|
|
|
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
Ergenekon davasının 98. duruşması yapıldı [5
Haziran 2009]
Doğu Perinçek'ten Mahkemede önemli
açıklamalar:
'Ordu Göreve' pankartını açanlar, MİT içindeki
CIA'cı ekibin örgütlediği kışkırtıcı ajan ekibi!

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,
Ergenekon Davasının 5 Haziran günü yapılan 98.
duruşmasında, Üniversitelerin 25 Ekim 2003 yılında
Ankara’da düzenlediği mitingde, bir grubun açtığı
“Ordu Göreve” pankartı hakkında sözlü açıklamalarda
bulundu.
Bu arada Mahkeme, İşçi Partisi'nde bulunduğu iddia
edilen, ancak arama tutanaklarında yer almayan ve
tertipçiler tarafından İstanbul'da çuvallara
konulduğu kanıtlanan 4 adet CD üzerinde bilirkişi
incelemesi yaptırılmasına karar verdi.
Bilindiği üzere "Yargıtay krokisi", "Büyükanıt gezi
programı", "NATO Şirinyer planları" olduğu ileri
sürülen bu CD'ler nedeniyle İP Genel Sekreteri
Nusret Senem, İP yöneticileri Hikmet Çiçek ve Hayati
Özcan tutuklanmışlardı. Ancak Savcılar ikinci
Ergenekon iddianamesinde bu CD'ler nedeniyle Senem,
Çiçek ve Özcan'a yönelttikleri suçlamaları geri
almışlardı.
Duruşmada İşçi Partililerin avukatlarında Ayşegül
Şahin, İP MKK Üyesi Adnan Akfırat ve İP Basın Bürosu
Başkanı Hikmet Çiçek'de birer konuşma yaptılar.
Perinçek, Şahin, Akfırat ve Çiçek'in konuşmalarını
aşağıda sunuyoruz.
Perinçek'in sözlü açıklamaları özetle şöyle:
“Sizlere arzedeceğim konu 16 Ekim 2000 tarihinde
Başbakan Bülent Ecevit’e gönderdiğim dosyayla
ilgilidir. Dosyada Cumhuriyetin 80. yılında 25 Ekim
2003 günü üniversitelerin Ankara’da düzenlediği
yürüyüşte “ordu göreve” pankartı açanların üç yıl
önce bir kışkırtıcı ajan grubu olduğunu saptadığımzı
belirtilerek, Başbakanlık tarafından soruşturma
açılması istenilmektedir. Bu dosya arama sırasında
partimizde de bulunmuştur. Bu açıklamalarımı
savcıların da dikkatle dinlemelerini istiyorum.
Bu konu gerek bu dava gerekse ikinci iddianame ile
açılan davayı yakından ilgilendirmektedir.
Bu dosyanın bir örneğinin getiritilmesi için
başbakanlığa bir yazı yazılmasını da talep ediyorum.
İşçi Partisi Genel Başkanlığı olarak 16 Ekim 2000
tarihinde başbakanlığa yazdığım yazının özü , MİT’in
İşçi Partisi Öncü Gençlik içinde G. F. Çulhaoğlu
başkanlığında kışkırtıcı ajan ekibi örgütlediği,
bunun soruşturulması istenmektedir.
Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun, parti yönetiminden gizli
olarak partinin gençlik kamplarında kışkırtıcı
konuşmalar yaptığı, bunları videoya kaydettirdiği ve
bunları MİT’e gönderdiği kışkırtıcı ajan faaliyeti
yürüttüğünü tespit ettik.
Yazıda MİT’in Gökçe Fırat ve bazı kişileri
kullanarak bir ajan hücresi oluşturduğunu belirttik.
Bunları tespit edip partiden ihraç ettiğimizi ancak
bu ekibin başka örgütlere özellikle İstanbul
Üniversitesi Atatürkçü düşünce Klübüne, Yekta Güngör
Özden çevresine ve CHP’ye vb örgütlere sızarak
tertipler hazırlığında olduğunu bildirdik.
“Ordu Göreve” pankartını açan Gökçe Fıratlar,
karanlık merkezler tarafından örgütlenmişlerdir.
