Doğu Perinçek Taraf'ın provakasyon belgesini
değerlendirdi ( 20 Haziran 2009)
Bu kaçıncı sahte belge?
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bu
haftaki (21 Haziran 2009) Aydınlık Dergisi'ndeki
başyazısında "Bu kaçıncı sahte belge" diye soruyor.
• Arşimed’in Kaldıraç formülü artık geçerli
değildir. Bir imzalı kâğıt parçasıyla Türkiye
yerinden oynatılabilmektedir.
• Belgeler de, gerçek değeri olmayan Amerikan
tahvilleri gibi ülkemizi sallıyor. Sanal kâğıtlar
âleminden gelen dalgalar, gerçek âlemde vahimin de
vahimi ihtimaller yaratıyor.
• ABD Ordusu’ndan korkacağımıza Türk Ordusu’ndan
korkalım, ne güzel çare değil mi? O zaman “vahim”
olan hiçbir ihtimal kalmaz!
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 19 Haziran
2009 günü, son dönemde tartışılan “AKP’yi ve
Fethullah’ı Bitirme Planı” konusu ile ilgili,
Silivri Cezaevi’nden yazılı bir açıklama gönderdi.
Perinçek’in açıklamasını ve açıklamanın videosunu
aşağıda sunuyoruz:
Türkiye şu ergenekon hikayesi çıktı çıkalı belge
manyağı yapıldı, Frenkçe döküman manyağı da
diyebilirsiniz, hatta kısacası dökümanya. Ancak şu
an Türkiye'de yaşanan belge manyaklığı
televizyonlara inanacak olursak bütün toplumu sarmış
gözüküyor. Bu belgemani bir biyolojiik savaş silahı
gibi Fethullahçı gladyo merkezinde üretildi.
- Duydun mu, güneş artık batıdan doğuyormuş.
- Yapma yav, belgesi var mı?
- Var, imzalı mühürlü, fotoğrafını bile çekmişler,
Ergenekon dosyasında!
- O zaman üç ihtimal var. Belge doğruysa durum
vahim. Belge sahteyse daha da vahim;, güneş yine
doğudan doğacak demektir.
- Üçüncü ihtimal?
- Sahi neydi o ihtimal? Her neyse, o zaman durum
vahimin de vahimi demektir.
DOKÜMANYA
Türkiye, şu Ergenekon hikâyesi çıktı çıkalı, belge
manyağı yapıldı. Frenkçe doküman manyağı da
diyebilirsiniz, hatta kısacası dokümanya.
Aslında manyak ve manya sözcükleri de Batı dillerine
Orta Asya’dan gitmedir. Şaman sözcüğünden türeme.
Çeşit çeşit manyaklık var; megalomani, kleptomani,
manik depresyon vb. vb. En iyisi konuyu sinir
hastalıkları uzmanlarına bırakalım.
Ancak şu an Türkiye’de yaşanan belge manyaklığı,
televizyonlara inanacak olursak, bütün toplumu
sarmış gözüküyor.
Bu belgemani, bir biyolojik savaş silahı gibi
Fethullahçı Gladyo merkezinde üretildi. Sistemin
bütün kodamanları ve elemanları, bu manyanın her
tarafa bulaşması için üstün gayret içindeler. Yalnız
Fethullahçı ve Neoliberal yayın organları değil,
diğer aklı başında sanılan gazeteler de belge
manyaklığının sokaktaki adama kadar yayılması için
ellerinden geleni yapıyorlar.
Manyaklar çoğaldıkça, satışlar artıyor mu ne!
SANAL KÂĞITLAR ÂLEMİ
Belgemaninin belirtisi şudur: Gerçeğin yerini belge
alıyor. Toplum gerçekten koparılıyor, sanal kâğıt
âlemine itiliyor. Artık tartışılan, gerçeğin kendisi
değildir; üretilmiş olan kâğıtlardır, imzalardır,
mühürlerdir.
Amerikan tahvillerinde de öyle olmadı mı? Gerçek
değeri olmayan o kâğıtlar hâlâ dünyamızı sallıyor.
Sanal kâğıtlar âleminden gelen dalgalar, gerçek
âlemde insanı hayretlere düşüren sarsıntılar
yarattı. Tahvillerden sonra belgeler, ikinci sanal
kâğıt depremi!
Belgeler sahte, ama etkisi gerçek! Nasıl oluyor bu?
Şu an Türkiye’ye bakınız, gerçekler olgularla değil,
kağıtlarla ve imzalarla ispatlanır olmuştur.
Arşimed’in Kaldıraç formülü artık geçerli değildir;
bir imzalı kağıtla Türkiye yerinden
oynatılabilmektedir. İşte buna belgemani diyoruz.
Böyle bir ortamda UFO tartışmalarının merkeze
oturması, öğrencilerin okutulmuş pirinç taneleri
yiyerek sınavlara girmeleri, muskacılara hekimlerden
daha çok itibar edilmesi, hepsi bu genel toplumsal
manyaklığın çeşitli görüntüleridir.
Toplum sanki sanallığın makarasına sarılmıştır ve
orada hayatla bağını koparmış, çırpınmaktadır.
SON BELGE MANYAKLIĞI
Son belge manyaklığına bakınız. Bir belge var,
altında Genelkurmay’da görevli bir kurmay albayın
imzası. Başlığı ne: “AKP’yi ve Fethullah’ı Bitirme
Planı”.
