Doğu Perinçek’ten,
sonsuzluğa
uğurlayışımızın 70.
Yılında Mustafa
Kemal Atatürk
değerlendirmesi:
(Silivri, 9 Kasım
2008)
Mustafa’yı Kemal yapan kaynaklar:
Fransız Devrimi ve Sosyalizm

Mustafa’yı, Kemal Atatürk yapan
elbette Türkiye’nin devrimci pratiğidir. Mustafa
Kemal, o pratik içinde uluslar arası devrimci
cereyanlardan beslendiğini her zaman açıkça
belirtmiştir. Bu cereyanlar:
Bir: Fransız Devrimi’yle birlikte anılan demokratik
devrimcilik ve
İki: Doğu Avrupa’daki Sosyalist Devrimcilik (Narodnizm)
ve Bolşevik Sosyalizmidir
Fransız Devrimi’nin Atatürk üzerindeki etkisi çok
işlenmiştir. Ancak Sosyalizm akımının ve Sovyet
Devrimi’nin etkisi hep gizlenmiştir. Bu konuyu
“Kemalizmin Felsefesi ve Kaynakları” başlıklı
kitabımda ayrıntılı olarak işledim. Burada
özetliyorum.
SOSYALİST DEVRİMCİ AKIMIN ETKİSİ
Atatürk’ün daha genç bir subayken, not defterine
“Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı” diye
yazdığına değinmiştik.
Tarih, 5 Ocak 1904’tür. Henüz Sovyet Devrimi
olmamıştır ve Sosyalizm, Avrupa’da 1871 Paris Komünü
sonrasındaki iniş sürecinden yükselişe geçebilmiş
değildir. Ancak emperyalizmle cephe cepheye gelen ve
30 yıla yakın bir süredir Abdülhamit despotluğunu
yaşayan Türkiye, yalnız Büyük Fransız Devrimi’nden
değil, Rusya’daki ve Doğu Avrupa’daki Narodnik, yani
halkçı hareketten de etkilenmektedir. İlk
Türkçülerimizin hepsi sosyalist veya halkçı idi.1
NARODNİZMİN ETKİSİ
Türkiye’nin burjuva demokratik devrimi niçin Fransa
gibi ferdiyetçi ve liberal bir mecrada ilerlemedi
sorusuna cevap verirken, kuşkusuz Türkiye’nin bir
Ezilen Dünya ülkesi olması belirleyicidir.İşte bu
özelliği, Türkiye’deki hürriyetçi akımın yüzünü
niçin halkçı ve devletçi akıma çevirdiğini de
açıklar.
1917 Şubat ve Ekim devrimleriyle, 20. yüzyıl
devrimlerinin perdesi açıldı. Böylece Türkiye’yi
paylaşmak için anlaşan üç emperyalistten biri olan
Rus Çarlığı yıkıldı ve yerine Kurtuluş Savaşı’mızı
her yönden destekleyen Sovyet devleti kuruldu. Türk
Devrimi’nin önde gelen yazarlarından Falih Rıfkı
Atay, bu olayı bir Türk yurtseverinin duygularıyla
anlatır:
“Eğer Lenin, Çarlığı yıkmasaydı ve Rusya zafer
gününe erişmeseydi, İstanbul Rus olacaktı. İnsanın
acaba bir İstanbul köşesine Lenin’in büstünü koysak
mı diyeceği gelir.”2
Atatürk, o işi de yapmış, 1928 yılında Taksim
Cumhuriyet Abidesi’ne, hemen kendisinin arkasına
Sovyet devrimcisi Aralov’un heykelini
yerleştirmiştir.
ATATÜRK SOVYET DEVRİMİNİ DE KURTARDI
Türk Devrimi’ne Moskova’dan bakacak olursanız,
Atatürk, Türkiye’yi kurtarırken, aynı zamanda Sovyet
Devrimi’ni de kurtarmıştır.
Rus ve Türk devrimleri, birbirini ateşleyerek
gerçekleşmiş ve adeta birbirine sarılarak
yaşayabilmiştir. O kadar ki, iki devrimin soluk alma
dönemleri bile birliktedir. Rus Devrimi’nin, Yeni
Ekonomi Politikası (NEP)’yla içteki kapitalistlere
ödün verdiği yıllarda, Türk Devrimi de, Halkçılık
siyasetinde bir adım geri atarak, özel girişimciliği
özendirir. 1923 başında toplanan İzmir İktisat
Kongresi, bir bakıma Türk Devrimi’nin NEP’idir.