İstihbarat Örgütleri bunlar gibi hastalıklı ajan ve
provakatörleri örgütlerdiği bilinmektedir.
MİT, 20 Şubat 2000 tarihinde bir bildiri
yayınlayarak “İŞÇİ PARTİSİ’NE KARŞI MÜCADELEYE DEVAM
EDECEĞİZ” demiş ve bunu resmi internet sitesinde
yayınlamıştı. Bundan 15-20 gün sonra Tuncay Güney
belgeleri üretiliyor.
MİT’e bakın birt yasal partiye karşı mücadele
edeceğim diyor. Böyle şey olur mu? Nasıl mücadele
edeceksin? En fazla varsa, bulursan belge ve
bilgileri Yargıtay Başsavcılığına gönderirsin o
kadar!
Yazıda gençlere suç işletilerek, onları ajanlaştırma
çabası içine girildiği, vb tertip hazırlıkları
anlatılarak, soruşturma açılmasını istemekteyiz.
Yine yazıda Doğu Perinçek ve diğer İP liderlerine
karşı suikast hazırlıklarının yapıldığı ve bütün bu
karanlık işlerin MİT içinde yuvalanmış olan CİA
ekibi tarafından yürütüldüğü belirtilmektedir.
Nitekim MİT de bu karanlık işleri tespit ederek
MEHMET EYMÜR başkanlığındaki Kontrterör dairesinin
şüpheli çalışmaları nedeniyle lağvettiklerini
açıklamıştır.
Bu MİT içindeki CİA’cı karanlık faaliyet ekibinin
ülkücü, hizbullah gibi dinci, sahte solcu bir takım
unsurları kullandığını, bunun çok sayıda olay ve
belgeler ile sabit olduğunu bunu yıllardır
açıkladığımızı, 8 yıldır ısrarla açıkladığımızı
belirttik.
Yazıda MİT içindeki CİA’cı ekibin üzerine
gidilmemesini masum insanların mağdur olmasına yol
açtığı belirtilmiştir.
Şimdiki MİT Müsteşarı Emre Taner, Star Gazetesinde
“MİT HİZBULLAH’I KULLANDI” açıklaması yaptı. Biz de
nerede kullandınız, kuran okutup, hatim mi
indirttiniz dedik.
Başbakanlık’tan bize karşı planlanan tertiplerin
soruşturulmasını, partimiz içine ajan sokmaktan
vazgeçin, tespit edemediklerimizi derhal geri çekin,
yasal bir parti hakkında mücadele yürüteceğiz diyen
MİT hakkında idari soruşturma açın talebinde
bulunduk.
Dosyayı alan rahmetli Ecevit beni telefonla
arayarak, derhal soruşturacağını, dosyayı
araştırılması için MİT’e gönderdiğini söyledi, yakın
ilgi gösterdi.
Yine ekinde Cumhuriyet, Yeni Şafak, Milliyet gibi
bir çok gazetede yayımlanan MİT’in 20 Şubat 2000
tarihinde “İşçi Partisiyle mücadelemiz sürecek”
açıklaması... Altındaki imza o zamanki MİT müsteşarı
Şenkal Atasagun’un imzası var. Hani MİT’in Ergenekon
rapor ve şemasının dayandığı belge ve bilgilere
saçma sapan diyen Şenkal Atasagun...
MİT bildirisinde İşçi Partisi ve Aydınlık’a karşı
yayınladığı bildiride, MİT aleyhine açıklama ve
yayın yaptığımız ileri sürülmektedir. Oysa biz ne
yapmışız MİT Hizbullah’ı kullanamaz demişiz. Biz MİT
tertiplere girişemez, kışkırtıcı ajan kullanamaz
demişiz.
MİT bildirisinin son cümlesi tam bir savaş ilanıdır
“Bundan sonra gerekenb mücadele sürdürülecektir”...
Bu savaş bildirisini yaynlayan MİT mücadeleyi hangi
yönteml yürüteceğini de kararlaştırmıştır.
İşte bu MİT bildirisi, Ergenekon tertibinin nasıl
kurgulandığını, ne zaman planlanıp başlatıldığını
ortaya koymaktadır. 20 Şubat 2000 günü MİT,
Partimize karşı mücadele edeceğini söylüyor. 15 gün
sonra Ergenekon belgeleri aynı gün bilgisayara
yükleniyor.
