KÜRT DE BİZİZ TÜRK DE HEPİMİZ TÜRK MİLLETİYİZ
[6 Haziran 2009]
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek:
Bırakın dilekçe yazmayı Öcalan rüyasını bile Türkçe
görüyor

• Abdullah Öcalan diyor ki, “Ben meramımı
Kürtçedense Türkçe daha iyi anlatıyorum. Biz
bağımsızlığımızı 50 yıl Türkçe icra edeceğiz”
• Bir araştırma yapılmalı. Acaba Kürt
yurttaşlarımızın yüzde kaçı Kürtçe dilekçe yazabilir
ve bunu yeğliyor?
• PKK kendi içinde Türkçe yazışırken, hangi Kürdümüz
Kürtçe dilekçe yazacak?
• Daha büyük birleşmelerin kaçınılmaz olduğu bir
dünyada, zoraki bölünmelerin anlamı nedir? Ve bu
bölünmeler on milyonlarca insanın kanı ve gözyaşı
pahasına ise, bu sorular daha ağır sorumlulukları
zorlamıyor mu?
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, avukatları
aracılığıyla kamuoyuna bir açıklama göndermiştir.
Perinçek’in açıklamasını aşağıda sunuyoruz:
KÜRTÇE DİLEKÇE YAZMAYI YEĞLEYENLERİN
ORANI
Kürt kimliğini benimseyen yurttaşlarımızın acaba
yüzde kaçı dilekçelerini Kürtçe yazabilir?
Yine bir anketle araştıralım, yüzde kaçı
dilekçelerini Türkçe değil de Kürtçe yazmayı yeğler?
Kürt yurttaşlarımız için, Kürtçe dilekçe yazmak mı
daha kolaydır, yoksa Türkçe mi?
Bu sorular araştırılmıyor. Ancak ABD ve Avrupa
güdümlü saplantılar, gittikçe daha çok insanımızın
beynini işgal ediyor.
ABDULLAH ÖCALAN’IN CEVABI
Yukarıdaki soruların benzerlerini 2000’e Doğru
dergisi Genel Yayın Yönetmeni olarak PKK lideri
Abdullah Öcalan’a sordum. Aldığım cevap şöyledir:
“Türkçe meramımı daha iyi dile getireceğime inancım
tamdır. (…) Haliyle Türkçemiz kuvvetlidir. Ben
tamamen Türkçe düşünme ve eylem gücümü
geliştiriyorum. Kürtçe ise ikinci planda kalan eylem
ve düşünce gücüdür. Hatta şunu söyleyebilirim;
birinci zarf Türkçe, ikinci zarf Kürtçedir. (…)
Bağımsızlık sağlandıktan sonra bile, uzun süre
bağımsızlığı Türkçe ile icra edeceğiz. Elbette bu
temelde Kürt dili gelişecektir ve Kürt kültürü kendi
diliyle ifade olunacaktır. (…) Görüyorsunuz beni,
bütünüyle Türkçe sistemiyle düşünüyorum. Bu, Kürtten
daha çok Türk halkını ilgilendirir. (…) Türk halkçı
ulusal değerleriyle bütünleşmede hiç zorluk çekmem.
Kişisel planda Türk kültürü içinde yaşamak benim
için kolaylık sağlar. Ben yaşamımı daha çok
Kürtçeyle değil, Türkçeyle götürüyorum.” (Doğu
Perinçek, Abdullah Öcalan İle Görüşme, Ekim 1990,
Kaynak Yayınları, s. 30 vd ; 81; 120)
Şimdi kaynaklar yanımda değil, yine Abdullah Öcalan,
“bağımsızlıktan sonra bile”, Kürtler arasındaki
anlaşma dilinin 50 yıl Türkçe olacağını
belirtmiştir. Bu açıklamasını da 2000’e Doğru da
yayımlamıştık. Başka görüşmelerde de hep
söylemiştir.
Daha çarpıcı olanı söyleyelim. Abdullah Öcalan,
yaptığım görüşmede “ne Kürtçesi ben rüyamı bile
Türkçe görüyorum” demiştir. (Aynı kitap)
Bakınız size yeni bir ana dil tanımı! Ana dil,
rüyada konuştuğunuz dildir.
KÜRDÜMÜZÜN ANLAŞMA DİLİ
Türkiye’de yaşayan Kürtlerimizin ezici çoğunluğunun
kendi aralarındaki anlaşma dili, öncelikle
Türkçedir. Yerelliğin ötesine geçtiniz mi bu
gerçekle yüz yüze gelirsiniz.
Bunun tartışmasız ispatı, PKK kamplarıdır; PKK
kongreleridir ve PKK’nin yayınlarıdır. PKK kendi
içindeki eğitimini de Türkçe yapar.