1929 yılında iki devrim yine birlikte, kendi
raylarına girerler. Rusya’da, yaklaşan Dünya Savaşı
tehdidi de göz önüne alınarak, tarım
kolektifleştirilir. Türkiye’de ise, özel
girişimcilikle yüzyıl geçse ilerlemenin mümkün
olmadığı saptaması yapılır ve yeniden devletçilik
dönemi açılır. 1930’ların dünyasında planlama yapan
iki ülke vardır.
KADER BİRLİĞİ
Sovyet Devrimi ve Türk Devrimi’nin birbirinden
kopuşları, en sonunda iki devrimin de yıkımını
getirmiştir. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra
“Küçük Amerika” sürecine itilir. Sovyetler Birliği
ise, 1960’a doğru kapitalizme geri dönüş yoluna
girmiştir. Birbirinden ayrılan Türk ve Sovyet
devrimleri, ateşin ortasında kalmış ve kendilerini
sokmuşlardır. 1990 yılında Sovyet Devrimi’nin
yıkımına son nokta konduğu zaman, Türk Devrimi de
son kalelerini vermekte, Atlantik’te boğulmaktaydı.
Demek ki, Atatürk’ün biricik vasiyeti olan Sovyet
Devrimi ile dostluk, basit bir dış politika seçeneği
değil, fakat Kemalist Devrim’in biricik yaşama
olanağı imiş.
İDEOLOJİK ETKİLEŞİM
Türk-Rus ilişkilerinin tarihi şöyle özetlenebilir:
Gericilik ve emperyalizm, iki ülkeyi karşı karşıya
getiriyor. Devrim ve halkçılık ise, birleştiriyor.
Sovyet Devrimi ile Türk Devrimi arasındaki bu
eşzamanlı yükseliş ve inişler, kuşkusuz karşılıklı
ideolojik etkileşime de yol açmıştır.
Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a
çıktıktan sonra Havza’daki 18 gün süren çalışmaları
sırasında, Sovyetler Birliği’nden gelen
temsilcilerle buluşmasında Mustafa Kemal,
tasarladıkları hükümet tarzının “Şuralar
Cumhuriyeti’ne”, yani Sovyetlere benzediğini
belirtmiş ve “Devlet Sosyalizmi”
uygulayacaklarınıaçıklamıştır. Daha sonra kabul
edilen Halkçılık Programı ve 1921 Anayasası, Havza
buluşmasında belirtilen görüşlerin anayasa haline
getirildiğini kanıtlar.
BOLŞEVİKLİK TARTIŞMASI
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının 19-22 Haziran
1919 günleri arasında beş gün süren Amasya’daki
“Gizli Komutanlar Toplantısı” nda aldıkları
kararların en önemlisi, “gereğinde geçici idare”
kurulmasıdır.
Yani artık “İstanbul Anadolu’ya hakim değil, tabi
olmak mecburiyetindedir”3. Aslında bu karar,
Anadolu’da bir Millî Hükümet kurma, başka deyişle
Cumhuriyet’i kurma kararıdır. Bu kararla birlikte,
Bolşevik olma konusunun da tartışıldığı ve bu
seçeneğin gereğinde bir kurtuluş çaresi olarak
benimsendiği, Mustafa Kemal Paşa’nın imzasını
taşıyan bir şifre telgraf ve ayrıca bir mektupla
belgelenmiştir.
Birincisi Atatürk’ün 3. Ordu Müfettişi imzasıyla,
Erzurum’da Kolordu Komutanı Kâzım (Karabekir)
Paşa’ya hemen görüşmelerin bitişinden bir gün sonra
23 Haziran 1919 tarihinde yolladığı şifreli
telgraftır: “Bolşevizmin anlayış ve ortaya çıkış
şekli bir daha müzakere edilerek, (…) bunun memleket
için bir sakıncası olmayacağı düşünüldü.” 4
Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz adlı eserinde,
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Bolşeviklik yoluyla
kurtulacağımız eğilimine daha İstanbul’da iken
girdiklerini belirtir ve Amasya toplantısında, bu
fikrin, “olgun bir hale geldiğini” saptar. 5
Mustafa Kemal Paşa, 29 Şubat 1920 tarihinde Talat
Paşa’ya yolladığı mektupta da, gerekirse
Bolşevikliğin benimseneceğini şöyle ifade eder:
“Vatanımızı parçalamak ve milletimizi İngiliz
boyunduruğu altında görmek uğursuz ihtimali
karşısında Bolşevik prensiplerini fiilen tatbik
etmekte kurtuluş çaresi tahmin olunursa, tatbiki
yönündeki müşkülata rağmen bugün hakim olduğumuz
kuvvete dayanarak, o hususa da başvurmak lazım
gelebilir.”6
Mustafa Kemal Paşa’nın başyazarlığını yaptığı
Hâkimiyeti Milliye gazetesi başyazılarında, açıkça
“Türk Komünizmi” veya Sosyalizm savunulmaktadır.
