Ey hukuk, buradaysan kürsüye 3
kez vur [15
Mayıs 2009]
Ergenekon davası; Türk
Yurtseverliğine, Türk Milli Devletine, Türk
Ordusuna, Türk Yargısına saldırıdır.

TERTİP BİR KEZ
DAHA KANITLANDI!
Başından bu yana
ERGENEKON iddiasının
bir TERTİP olduğunu
söylüyoruz.
İşçi Partisi Genel
Başkanı Doğu
Perinçek gözaltına
alındığının ertesi
günü 22 Mart 2008 de
Türk Milleti’ne
yaptığı açıklamada
şunları belirtmişti:
“Gladyocu Fethullah
timi soruşturmada
var gücüyle Türk
Silahlı
Kuvvetleri’ne suç
atmaya çalışıyor.
Dün gece üç saat
konuşma oldu:
“Nereden bir leke
üretir, yara açarız
ve oradan işleriz
çabası içindeler.”
Soruşturmayı
yürütenler
Amerika’yı savunuyor
ve Ordu’ya karşı
konumdalar.
Yaptıkları girişim
Türk Silahlı
Kuvvetleri’ne ikinci
kez çuval geçirme
girişimidir. Birinci
kez Amerikan Ordusu
TSK mensuplarına
çuval geçirmişti
şimdi bu operasyonla
çuval geçirme
peşindeler. Kuşkusuz
girişim düzeyinde
kalacak ve altında
kalacaklardır.
Amerika Türk Silahlı
Kuvvetleri’ne
dışarıdan set
çekiyor ve
yıpratıyor. Bunlar
da TSK’yı içerden
hançerliyor.
Özellikle TSK’nın
Kuzey Irak’ta Özel
Kuvvetlerle harekat
yeteneğini yok etmek
için milli olan Özel
Kuvvetleri yıpratmak
ve savaşamaz hale
getirmek
gayretindeler.
Bugünkü ve geçmiş
komuta kademesine
suç atmak için özel
çaba içindeler. Bu
görevi aldıkları
sorularından ve
araştırmalarından
ortaya çıkıyor.
Orduyu suçlu
gösterecek kanıtlar
üretme peşindeler.”
Huzurda hep birlikte
izlediğimiz Ümraniye
Bombalarına ilişkin
CD’deki ses ve
görüntüler TERTİBİ
bir kez daha ve
kesin olarak
kanıtlamaktadır.
Sayın Perinçek'în 22
Mart 2008'deki
açıklamaları bir kez
daha doğrulanmıştır.
Video görüntüler
ikinci çuval
geçirmenin
görüntüleridir.Tertip
kanıtlanmıştır!
SS1 MODELİ
SÖKMEYİNCE
SS2 MODELİNE
GEÇİLMİŞTİR.
Cüneyt Ülsever,
Atatürk
Cumhuriyetinin yıkım
sürecinde SS1 ve SS2
modellerinin
uygulanacağını
yazmıştı. Seve seve
olmazsa; S.. s…!
Bakın Genelkurmay
Başkanlığına, TSK’ne
o.. çocuğu diyen f
tipi polisler
yargıçlara savcılara
ne diyorlar;
“Allahtan hakimler
iyi !” Bu SS1
modelidir.
Ama hemen ardından
kanunsuzluklarını
kurgularken ne
diyorlar;
“Soruşturma
Ergenekon olunca
sinkaf ederim hakimi
savcıyı” İşte bu da
SS2 modelidir.
İster SS1 ister SS2
modeli olsun
hazmedebilir
misiniz?
Yargı makamları SS2
modelinin öznesi,
muhatabı olabilirler
mi?
EY HUKUK
BURADAYSAN KÜRSÜYE
ÜÇ KEZ VUR!
Davada, temel ceza
hukuku prensibi
tersine döndü.
Savcılık, suçu
kanıtlamak durumunda
iken biz
suçsuzluğumuzu
kanıtlamak durumunda
kaldık.
Şüpheler ifade
edildi, istisnasız
hepsini çürüttük.
Bilmediğimiz, sizin
kafanızda olan bir
şüphe varsa söyleyin
bize onu da
çürütelim; hem de
belgeleriyle, kesin
kanıtlarıyla..
Suçu kanıtlamak
görevini yapmayan
iddiacılar, CMK ve
temel ceza hukuku
kuralları yerine
engizisyon
yöntemlerine
başvurdular. Bunu da
kabul ettik!
Kanunsuz suçlama ve
sözde kanıtlar ileri
sürdüler! Bunu da
kabul ettik.
Kanunsuz sözde
kanıtlarınıza, niyet
okumacı saçma sapan
sorularınıza da peki
dedik. Hangisi
yanıtsız kaldı!
Hangisi çürütülmedi!
Açık ve net olalım!