Bu pratik bir meseledir. Bütün Kürtler arasında
ortak bir anlaşma dili olan bir Kürtçe yoktur.
Farklı yörelerden üç beş Kürt yurttaşımızı bir araya
getirelim. Aralarında doğal olarak Türkçe
anlaşırlar.
İkincisi, bugün Kürtçe Ticaret Kanunu, Borçlar
Kanunu, İcra İflas Kanunu vb. yazamazsınız.
YÜZDE 99’UN DİLEKÇESİ
En baştaki sorulara dönelim. Merkezi veya yerel
yönetime başvuracak Kürt yurttaşlarımızın yüzde 99’u
dilekçesini Türkçe yazmak ister. Hatta Kürtçe yaz
diye zorlasan yazamaz. Hangi Kürtçe yazacağı da ayrı
bir meseledir.
Kürtçe de bizim Türkiye halkımızın dillerindendir;
bizimdir. Bir devlet, bir bilim, bir eğitim dili
olarak yeterince gelişememiş olmasının nedenlerini
tartışmıyoruz; gerçeği saptıyoruz.
ABD’yi ve Avrupa devletlerini yönetenler bizim Kürt
gerçeğimizi bilmez; istediğin kadar anlatın öğrenmek
de istemez. İlkokuldan üniversiteye öğretimin Kürtçe
olması, yönetim kurumlarına dilekçenin Kürtçe
yazılması gibi hakların, ne kadar özgürlük olduğunu
veya uygulamadaki değerini düşünemez ve bilmek de
istemez.
BAYKAL’IN ÖNERİSİ
Bizi şaşırtan, CHP Genel Başkanı Baykal’ın Kürtçe
dilekçe hakkını savunması oldu.(Show TV Siyaset
Meydanı programından aktaran Milliyet, 30 Mayıs
2009.)
Eğer pratikte bir değeri olsa, Kürt yurttaşlarımızın
ihtiyaçlarına cevap verse ve gerçekten böyle bir
talep olsa, Kürtçe dilekçe hakkını hep birlikte
savunalım. En önde her zaman olduğu gibi, hiç
kuşkusuz İşçi Partisi olur.
20-25 yıl sonra arkamıza bakıp, kendimize
şaşıracağımız saplantıların içine itiliyoruz.
Türkiye halkı olarak hep birlikte, yabancılar
tarafından kendi gerçeklerimizden koparılıp, bir
varsayımlar aleminin içine yuvarlandığımızı
görmeliyiz artık.
Kürtçe dilekçe yazabilecek yurttaşımız yok, biz
Kürtçe dilekçe hakkını savunuyoruz.
O dilekçeye yazılacak Tunceli’den Hakkari’ye kadar
ortak bir Kürtçe yok, biz Kürtçe dilekçe vaatlerinde
bulunuyoruz.
KÜRTÇE YARGI MÜMKÜN MÜ?
Talep olmasa, uygulama değeri olmasa bile, diyelim
ki ABD’nin ve AB’nin zoruyla Kürtçe dilekçe hakkını
kabul ettik. Bunun kaçınılmaz olarak Kürtçe kamu
yönetimi ve Kürtçe yargılama anlamına geldiğini
göremiyor muyuz?
Kürtçe dilekçedeki talebi idari makam kabul etmedi,
o zaman idare mahkemesinde Kürtçe dava açacaksınız.
O Kürtçe dava dilekçesini yazacak avukat, Diyarbakır
Barosu’nda var mı? Diyelim avukatı 5 – 10 yılda
eğittiniz, o davaya bakacak mahkeme nerede? Diyelim
yargıçları da eğittiniz, o zaman o Kürtçe yargılama
yapan mahkemeleri hangi illerimizde kuracaksınız?
TARİHİ ELLİ YIL DURDURMAK
Birden fazla resmi dil, ancak federasyonlarda olur.
Eğer gönüllü birliğe, Türkiye halkının mutluluğuna
ve özgürlüğüne hizmet edecekse onu da yapalım. Peki,
o federe devletin Kürtçe yargılama yapacak, Kürtçe
yönetim yapacak, Kürtçe öğretim ve eğitim yapacak
kurumları nerede?
Abdullah Öcalan, “elli yıl gerekir” diyor; o elli
yıl yine bizim öncelikli dilimiz Türkçe olacak.
Kürtçe Ticaret Kanunu, Ceza Kanunu, Belediye
Tüzükleri, Fizik ve Kimya kitapları, tıp bilimi,
bunlar nerede?
Abdullah Öcalan, bunlar için de bir elli yıl
gerekir, o zamana kadar da Türkçeyle işlerimizi
görürüz diyor.
Elli yıl daha Türkçe olacaksa, elli yıl içinde ortak
bir Kürtçe oluşturulacağının bir güvencesi var mı?