HALKÇILIK PROGRAMI
Mustafa Kemal Paşa’nın Heyeti Vekile adına 13 Eylül
1920 günü Büyük Millet Meclisi’ne verdiği “Kanunu
Esasi Layihası”, yani Anayasa tasarısı, Halkçılık
Programı adıyla anılmıştır. Cumhuriyetimizin 20 Ocak
1921 tarihli ilk anayasası Halkçılık Programı’nın
görüşülmesi sonucu kabul edilmiştir.
Halkçılık Programı ve Beyannamesi, emperyalizme ve
kapitalizme cepheden meydan okur. Hem 2, hem 3.
maddelerde emperyalizmin ve kapitalizmin tahakkümüne
karşı milletin seferber edileceği ve bir İstiklal
Savaşı verileceği belirtilir.
ŞURALAR İDARESİ
Halkçılık Programı ve 1921 Anayasası, bir şuralar
sistemi getirir; devlet örgütlenmesini, vilayet,
kaza ve nahiye şuraları temeline oturtur. Merkezde
halk yönetiminin en yüksek organı olarak TBMM
bulunmaktadır.
Atatürk, bu sistemin Sovyet devriminden esinlenerek
kabul edildiğini ve Sovyet idaresi anlamına
geldiğini açıkça belirtmiştir:
“Milletimizin bugünkü idaresi, hakiki mahiyetiyle
bir halk idaresidir. Ve bu idare tarzı, esası
danışma olan şura idaresinden başka bir şey
değildir. Ruslar buna Sovyet idaresi derler.”7
Atatürk, 30 Ağustos zaferinden sonra da, Sovyet
idaresi tanımını sürdürür. 1922 yılı Aralık ayında
şöyle der: “Bugün Türkiye devleti, doğrudan doğruya
bir meclis, bir şura hükümeti ile idare olunur ve
sonsuza kadar böyle idare olunacaktır.”8
Atatürk, Cumhuriyetin temel kuruluşunu açıkladığı,
19 Ocak 1923 tarihli İzmit konuşmasında da, şura
hükümeti vurgusunda ısrar eder: “Bizim hükümetimiz,
bir halk hükümetidir. Tam bir şura hükümetidir.” 9
DEVLET SOSYALİZMİ
Mustafa Kemal ve arkadaşları, Kurtuluş Savaşı
yıllarında, Sovyetler Birliği’nden gelen “Komünizm”
esintileri ile “Devlet Sosyalizmi” arasında gidip
gelmişlerdir. 1930’lu yıllarda yeniden Devlet
Sosyalizmi’ni benimsediklerini ders kitaplarında
bile ifade etmişlerdir.10
Aslında Devlet Sosyalizmi, Türk devrimcileri
arasında daha İttihat Terakki döneminde kabul
görmüştür. Talat Paşa’nın da Devlet Sosyalizmini
savunduğu görülüyor.
Bizzat Mustafa Kemal, Medeni Bilgiler kitabında,
kendi elyazısıyla “Bu içtimai teminlere Devlet
Sosyalistliğine yaklaşarak varılabilir” diye
yazdı.11
Atatürk’ün Sovyet temsilcilerine ifade ettiği
görüşler, Hâkimiyeti Milliye gazetesi yazılarında ve
resmî metinlerde yer alan görüşlerle örtüşüyor. Bu
görüşmelerin tutanakları, Mehmet Perinçek tarafından
Sovyet arşivlerinde bulunmuş ve yayınlanmıştır.12
TÜRK-SOVYET ASKERİ İŞBİRLİĞİ
Türk Devrimi ile Sovyet Devrimi arasında askerî
alandaki işbirliği, dünya tarihinde az rastlanır
boyutlardadır. Başta Atatürk, Kemalist Devrim’in
önder kadrosu, Kâzım Karabekir Paşa’nın belirttiği
gibi, “Anadolu’nun kurtuluşu için, Bolşevik
ordularıyla el ele vermek” zorundaydı. 13
Türk Ordusu ile Kızıl Ordu’nun buluşmasını Atatürk,
14 Ağustos 1920 günü TBMM’de yaptığı konuşmada müjde
olarak bildirmiştir:
“Kızıl kuvvetler, (…) Ermeni maksatlarını fiil
mevkiine koydurmadılar. 1 Ağustos tarihinde Bolşevik
hükümetinin Kızıl Ordusu’yla Büyük Millet
Meclisi’nin Ordusu Nahcivan’da birbiriyle maddeten
birleşmiş oldu (alkışlar). Oraya giden kuvvetlerimiz
kızıl Kuvvetler tarafından özel merasim ve fevkalâde
ihtiramat ile kabul edilmişlerdir.”14
İki devrim arasındaki askerî işbirliği, büyük
boyutlarda para ve silah yardımı düzleminde
sürmüştür. Büyük Taarruz sırasında Kocatepe
sırtlarında, hemen Atatürk’ün arkasında bir Sovyet
komutanının bulunduğu fotoğraflarla belgelidir.