Karnımızdan
konuşmayı bırakıp,
açık sözlü olalım.
Şimdi Mahkemenize de
savcılara da
soruyorum: yanıtını
bulamadığınız, eksik
kalan ne? Evet,
yanıt bekliyoruz;
sorun, iddia edin,
yeni, eski, yalan,
uydurma, doğru,
gerçek ne varsa
söyleyin, sorun
bilelim ve bitirelim
bu işi!
TUTUKLULUK:
MAHKEME Mİ İNFAZ
MAKAMI MI?
Geldiğimiz noktada
yanıtını aradığımız
soru şudur:
İstanbul 13. Ağır
Ceza Mahkemesi
yargılama makamı
mıdır yoksa İNFAZ
MAKAMI MI?
Burada kovuşturma mı
yapılıyor, yoksa
yedek üyeniz Ömer
Diken’in 12 Nisan
2009 günlü kararı mı
infaz ediliyor.
Yoksa tıpkı Ümraniye
Bombalarının bulunuş
masalı gibi tarih ve
saatler tersten
işliyor. Önce imha,
sonra karakolda
tutanak, sonra olay
yerinde tutanak ve
nihayet bombaların
bulunması gibi; önce
mahkûmiyet kararı
verdiniz de sondan
başa doğru mu
gidiyoruz. Filmi
sondan başa doğru mu
izliyoruz?
Eğer böyleyse
bilelim burada
kendimizi avutup
durmayalım. Bu
masalın figüranları
olmayalım!
Bu sorularımıza
vereceğiniz sözlü
yanıtların hiçbir
değerli yoktur.
İstediğiniz kadar;
"Biz hiçbir şeyden
etkilenmeyiz",
"Kimse bize bir şey
fısıldayamaz",
"Kimse bize talimat
veremez",
"Siyasi
yönlendirmeler bize
ulaşmaz",
"Dürüstüz,
tarafsızız,
hukukçuyuz, adiliz"
ve benzeri deyip
durum. İster kızın,
ister sitem edin
ister kendinizi
savunup
çaresizliklerinizi,
mazeretlerinizi
sıralayın;
Bunların hiçbir
anlam, önem ve
değeri yoktur. SÖZÜN
BİTTİĞİ YERDEYİZ.
Hukuka bağlılığınız,
bağımsızlığınız,
görevinizi yansız ve
kararlılıkla
yürüttüğünüz veya
yürütmeye niyetli
olduğunuz hususunda
bizi ikna
edebileceğiniz,
inandırabileceğiniz
tek şey vardır O DA
UYGULAMANIZ.
UYGULAMANIZ
NEDİR?
Birinci iddianameyi
kabul ettiniz;
Okunması,
incelenmesi maddeten
olanaksız bir süre
incelemiş gibi yapıp
kabul ettiniz;
Oysa iddianame daha
ilk satırlarında bas
bas bağırıyordu BEN
KANUNSUZUM, HUKUKA
AYKIRIYIM DİYE!
Maktül ve
mağdurların adını
okuduğunuzda
kulaklarınızı
çınlatacak bu
kanunsuzluk
itirafını
duymadınız, belki de
duymazdan geldiniz;
İddianamenin kabulü
kurumunu şekle
indirgediniz, ama
şekli bozukluğu da
görmediniz;
Suçla, suçlamayla
ilgisi olmayan
binlerce ismin,
sözün, belgenin
ezcümle münasebetsiz
evrakın varlığını
görmezden geldiniz;
Bizlere iddianameyi
inceleyip, beyanda
bulunma fırsatı dahi
vermeden;
Engizisyon sorgusuna
göz yumdunuz
Hiçbir aceleniz yok
son derece
rahatsınız
Tahliye taleplerinin
reddini otomatiğe
bağladınız
Mekaniksiniz, insani
boyuta gözleriniz
kapalı
Kamuoyunun haklı,
yasal, meşru
tepkilerine,
yüreğinizi de,
gözünüzü de,
kulağınızı da,
vicdanınızı da
kapadınız. Kapatarak
kamu vicdanında
derin yaralar
açmaktan
çekinmediniz;
Tarafsızlığı yanlış
yorumlayıp;
Cumhuriyetle-Cumhuriyet
yıkıcıları, milli
devletimiz ile
emperyalistler,
vatanseverlerle- “ve
hatta hıyanet”
noktasındakiler
karşısında tarafsız
olmaya kalktınız.
Atatürk’ün
hâkimlerinin, futbol
hakemi değil
Cumhuriyetin
koruyucuları olması
gerekliliğini,
Atatürk
Cumhuriyetinden yana
olmak görev ve
sorumluluğunu ihmal
ettiniz.
Tahliyelerde
yasaları sanıklara
eşit uygulamadınız
Tahliye ölçütleriniz
nedir?
