORLUYOR
Ya Altı Ok, ya sosyal demokrasi!
Ya bağımsızlık, ya AB kapısında çürüme!
Ya milletin birliği, ya BOP’la parçalanma!
Ya devletçilik ya liberalizm!
Ya aydınlanma, ya Pensilvanya’ya selam!
Ya devrimcilik, ya sahte demokratlık!
Türkiye’nin içine girdiği derinleşen kriz süreci,
CHP’yi bu seçenekler arasında karar vermeye
zorluyor. CHP, Ecevit ve Baykal dönemlerinde
sistemin içinde kalarak, durumu idare edebilirdi.
Göreli istikrar arkada kaldı. Artık öyle bir çözüm
yoktur. Türkiye bir karar eşiğine gelmiştir.
Kılıçdaroğlu’nu sahneye çıkartan süreç de budur.
HALKÇILIK VE DEVRİMCİLİK SINAVDAN GEÇİYOR
Türkiye’nin daha büyük zorluklarla boğuşacağı
önümüzdeki süreçte, herkes sınavdan geçecektir.
CHP’nin halkçılığı ve devrimciliği de sınavdan
geçecektir. Bu sınav, Türkiye’nin sınavıdır; yalnız
Kılıçdaroğlu’nun değil, her vatanseverin ve
emekçinin sınavıdır.
Bu tür süreçlerde, kuşkulara kapılmak,
olumsuzluklara vurgu yapmak, başarıya hizmet etmez.
Sürece önderlik etmek isteyenlerin en önemli
özelliği, olumlu gelişmeleri görmek ve yapıcı
olmaktır. Çünkü süreç, artılarla yürütülecektir;
yoksa eksilere teslim olarak değil.
Milletin geleceğini ilgilendiren her meselede, doğru
tavır, partiler arasındaki duvarları aşıp
birbirimizin devrimciliğine omuz vermektir;
birbirimizin halkçılığına içtenlikle yardımcı
olmaktır. CHP veya İşçi Partisi, ne kadar
devrimcileşirse, Türkiye’nin önündeki sorunlar o
kadar hızlı ve köklü çözülür.
MEYDANLARIN KÜRSÜLERİ ZAPTI YAKIN
Kılıçdaroğlu, AB’den söz ederken, Kurultay
salonunda, “Ne ABD ne AB, bağımsız Türkiye” sloganı
yükseldi. Salon, Kılıçdaroğlu’ndan ilerdedir.
Cumhuriyet mitinglerinin meydanlarından da, “Ne ABD
ne AB, bağımsız Türkiye” sloganları yükseliyordu.
Meydanlar, kürsüden ilerdeydi. Çok uzak değil, bir
süre sonra AKP Kongre salonlarından bile, “Ne ABD ne
AB” sloganları yükselecektir. Türkiye’nin
bağımsızlık ihtiyacını İşçi Partisi bu temel
sloganda özetlemiştir ve Türkiye oraya gidiyor.
Nâzım Hikmet, “Güneşin zaptı yakın” diyordu.
Halklıdır, ama biz daha alçak gönüllü bir hedef
koyuyoruz; aradaki aşamaya vurgu yapıyoruz: İktidar
kürsülerinin zaptı yakın!
İşçi Partisi, nereye gittiğimizin bilincindedir ve
geleceğe güvenle bakıyor. Partimizin kırk yıldır
geliştirdiği program ve çözümler, bundan sonra her
meydanda daha güçlü olacaktır. Meydanlar ve
salonlar, kürsüye çıkınca, işte o zaman halk devrimi
tamamlanacaktır. Hiç kimse, o salonları ve
meydanları güdebileceğini sanmasın ve hesabını ona
göre yapsın. İşte İşçi Partisi, bunun için büyük
partidir ve sürecin kılavuzudur; öncü partisidir.