Elli yıl Türkçeye öncelik verdikten sonra elli
birinci yılda, halkı hangi kuvvet başka bir önceliğe
yöneltebilecek?
Tarihsel süreçlerin hallettiği meseleleri, ABD ve AB
emperyalistlerinin keyfi için, toplumlara zorla
dayatmak mümkün mü ve nereye kadar?
Daha büyük birleşmelerin kaçınılmaz olduğu bir
dünyada, zoraki bölünmelerin anlamı nedir? Ve bu
bölünmeler on milyonlarca insanın kanı ve gözyaşı
pahasına ise, bu sorular daha ağır sorumlulukları
zorlamıyor mu?
Bunları Adnan Akfırat ile tartışıyoruz gecenin
yarısında. O diyor ki, “Baykal, resmi dil dışındaki
bir dille dilekçe verme hakkını savunuyor. Kürtçe
dilekçeyi resmi makamlar Türkçeye çevirecek. Resmi
işlemler yine Türkçe yürüyecek.”
Peki kabul, ama Kürtçe dilekçe yazacak yurttaş
nerede? Cizre’de mi, Uludere’de mi, var mı böyle bir
yurttaş?
Kürtlerimizin önüne kâğıdı kalemi koyalım, dilekçeyi
Kürtçe yazacak yurttaş var mı? Dilekçe yazamayacak
yurttaş var ama Kürtçe yazacak yurttaş, birkaç aydın
dışında yok.
Hadi yurttaşı bulduk, çevirmenin kullanacağı Kürtçe
Ticaret Sözlüğü nerede, Kürtçe Kamu Yönetimi Sözlüğü
ve diğer sözlükler nerede? Bunların hiçbirisi yok
ama, önce yurttaşı Kürtçe dilekçe yazacak hale
getirelim, çağdaş ihtiyaçlara cevap veren bir Kürt
dili inşa edelim diye bir çözüm önerilebilir.
Bu mümkün mü?
Tarih, tramvay gibi durakta sizin binmenizi mi
bekliyor?
TARİHİN ŞİZOFRENİSİ
Olanlara bakanlar, gelecekte tarihsel süreçlerin de
kimi zaman şizofreniye tutulduğuna
hükmedebileceklerdir.
Ne var ki, toplumların zihin tutulmaları geçicidir.
Tarihsel süreçler bu tür yapaylıkları, böylesi
zorlamaları uzun süre taşımaz.
Varsayımlar, yapay zorlamaları nasıl olsa bir kenara
bırakacağız. Kürt nasıl bizim gerçeğimiz ise,
Kürtlerimiz ararsındaki ortak anlaşma dilinin Türkçe
olduğu da bir gerçektir. Daha önemlisi, Türkiye
Kürtlerinin ortak kültür, bilim, ekonomi, siyaset
dilleri de Türkçedir.
KÜRTLERİMİZİN İHTİYACI DEĞİLSE KİMİN İHTİYACI
Kürtçe dilekçe hakkı, kucaklayıcı ve pratik bir
uygulama olarak, kurulacağı varsayılan Kürdistan’da
bile geçerli değilken, bugün bunu bir mesele haline
getirmek, Kürtlere ait bir ihtiyaca cevap vermek
amacını hedeflemiyor.
Hayatın hatırlattığı gerçekler karşısında, “elli yıl
Türkçe yapacağım, bu arada Kürtçeyi geliştirip elli
yıl sonra Kürtçeyi yerleştireceğim” gibi çözümler
de, geçerlik bulamaz.
Hele dil gibi yapaylık kabul etmeyen ve
varsayımlarla güdülemeyecek konularda, bu tür
planlamalar geçerli değildir. Hayat akıp gidiyor.
KÜRT DE BİZİZ TÜRK DE
HEPİMİZ TÜRK MİLLETİYİZ
Her tür zorlamanın karşısındayız. Türk de biziz;
Kürt de biziz; hepimiz Cumhuriyeti kuran Türk
milletiyiz ve Ortadoğu, bizim ortak vatanımız; Asya
da büyük vatanımızdır. İnsanlık büyük birliklere
giderken, Kürdümüzün yapay zorlamaların esiri
olmayacağını da biliyoruz. O nedenle, Kürdümüze
güveniyoruz; rahatız. Varsayımlar içinde
debelenmenin elbette bir sonu vardır ve tarihsel
sürecin karşı konulamaz çözümüne, ABD’nin kilit
vuramayacağı günler uzak değildir.
Toplumlar için zihin tutulmaları geçicidir; umarız
bedelleri ağır olmaz.
İndir
Bu
video ile ilgili
görüşlerinizi
'Ziyaretçi
Defteri'nde
paylaşabilirsiniz.
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|