|
|
|
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
Olmak ya da Olmamak/Mehmet Bedri
Gültekin (21 Mayıs 2009)
KÜRT SORUNUNA ÇÖZÜM MÜ? (2)

Bütün veriler; “Kürt Sorununa Çözüm”
kampanyasının, tamamen Amerika’nın inisiyatifinde
yürüyen bir süreç olduğunu gösteriyor. Dolaysıyla
Amerika’nın, bu sürecin sonunda Türkiye’de ve
Ortadoğu’da kendi istediği bir düzenlemenin
gerçekleşmesini amaçlaması doğaldır.
Amerika’nın amacının ne olduğu ise kimsenin meçhulü
değil. Birinci olarak her şeyden önce, Irak’ın
kuzeyinde kurulmuş olan kukla devletin Türkiye
tarafından resmen tanınması istenmektedir. Erbil’de
konsolosluk açılmasının bugünlerde malum kişiler
tarafından daha yüksek sesle dillendirilmesi boşuna
değildir. Gene Türkiye’de, devlet içinde bu konuda
olan muhalefetin kırılması yönünde de epey bir
mesafe alındığı görülmektedir.
İkinci olarak Amerika PKK’yı yasallaştırarak Türk
siyasetinin içine monte etmek peşindedir.
29 Mart seçimleri PKK’nın Türkiye Kürtleri içindeki
en büyük siyasal güç olduğunu ortaya koydu.
Amerika’nın seçimlerden önceki A planının; yani AKP
ve Barzani ittifakıyla Türkiye Kürtlerini kontrol
etmenin, mümkün olmadığı ortaya çıktı.
Onun için Amerika deyim yerindeyse B planını
uygulamaya koymuştur. B Planı PKK’lı çözümdür. Kürt
meselesinde PKK muhatap alınacak, masaya oturulacak
ve ondan sonra silahlar bırakılacaktır.
MUHATAP ALINMA
PKK açısından da gelinen aşamada en önemli hedefin;
“muhatap alınma” olduğu anlaşılıyor. Nitekim
Örgüt’ün sözcüleri, dile getirilen diğer talepler
üzerinde neredeyse hiç durmamaktadırlar.
Ayrıca, sözkonusu taleplerin neredeyse tamamı
fiiliyatta zaten gerçekleşmiştir.
Üniversitelerde Kürdoloji Enstitülerinin açılması,
isimleri değiştirilen yerlere eski isimlerinin geri
verilmesi, Okullarda seçmeli Kürtçe dersi, yerel
yönetimlerin işlerini yaparken Kürtçeyi de
kullanabilmeleri, yerel radyo ve televizyonların
Kürtçe yayın yapabilmelerinin önündeki
kısıtlamaların kaldırılması, yer isimlerinin iki
dilde yazılması, Kürtçe siyasi propaganda yasağının
kalkması vb.
Bütün bu taleplerin bir kısmı zaten gerçekleşmiş
bulunuyor. 14 Mayıs tarihli gazeteler YÖK’ün,
İstanbul Üniversitesi tarafından yapılan Kürt dili
ile ilgili bir bölüm açmak konusundaki talebini
kabul ettiğini yazdı.
Ama PKK’nın sorunu, bu talepler değildir..
Öcalan; yıllardır kendisinin veya PKK’nın, olmazsa
DTP’nin, o da olmazsa bazı “akil adamların” muhatap
alınarak Kürt meselesinin konuşulmasını talep
etmektedir.
Murat Karayılan da Kandil’de Hasan Cemal’e aynı
şeyleri söyledi.
Bu söylemde kritik nokta; Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin Kürt Sorununun çözümü için birilerini
muhatap almasıdır. Bir anlamda birilerinin,
“Kürtlerin temsilcisi” olarak Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin karşısına oturmasıdır.
TEK MİLLET Mİ; İKİ MİLLET Mİ?
Bunun kabul edilmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi
kuruluş felsefesini terk etmesi anlamına gelir.
Mustafa Kemal; milli devletin üzerinde yükseldiği
milleti; “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye
Halkına Türk Milleti denir” şeklinde tanımlamıştı.
Bu tanımlama, Türklerin ve Kürtlerin bin yıllık
beraberliğinin, milli devlet çağında tek bir millet
potasında kaynaşmaya doğru evrildiği anlamına gelir.
Şimdi Devletin PKK’yı veya PKK’nın işaret ettiği
herhangi bir kurum veya kişileri Kürt yurttaşların
sorununu görüşmek üzere muhatap alması ise,
Cumhuriyetin bu kuruluş felsefesinden köklü bir
ayrılmayı ifade eder.
O zaman etnik farklılıklar temelinde milletin
ayrışması resmen kabul edilmiş olacaktır. Türklerin
ve Kürtlerin tek bir millet olmaya doğru
evrilmelerinin yerine, ayrı ayrı milletler olarak
aralarındaki farkların derinleşmesi ve elbette ki
siyasal yapının da buna göre şekillenmesi söz konusu
olacaktır.
Kürt kökenli yurttaşları, Devletin karşısında etnik
farklılıklarından hareketle bir takım “temsilciler”
tarafından savunulur duruma getirmek, - adına
“özerk” denebilir, “federal” denebilir, her ne
denirse densin - yapılanmaların kapısını aralar.
Uluslar arası konjonktüre bağlı olarak bu yola
giriş, ayrılmaya kadar gidebilir.
Onun için PKK’nın, neredeyse tek talebi olan
“muhatap alınma”, kendi içinde son derece tutarlı
bir taleptir.
DTP
Bu tespitlerimiz DTP ile Kürt sorununun
konuşulmayacağı anlamına gelmez. DTP, Mecliste
bulunan bir Partidir. Ve kendileri yeri geldiği
zaman “Biz etnik bir Parti değil, Türkiye
Partisiyiz” demektedirler.
Bu sözlerinde samimi iseler diğer tüm Partiler gibi
Türkiye’nin bütün sorunları konusunda söz söyleme,
çözüm önerme hakları vardır. Elbette Kürt sorunu
konusunda da…
“Kürtlerin temsilcisi biziz, onun için bizimle
konuşun” tavrı yerine, Türkiye’deki Partilerden biri
olarak Türkiye’nin her sorununda olduğu gibi Kürt
sorununda da konuşabilir ve fikirlerini
açıklayabilirler.
Bu anlamda DTP ile İşçi Partisi, CHP, DSP veya başka
herhangi bir Parti arasında bir fark yoktur ve
olmamalıdır.
Aksi durum, Türkiye’nin etnik temelde örgütlenmeyi
meşru kabul etmesi anlamına gelir ki, bu da Ulusal
Devletin kendi varlığına, kendi elleriyle kastetmesi
anlamına gelecektir.
mbgultekin@ip.org.tr
Bu
yazı ile ilgili
görüşlerinizi
'Ziyaretçi
Defteri'nde
paylaşabilirsiniz.
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|
|