Delilleri bizden
gizlediniz
Yasaların tüm
yurttaşlara eşit
uygulanması gereğini
atladınız
Şemayı açmadınız
Tahliyelerde eşit
davranmadınız
Hukuki duruma değil
dengelere baktınız
DERSİMİZ HUKUK:
TUTUKLAMA NEDİR?
Tutuklama kararı
verilebilmesi için
CMK’nin aradığı
bütün unsurların
aynı anda bulunması
gerekir. Şartları
oluşmamış tutuklama
eziyettir.
Tutuklama çok sıkı
şartlara tabi
kılınmış bir koruma
tedbiri olup
istisnaen
uygulanmalıdır.
Kanunda yazılı
şartlar oluşmadan
uygulanan tutuklama,
eziyettir.
Tutuklama bir ceza
değildir. Tutuklama
bir koruma
tedbiridir.
Tutuklama ceza
muhakemesinin
amacına ulaşmasını
sağlamak için
başvurulan bir
araçtır. Kişinin
tutuklanması, onun
suçlu olduğunu
göstermez.
Tutuklama, makul
süreyi aşmamalıdır
HUKUKUMUZDA KURAL
TUTUKSUZ SORUŞTURMA
VE KOVUŞTURMADIR
Tutuklama ve
tutukluluğun
devamına ilişkin
kararlarda, kanunun
aradığı şartların
her biri,
gerekçelendirilmiş
olarak yazılmak
zorundadır (Anayasa
md. 141, CMK md.
100/2). “Delil
durumu” ifadesi,
olsa olsa, kuvvetli
suç şüphesinin
varlığına işaret
eden bir gerekçe
olabilir.
“Şüphelinin/sanığın
kaçma ihtimalinin
varlığı”,
“şüphelinin/sanığın
delilleri karartma
ihtimalinin
varlığı”, “henüz
bütün delillerin
toplanmamış olması”,
“tüm dosya kapsamı”
gibi ifadeler ise
hiçbir şekilde
gerekçe değildir.
Tutuklama kararını
veren yargılama
makamı, yazdığı
gerekçede, hangi
somut olguların
şüphelinin/sanığın
kaçacağına (veya
saklanacağına) dair
şüphe oluşturduğunu,
şüphelinin/sanığın
hangi
davranışlarının
delilleri
karartacağına dair
kuvvetli şüphe
yarattığını ve adli
kontrol
uygulanmasının
kanunen mümkün
olduğu hallerde
neden adli kontrol
uygulamasının
yetersiz kalacağını
açıklamalıdır.
Soruşturmada ve
kovuşturmada
tutuklama kararı
vermek zorunlu
değildir. Türk
hukukunda kural,
tutuksuz soruşturma
ve kovuşturmadır.
CMK md. 100/3’te yer
alan suç listesinde
sayılan suçların
soruşturması ve
kovuşturmasında dahi
tutuklama zorunlu
değildir. Yargılama
makamı, bu suçlarda
bile suçun
işlendiğine dair
delillere dayanan
kuvvetli şüphe
sebebinin varlığını
tesbit etmelidir.
Yargılama makamı,
söz konusu listede
sayılan suçların
şüpheli veya sanık
tarafından
işlendiğini gösteren
kuvvetli şüphe olsa
da, gerekçe
göstererek
şüphelinin ya da
sanığın
kaçmayacağını veya
delilleri karartmaya
çalışmayacağını
kabul edebilir.
Tutuklama, çok sıkı
şartlara bağlanmış
bir koruma
tedbiridir.
Tutuklama, ceza
yaptırımı gibi
uygulanamaz ve
tutukluluk süreleri
uzatılarak infaza
dönüştürülemez.
Tutuklama ve
tutukluluğun devamı
kararlarında mutlaka
gerekçe
bulunmalıdır. “Dosya
içeriği”, “suçun
vasıf ve mahiyeti”,
“kaçma veya
delilleri karartma
şüphesinin
varlığı”ndan ibaret
soyut cümleler
tutuklama gerekçesi
olamaz. Tutuklama
kararında mutlaka,
şüpheli veya sanık
hakkında kuvvetli
suç şüphesini
gösteren deliller
açıklanmalı, hangi
davranışlarının
kaçma şüphesini veya
delilleri
karartacağı
tehlikesini
gösterdiği ortaya
konulmalıdır.
Tutuklama, son
çaredir.
Bu duruma son verin!
Görevinizi yapın,
başta İşçi Partisi
Genel Başkanı Sayın
Perinçek ve diğer
İşçi Partisi
yöneticileri olmak
üzere tüm
yurtseverleri
serbest bırakın!
Bu
yazı ile ilgili görüşlerinizi 'Ziyaretçi Defteri'nde paylaşabilirsiniz.
Anasayfa
|
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotoğraflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|