“Mücadele” dedikleri, yalnız Ergenekon tertibi
değil. Suikast de var. Alaattin Çakıcı bunları
Susurluk komisyonunda verdiği ifadesinde anlattı.
Doğu Perinçek’e suikast işinin Eymürler tarafından
iki ülkücüye verildiğini, böylece bu suikastin
kendisinin üzerine yıkılmanın planlandığını anlattı.
Bunlar tutanaklarda yer almaktadır. Çakıcı “bu arada
Mehmet Eymür’ün arkadaşını MİT’e çağırdığını, Mehmet
Eymür’e bu tertibini söylediğini, Eymürlerle
Amerikanın Afganistan da Raşit Dostum’un öldürülmesi
karşılığında Türkiye de de Doğu perinçek’in
öldürülmesi konusunda anlaşmayaa vardıklarını
anlatıyor.
Yani cinayet anlaşması, cinayet takası!...
Yargıtay’ın o zamanki Başkanı Eraslan Özkaya basına
yaptığı açıklamada, bunu doğrulayarak, MİT
mensuplarıyla makamında yaptığı görüşmeyi bir siyasi
parti genel başkanına suikast yapılacağı konusuyla
ilgili olduğunu açıklamıştır.
Gökçe Fırat ekibinden bir şahsın İstanbul
Üniversitesine öğretim üyeliği için başvurduğunu
öğrendiğimizde de Sayın Alemdaroğlu’nu da uyardık.
Bir siyasi parti olarak bunu yapmamız
sorumluluğumuzdu.
Anayasa Mahkemesi AKP Cumhuriyet yıkıcısıdır,
gayrımeşrudur diyor. Yani Anayasa Mahkemesi YIKIN BU
İKTİDARI DİYOR. Ama işe bakınki iktidar partisi
siyasi partiler kanununda yaptığı düzenleme yüzünden
kapatılamıyor. O zaman millet ne yapar; kahvede
konuşur, aydınlar konuşur, komutanlar, yargılar
herkes konuşur. Bu darbe değil. Siz sayın yargıçları
bunları konuşmuyor musunuz? Bu konuşmalardan ne
darbe suçu çıkar, ne müdahale suçu çıkar?
Ama İşçi Partisinde bu konuşmalar yoktur. Telefon
konuşmalarımız ortada. Hep darbeye karşı çıkmışız,
darbeyle olmaz, yanlış demişiz. Halkla olur demişiz.
Evet, darbeyle olmaz!
Başbakanın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına
gönderdiği yazıya bakın: Maksatlı propaganda – bilgi
kirliği ...
Biz bunu 2000 yılında Başbakanlığa yazı yazarak
teripler hazırlandığını açıklamışısız.
İşçi Partililerin savunmanlarından Avukat Ayşegül
Şahin, Nusret Senem, Hikmet Çiçek, Hayati Özcan'ın
tutuklanma nedenleri ve iddianamelerde yer alan
iddialardan hareketle suçlamanın dayanaksızlığını
ortaya koyarak, olmadıkları kanıtlanan CD'ler
nedeniyle haksız biçimde sürdürülen tutuklamalara
son verilmesini istedi.
Adnan Akfırat yaptığı sözlü açıklamada MİT
tarafından hazırlanan Ergenekon rapor ve şemalarını
ve bunlara dayanak kılınan Tuncay Güney mülakatını
değerlendirdi.
Hikmet Çiçek ise Prof. Kemal Alemdaroğlu'nun çapraz
sorgusunda savcıların, "27 Mayıs Darbesi hakkında ne
düşünüyorsunuz?" sorusundan hareketle 27 Mayıs
Devrimini anlattı. 27 Mayıs'ın darbe değil devrim
olduğunu somut yaptıklarıyla anlatan Çiçek,
savcıların tarihimizi iyi öğrenmeleri gerektiğini
belirtti.
Duruşma 8 Haziran 2009 gününe ertelendi.
İndir
Bu
yazı ile ilgili
görüşlerinizi
'Ziyaretçi
Defteri'nde
paylaşabilirsiniz.
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
|