Sovyet dostluğu, Türk Devrimi açısından stratejik
bir ilkedir.
1930’ların devletçiliği ve plancılığı, dünya
bunalımının zorunlu kıldığı gelip geçici bir
uygulama değil, fakat stratejikti.
1930’larda dünya büyük bir krize girerken, iki
ekonomi hızla gelişiyordu. İkisi de kamucu ve
plancıydı: Sovyetler Birliği ve Atatürk’ün Türkiyesi.
SINIFSIZ TOPLUM AMACI
Yakup Kadri, Atatürk’ün sınıfsız toplumu
amaçladığını şöyle belirtir:
“Atatürk’te gerçekten sosyalist görüş vardı. O,
sınıfsız bir toplum düzenine ulaşmak istiyordu.
Sınıfsız
toplum tabii ki sosyalist bir idealdir.”15
Dipnotlar:
1-Bkz. Teori, Sayı 188, Eylül 2005. Bu konuda Arif
Acaloğlu’nun
Aydınlık dergisinde yazdığı bilgilendirici yazıya
bakılmasını
öneririz. Arif Acaloğlu, “Devrimci Toplum Önderleri:
İlk Türkçüler”, Aydınlık, Sayı 768, s. 22-25
2-Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Doğan Kardeş
Matbaacılık
San. A.Ş, İstanbul, 1969, s.166.
3-Atatürk’ün Bütün Eserleri Nutuk 1, c.19, s.44;
Nutuk/Söylev, c.III, TTK Basımevi, Ankara, 1999,
s.1234, Belge 27. Bu konuda bkz.
Doğu Perinçek, Kemalist Devrim-4/ Kurtuluş
Savaşı’nda Kürt Politikası. Kaynak Yayınları,
İkinci Basım, İstanbul, Aralık 1999, s.141.
4-Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.3, Mayıs 2000, s.114.
5-Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, c.1, Emre
Yayınevi, İstanbul, s.96.
6- Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.6, Ağustos 2001,
s.409.
7- Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.12, s.200.
8- Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.14, s.176.
9- Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.14, s.329.
10-Kemalist Devrim’in devlet sosyalistliği konusunda
bkz. Mahmut Esat Bozkurt,
Atatürk İhtilali 1-2, s.197 vd; Muammer Aksoy,
Atatürk ve Sosyal Demokrasi; Doğan
Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, 2, s.469 vd; Doğan
Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, 1,
448 vd; S.N. Tansu, İki Devrin Perde Arkası, s. 338
vd; M. Suphi’nin Stalin’e raporu,
Teori 126, Temmuz 2000 (Kemalistlerin devlet
sosyalizminden yana olduğunu belirtiyor);
Korkut Boratav, 100 Soruda Devletçilik, s. 58 vd.
(Celal Bayar’ın Hakimiyeti Milliye’ye
cevabı var); Mustafa Kemal-Frunze Görüşmeleri,
Kaynak Yayınları, s.39; Medeni
Bilgiler, s. 72, 527; Tekinalp, Kemalizm, s. 228,
243, 252.
11-Prof. Dr. A. Afet İnan, Medeni Bilgiler ve M.
Kemal Atatürk’ün el yazıları, Türk
Tarih Kurumu Yayınları, 2. Basım, Ankara, 1988,
s.72.
12- Kazım Kararbekir, İstiklal Harbimiz, c.1-2, Emre
Yayınları, İstanbul
13- Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetlerle
Görüşmeleri
14- Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.9, s.174.
15- Bkz. Yön Dergisi, Yıl 1, Sayı 47, 7 Kasım 1962,
s. 12.
Basın Açıklaması |
Özgeçmişi |
Kitapları |
Fotograflar |
Video |
İletişim
|
Ziyaretçi Defteri
|