Altında ne yazıyor? Fethullahçıların mekânlarına
silah konacakmış, sonra yakalatılacakmış ve irtica
silahlandı diye kamuoyu yaratılacakmış.
Bu tür tertipler Türkiye’de uygulanmıştır. Bu işin
erbabı Fethullahçılardır. Ama hiç kimse böyle bir
uygulamayı plana döküp, altına imza atma zekâsını
gösterememiştir.
Ciddi bir insan, sadece bu sivri zekâlı planı
gördüğü an, o kağıt parçasına güler geçer.
VAHİM İHTİMALİ KEŞİF SEFERBERLİĞİ
Ama öyle olmuyor. Mülki ve askeri erkân, hararetli
görüşmeler yapıyor. Devlet yürütmesi, yasaması ve
yargısıyla kan ter içinde çalışıyor. Başsavcılar,
savcılar; askerisi, adlisi hepsi sahte bir dünyada
oraya buraya koşuşuyorlar. Kriminal laboratuarların
cümlesi, harıl harıl işliyor. Cümle uzmanlar, uçuşan
kâğıt parçalarını havada yakalayıp incelemeye almak
için fedakârca zıplıyorlar.
Varolan bütün teknolojik olanaklar; ülkenin
kameraları, mikroskopları, teleskopları vahim
ihtimalin keşfi için seferber oldular.
Belgeler de Amerikan tahvilleri gibi, gerçek
değerleri olmasa bile dünyamızı sallıyor. Sanal
kâğıtlar âleminden gelen dalgalar, gerçek âlemde
insanı hayretlere düşüren sarsıntılar yaratıyor.
Bir tek eksiğimiz var: Kafka veya Hasan Yalçın.
Belge manyağı rolünü üstlenmiş bir devlet
bürokrasisinin ve belge manyağı haline getirilen bir
toplumun bu koşuşturmasını gelecek kuşaklara
anlatacak yazarımız yok mu?
Manzaraya bakıp, Kafka’nın Gregori Samsa’sı gibi,
bir sabah bir hamamböceği olarak uyanmamıza kaç gün
kaldı diye soruyorum.
Bakıyorum, birkaç kişi; Bekir Coşkun, Deniz Som,
Adnan Akfırat cezbeye kapılanların yakasına yapışıp,
“siz manyak mı oldunuz” der gibi birkaç söz edecek
oluyorlar. Televizyonlarda, bu tür basit gerçekleri
söyleyenlere, boş gözlerle bakılıyor.
Bir sahte kağıt parçası, sanal alemdeki devlet
bürokrasisini ve toplumu sallıyor; ama
televizyonlardan izlediğimiz kadarıyla hakikatlere
dönüp bakan yok (Ulusal Kanal dışında).
TEHDİT ABD ORDUSU’NDAN DEĞİL, TÜRK ORDUSU’NDAN
GELİYOR!
Tayyip Erdoğan, 32 yerde “ABD’nin BOP Eşbaşkanıyım,
bu proje içinde Diyarbakır’ı merkez yapacağız”
diyor. Diyarbakır’ı nerenin merkezi yapıyorsunuz
diye soran yok!
Bu ihtimal, vahim ihtimalden sayılmıyor!
Abdullah Gül, “ABD Dışişleri Bakanı Powell ile 2
sayfa 9 maddelik gizli anlaşma yaptım” diyor.
Soran yok, bu “gizli anlaşma”nın maddelerini.
Çünkü tehdit, ABD Ordusu’ndan değil, Türk
Ordusu’ndan geliyor!!!
Tehlikeler, tehditler, vahametler, korkular, hepsi
sanal!
Evi ateş sarmış, kimsenin o yangınla ilgilendiği
yok, sanal tehlikeler tartışılıyor.
- “Birinci ihtimal vahim”.
- “İkinci ihtimal daha vahim”.
- “Üçüncü ihtimal en vahim”.
Bu vahim ihtimaller içinde olmayan ihtimal ise,
ABD’nin Türkiye’yi parçalamakta olduğu gerçeğidir.
Türkiye kendi gerçeğinden bütünüyle kopmuş, bir
Şaman’ın elindeki dümbeleğin ritmine uyarak
titremekte, acayip sesler çıkarmakta, çırpınıp
durmaktadır. Demokrasi, hukuk devleti, darbe
tehlikesi, basın özgürlüğü vb. hepsi anlamlarını
yitirmiş, o dümbelek çalarak titreyen büyücünün
ağzından çıkan anlamsız çığlıklar olmuştur.
İlkel bir toplum, bir şamanın dümbeleğinden çıkan
seslerin cezbesine nasıl tutulur ve manyaklaşırsa,
Türkiye de havaya savrulan sanal kâğıt parçalarının,
sahte mühürlerin, uydurma imzaların büyüsüyle
sallanmaktadır.
Silivri’den Türkiyeme bakıyorum ve soruyorum:
Bu kaçıncı sahte belge?
Bu büyücü, o dümbeleği daha ne kadar çalacak?
Bu nasıl bir büyülenme ve aldanma tutkusu?
Tevfik Fikret’in Halûk’a söylediği gibi, hâlâ “bir
şifa” mıdır aldanmak?
ABD Ordusu’ndan korkacağımıza, Türk Ordusu’ndan
korkalım, ne güzel çare değil mi!
O zaman “vahim” olan hiçbir ihtimal kalmaz!